BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Senin sinirlerin bozulmuş!”

“Senin sinirlerin bozulmuş!”

Perihan hanım beklemekten çılgına dönmüştü. Saatler geçmek bilmiyor, gecenin karanlığında tanıdık bir yüz görebilmek için gözlerini fal taşı gibi açmış dışarıyı izliyordu.



Perihan hanım beklemekten çılgına dönmüştü. Saatler geçmek bilmiyor, gecenin karanlığında tanıdık bir yüz görebilmek için gözlerini fal taşı gibi açmış dışarıyı izliyordu. Ne Oktay vardı ortalarda ne de Doğan bey. Sonunda gözü saate ilişince dehşetle irkilmişti. Gece yarısını çoktan geçmişti zaman. Birilerinden yardım istemek ihtiyacını hissetti. Telefona atıldı deli gibi. Füsun’un evini aradı. Emektar sekreter yeni yatmıştı. Yalnız yaşıyordu Füsun. Hemşire okulunu bitirdikten sonra iki sene hastahanede görev yapmış, ama sürdürmemiş istifa ederek özel bir klinikte çalışmaya başlamıştı. Hiç evlenmemişti. Anne ve babasıyla oturmuştu son beş seneye kadar. Ama iki yaşlıyı birbirlerinin ardı sıra kaybetmişti. O zamanlarda en büyük desteği doğan beyle Perihan hanım olmuştu. Doktorun yanında on bir senedir çalışıyordu. Çok da memnundu. Kendisini bu ailenin bir parçası gibi görüyor, saygı sınırları içinde her şeyini paylaşıyordu. Perihan hanımın gece yarısını geçen bir vakitte yardım çığlıkları atan sesini duyunca hiç düşünmeden bir taksiye atlayıp gelmişti. Olayları dehşet içinde öğrenmiş, bu iki insanın çaresizliği onu da kaplayıvermişti. Doğan beyin emniyete niçin götürüldüğünü bilmedikleri için fikir üzerine fikir yürütüyorlar, Oktay da ortalarda görülmediği için konuyu hep onunla bağdaştırıyorlardı. Doğan bey anlamsız, boş bir bakışla süzdü iki kadını. Sakin bir halde mırıldandı: - Yürüdüm biraz. İhtiyacım vardı... Perihan hanım adeta isyan etti. Hepsinin sinir sistemi boşalmıştı artık: - Neler oluyor söylesenize... Biri bana anlatsın, bilmek istiyorum! Diye haykırdı. Artık bütün inisiyatifini yitirmiş gibiydi. Füsun hemen müdahale etti: - Ne olur Perihan hanım, sakin olun... Doktor aynı boş bakışlarla izliyordu karısının feveranını. O da kendisinde değildi sanki. Füsun onların yanında olmakla ne kadar isabetli hareket ettiğini düşündü. Nazik hareketlerle koluna girdi yaşlı kadının, onu salona götürüp oturttu. Bir kaşık sakinleştirici şurup içirdi. Sonra doktora döndü: - Lütfen Doğan bey, siz de bir kaşık için şundan, ferahlayacaksınız... İtiraz etmedi yaşlı adam. Bir çocuk gibi ses çıkartmadan söylenenleri yapıyordu. O da hanımının karşısına yerleşti. Ağır ağır konuştu: - Recep.... Ölmüş... öldürmüşler... Perihan hanım haykırdı: - Aman Allahım, yoksa... Yoksa Oktay... Başını kaldırdı adam. Hayretle baktı karısına. Hiç düşünmemişti bunu. Kafasını iki yana salladı: - Hayır... Öyle bir şey yok! Kumar yüzünden. Öldüren belli. Bıçaklanmış. Tespit için çağırmışlar. Cebinden benim adresim çıkmış... Artık kimsenin hayatını mahvedemeyecek.... İnledi Perihan hanım: - Neye yarar! Baksana şu hale... Yavrum yok ortalarda... İzin vermeyecektin gitmesine. Nerede Oktay? Nereye gitti söyle bana! Sen izin verdin... Sen durdurmadın onu... Haykırıyordu kocasının yüzüne. Artık çaresizlikten suçlamalar başlamıştı. Doğan bey yutkundu: - Senin sinirlerin bozuldu. Durduramazdım. Onun yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Hayatını alt üst edecek şeyler yaşıyor şimdi. Müdahale edemezdim. Korkma, benim oğlum yanlış şeyler yapmaz. Şimdi düşünüyor o!.. Keşke yardım edebilseydim ama... Ağlamaya başladı birden. Füsun hayretle baktı ona. Koskoca adamın omuzları sarsılıyor, boğazından garip, cüssesine hiç yakışmayan, boğuk hıçkırıklar dökülüyordu. Acıyarak buruşturdu yüzünü. Oturup beklemekten, neler olup biteceğini yaşamaktan başka hiçbir şey yoktu yapacak... - Birazdan gelir, eminim... diye mırıldandı. Sessiz bir bekleyiş başladı bütün bunlardan sonra. İki yaşlı, içtikleri sakinleştirici şurubun da etkisiyle daha yumuşamışlar, ama gözlerini kırpmadan kulakları kapıda öylece oturup kalmışlardı... DEVAMI YARIN
Kapat
KAPAT