BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Neccârzâde Sıddık Efendi

Neccârzâde Sıddık Efendi

“Îmân, Resûlullahın, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine i’timâd ve i’tikâd etmektir...”



Neccârzâde Sıddık Efendi, 1719 (H.1131) senesinde İstanbul’da doğdu. Nakşibendiyye ve Halvetiyye yollarının büyüklerindendi. 1794 (H.1208) senesinde Rumelihisarı’ndaki dergâhında vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: Îmân, Resûl-i Ekrem efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine i’timâd ve i’tikâd etmektir. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veyâ şüphe etmek küfürdür. Çünkü, Resûle inanmamak veyâ i’timâd etmemek, Resûle yalancı demek olur. Yalancılık kusûrdur. Kusûru olan kimse, Peygamber olamaz. [Îmân demek, (Nass)larda, ya’nî, Kur’ân-ı kerîmde ve icm⒠ile ve zarûrî olarak bilinen hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilen şeylerin hepsine, inanmak demektir. Burada (İcmâ’) demek, Eshâb-ı kirâmın “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” söz birliği demektir. Bir şeyi, Eshâb-ı kirâm, söz birliği ile bildirmedi ise, Tâbi’înin söz birliği bu şey için icm⒠olur. Tâbi’în de bu şeyi söz birliği ile bildirmedi ise, Tebe-i tâbi’înin söz birliği ile bildirmeleri, bu şey için icm⒠olur. Çünkü, bu üç asrın âlimleri, ya’nî müctehidleri, hadîs-i şerîf ile övülmüştür. Bunlara (Selef-i sâlihîn) denir... Zarûrî olarak bilinmek demek, her asırda, Müslümânların çoğunun işittikleri, yayılmış bilgi demektir. Bunları bilmemek özür olmaz... İcm⒠ile ve zarûrî olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerinde ictihâd yapmak câiz değildir. Çünkü, bunlara inanmayan kâfir olur. Bunlara inananlara (Mü’min) ve (Müslümân) denir. Bunlar, Muhammed aleyhisselâmın ümmeti olur... YETMİŞİKİSİ YANILMIŞTIR!.. Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden ba’zıları i’tikâdda ictihâd yaparak yetmişüç fırkaya ayrıldı. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan ve açık olanların da ma’nâları icm⒠ile ve zarûrî olarak anlaşılmamış olan yapılacak işlerde ictihâd etmek câizdir. İnanılacak olan bilgilerde ictihâd hiç câiz değildir. Böyle bilgilerde ictihâd ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günâh olur. Müslümânların yetmişüç fırkasından yetmişiki fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, (Bid’at sâhibi) olmuşlardır. Bunlar sapık inançlarının cezâsı olarak Cehenneme gireceklerdir. Fakat, Müslümân oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azâb gördükten sonra, çıkarılacaklardır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT