BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Develer tellal pireler berber iken

Develer tellal pireler berber iken

12 Eylülden hesap sormak ne demek? Laf olsun diye sormuyorum, emin olun anlamakta zorlanıyorum. İşkence mağdurları var. Anlattıkları insanın kanını donduruyor. O dönemde her şehirde, her hapishanede, her karakolda benzeri olaylar yaşanmış. Şimdi biz bunun hesabını soracağız. Peki bu iş nasıl olacak.



12 Eylülden hesap sormak ne demek? Laf olsun diye sormuyorum, emin olun anlamakta zorlanıyorum. İşkence mağdurları var. Anlattıkları insanın kanını donduruyor. O dönemde her şehirde, her hapishanede, her karakolda benzeri olaylar yaşanmış. Şimdi biz bunun hesabını soracağız. Peki bu iş nasıl olacak. 12 Eylül ve hesap sormak deyince elde avuçta fail olarak yaşı 90’a yaklaşmış iki isim var. Bu iki isme bu ihtilalin başı olarak bakıyoruz. Çağırdık mahkemeye, hoş beş faslından sonra sıra -hep gündemde tutulduğu için örneği oradan veriyorum- Diyarbakır hapishanelerindeki işkencelere geldi. Genelleme mi yapacağız yoksa tek tek mağdur şikayetlerini, müdahillerin beyanlarını okuyup; -Bu işe ne diyorsun, -Bu işkenceleri niye yaptırdınız mı, diyeceğiz. İşin bu safhaya kadar geleceğinden emin değilim. Varsayalım ki geldi, biz de sorduk. Verecekleri cevap şartlar çok olağanüstüydü, olup bitenlerden haberimiz yoktu, olacak. Biz ne diyeceğiz? Sen devlet başkanısın.. İhtilalin liderisin.. Nasıl haberin olmaz.. Veya; Sen ihtilal yapmasaydın bu işler olmazdı.. ... Detaya inme imkânı yoktur. Bırakın ülke genelini sadece Diyarbakır hapishanesinde o dönemde görev yapan savcı, gardiyan, müdür, jandarma amiri memuru, getiren götüren polisler listelenip toplansa sadece onların sorgusu seneler sürer.. Öleni vardır, yaşlanıp bunayanı, hatırlamayanı, iftiraya uğrayanı, akılda yanlış kalanı.. Aynı sorgu ve mahkeme düzenini her il için, her bölge için ayrı ayrı kursanız davalı ve davacıların ömrü yetmez. Bu iş olmaz beyler.. Peki ne olur? Azıcık kompozisyon ödevi tadında, bu dönemin sembol isimleri oldukları için iki kişinin şahsında usulen bir yargılama yapılır.. Mahkeme kararı ile yapılan işlerin utanç verici olduğu, şu veya bu sebeple övgüyle bahsedilemeyeceği, bu işi yapanların rütbe ve unvanlarının alındığı, ders kitaplarında isimleri geçecekse şu şekilde geçeceği vs. karara bağlanır. Aksi, herkesten hesap sorulacağı iddiası -veya beklentisi- hayal. O gün o hapishanede görevli olan yüzbaşı seneler sonra bilmem nerede general olmuş.. O gün orada görevli savcı yüksek mahkeme üyesi olmuş.. Polis, emniyet müdürü olmuş.. Bulun getirin deyince bu işlere bulaşanlarıyla beraber 100.000 kişi eder. O günkü sayı ile 67 vilayet.. Her vilayette 1000 kişi olsa 67.000 kişi.. Yüzde 30’u ölmüştür, yüzde 20’si de koltukaltı değnekle ayakta duruyordur.. Hangi birinden hesap soracaksın.. Hem neden sadece 12 Eylül.. 27 Mayısı var, 12 Mart’ı var, Şubatı var, Nisanı var.. faili meçhuller dönemi 94-97 aralığı var.. Bizde işkence ve kötü muamele ihtilal dönemlerine mahsus bir muamele değil ki.. Kötü olan işkence ise her dönemde var. İhtilal ise teferruata girmeden sembolik olarak ihtilal üzerinden sorulur ve hükme bağlanır. O zaman da neden sadece 12 Eylül derler.. İşin ilginç bir yanı daha var. İşkence insanlık suçudur, diyenlerin eline o günün şartları ve fırsatları geçseydi en az yarısı bu işlerden geri kalmazdı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT