BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstanbul'un öteki yüzü!

İstanbul'un öteki yüzü!

‘Mega Kent’in gizli bir yüzü daha var! Büyük hayallerle İstanbul’a gelenler, arka sokaklardaki birkaç metrekarelik odalarda 5-10 kişi bir arada yaşıyor.



YAZI DİZİSİ MELİK DUVAKLI - SALİH BİLİCİ “ODALARDA IŞIKSIZIM, KATIKSIZIM, VİRANEYİM” Diyarbakırlı 5 gencin yanarak can verdiği Eminönü Küçükpazar semtinde kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz. Oradan yansıyanlar buzdağının görünen yüzü. * Eski iş hanları kutu kutu odalara çevrilmiş. 5 metrekarelik bu yerlerde 10 kişi kalıyor. Bazı odalarda babaların yerlerini şimdilerde çocukları almış. Taşı toprağı altın değilmiş Bu yazı dizisi geçimlerini sağlamak için çoluk çocuğu memlekette bırakıp taşını toprağını altın bildikleri İstanbul’a gelen yalnız insanların onurlu hikayelerini anlatıyor. İstanbul’un göbeğindeki bekâr odalarında yaşananlar adeta çaresizliği ve yokluğu resmediyor. Biz de Süleymaniye’nin karanlık odalarına dalıp, İstanbul’un görünmeyen yüzünün fotoğrafını çektik... Geçtiğimiz hafta Diyarbakırlı beş gencin yanarak hayatını kaybetmesinin ardından gündeme gelen Eminönü’nün bekâr evleriyle ünlü Küçükpazar semtindeyiz. Yaşları 15 ila 23 arasında değişen Diyarbakırlı 5 akraba gencin yaşadığı dram, buzdağının görünen küçük bir yüzü. Zira aynı bölgede binlerce insan, benzer tehlikeler, yokluklar ve çaresizlikler içinde bu yapılarda hayat mücadelesi veriyor. Tarihi Yarımadanın arka sokaklarında yaşananları yerinde görmek için Küçükpazar’a gidiyoruz. Beş gencin vefat ettiği Küçükdolap sokağının iki sokak yukarısındayız. Birçoğu viraneye yüz tutmuş derme çatma yapıların birleştiği küçük bir boşluktan 8 metrekarelik bir odaya giriyoruz. İşten gelmiş bir grup genç, yorgunluk çaylarını yudumluyor. Sigara dumanının kesif ağırlığının çöktüğü odanın her halinde büyük bir çaresizlik, yoksulluk ve imkânsızlık gözleri alazlıyor. BİR ODADA 20 KİŞİ Bölgenin eski iş hanları, genişliği 5 ile 10 metrekare arasında değişen kutu kutu bekâr odalarına çevrilmiş. Bir odada 5 ile 20 arasında kişi kalıyor. Ailelerinden koparak iş bulma umuduyla büyük şehre gelen bu insanların genelde Doğu ve Güneydoğu kökenli olduğu zannedilir. Oysa semt, çok kozmopolit bir yapıya sahip. Türkiye’nin her bölgesinden, her ilinden adam var. Nevşehirli, Aksaraylı, Diyarbakırlı, Edirneli, Tekirdağlı... Türk, Kürt ve Laz vatandaşlarımızın yanı sıra Romen, Çerkez, Özbek, Çeçen, Kırgız, Bulgar göçmenlerin de hayat mücadelesi verdiği bekâr odalarının, 12’den 70’e her yaştan sakini var. Yeni gelenler daha çok akrabalık veya tanışıklık bağı üzerinden bu evlere yerleşiyor. Odalar aynı köylü, aynı ailenin fertleri ile dolu. Bazılarında bu birkaç nesil devam etmiş. Babaların yerlerini şimdilerde çocukları almış. HARABE BİNALAR İstanbul’daki bekâr odaları ile ilgili sağlıklı bir envanter yok. Bekâr odası sakinleri muhtarlığa kayıt yaptırmadıkları için Fatih Belediyesi buna dair bir rakam veremiyor. Daha çok Süleymaniye, Küçükpazar ve Vefa semtleriyle özdeşleşmiş bu alanlar. Kentsel dönüşüm projesine alınan bölgedeki binalar genellikle harabe konumunda. Bu yönüyle de büyük deprem bekleyen İstanbul’un önemli risk alanlarının başında geliyor. Özellikle ahşap binaların çoğu, yıkılmaya ve en ufak kıvılcımda tutuşmaya aday. Hanların içindeki odalar, 150 ila 400 lira arasında değişen bir paraya kiralanıyor. 40 KİŞİ İÇİN TEK BANYO Bekâr odalarındaki hayat birkaç metrekarelik alanda sürdürülüyor. Tuvalet ve banyo diğer odalarla ortak. Genellikle her katta bir banyo ve tuvalet bulunuyor. Ve o katta yaşayan ortalama 40-50 kişi aynı banyo ve tuvaleti kullanıyor. Sıcak su imkânı yok. Oda sakinleri bu ihtiyaçlarını ya çok zor şartlarda ucu açık elektrik kabloları ile bidon içerisindeki suyu ısıtarak ya da dışarıdan ücretle karşılıyor. Kışın ise daha çok dışarıda ücret ödeyerek banyo yapıyorlar. Kirli çamaşırı temizleme işi oldukça problemli. Yazın hava sıcak olduğu için elde yıkanan çamaşırlar koridorlarda veya karşı binaya gerilen iplere asılarak kurumaya bırakılıyor. Ancak kışın bu mümkün değil. BU SOKAKLARIN GEÇMİŞİ BİZANS’A DAYANIYOR Yangın olayı ile yeniden gündeme gelen İstanbul’un göbeğindeki bu bekâr odaları Bizans dönemine uzanan bir tarihe dayanıyor. Osmanlı döneminde sürekli bir denetim altında tutulsalar da asıl yozlaşma 18. yüzyılda başlıyor. Şartların her gün biraz daha kötüleştiği bu yerler bugün oldukça ilkel şartlara sahip. BÜYÜKLERE KÖMÜR, KÜÇÜKLERE ELEKTRİK SOBASI Süleymaniye’nin sakinleri, yıkılmaya yüz tutmuş binaların üç-dört metrekarelik sağlıksız odalarında yaşama mücadelesi veriyor. Isınma problemi odanın büyüklüğüne göre değişiyor. Büyük odalarda kömür, küçüklerinde ise elektrik sobası kuruluyor. BEKÂRA UCUZ HİZMET Esnaftan ‘oda’ tarifesi Bekâr odaları kendi sektörünü de oluşturmuş durumda. Çevrede birçok küçük işletme buradaki imkânsızlıklar üzerinden yeni geçim alanları oluşturmuş. Köşe başlarında çamaşırhaneler dikkat çekiyor. Bir kilo çamaşırı, 2.5 liraya yıkıyorlar. Bekâr odası sakinleri kış aylarında yıkanma ihtiyaçlarını çoğunlukla dışarıda karşılıyor. Banyo yapma ücreti bu yerlerde 5 TL. 6 kişi ile birlikte 10 metrekarelik bir odada yaşayan 28 yaşındaki Yaser Ekici’ye göre en büyük problem banyo ihtiyacı: “Buralarda hayat şartları çok zor. En zoru da banyo. Her şey parayla. Üç beş kuruş artırabilmek için buralarda kalıyoruz ama kazandığımızın yarısı da yine bu temel ihtiyaçlara gidiyor.” Küçükpazar semtindeki mahalle bakkalında akşam mesai bitiminde büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Termostan bardakla çay satan gençten restoranlarda komilik ve garsonluk yapanlara, işportacılardan kağıt işçilerine kadar bir çok gencin yolu mahalle bakkalından geçiyor. Zira işten dönenlerin önemli bir kısmı ihtiyaçlarını bakkaldan temin ediyor. Bakkal amca da buna göre tesisatını kurmuş. Esnaf Baki, tost isteyene tost, melemen isteyene melemen yapıyor. Yılların bakkalı müşterilerine ekmek arası da birçok tercih sunuyor. Veresiye defteri burada hâlâ geçerliliğini koruyor. Bakmayın bekâr denildiğine aslında onların çoğu evli! Artırdıkları üç beş kuruşu memleketteki ailelerine gönderiyorlar. Süleymaniye’deki yapılar her ne kadar bekâr odaları olarak bilinse de barınanların çoğu evli aslında. Geçim umuduyla eş ve çocuklarını memlekette bırakıp İstanbul’a çalışmaya gelmişler. Kazançlarından artırdıkları üç-beş kuruşu memlekette kalan ailelerine gönderiyorlar. Çocuklarını ise ancak birkaç ayda bir görebiliyorlar. Nevşehirli Okan Yılmaz 25 yaşında. Bir yaşını dolduran çocuğunu şimdiye kadar dört kere görebilmiş. Dört kişi kaldıkları 5 metrekarelik odaya 250 lira kira ödüyorlar. Promosyon ürünleri üreten bir atölyede çalışan Özkan Yılmaz’ın aylık geliri ise 800 lira. Yılmaz, “Burada her şey sorun aslında. Isınmak için elektrikli soba kullanıyoruz ama geceleyin tehlikeli olduğu için onu da kapatıyoruz. Daha yeni 5 kişi yangından öldü. Hiçbir hayat garantimiz yok. Sigortasız çalışıyoruz. Keşke emeğimizin karşılığında insanca yaşayabileceğimiz kadar bir gelir elde edebilsek. Memlekette iş imkânı olsa zaten gelmezdim. Evimde, ailemle kalırdım. Ama maalesef buna mecburum” diyor. YARIN: ÖTEKİ İSTANBUL’UN ÖTEKİ HİKÂYELERİ
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT