BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karlı bir öğle yemeğinde; Slavoj Zizek

Karlı bir öğle yemeğinde; Slavoj Zizek

The Cup bu yıl ikinci kez İstanbul’da gerçekleştirildi. Kıtalararası Reklamcılık Kupası olarak bilinen etkinlik Zizek, Edward de Bono ve Boris Podrecca gibi birçok önemli ismi İstanbul’da buluşturdu.



The Cup bu yıl ikinci kez İstanbul’da gerçekleştirildi. Kıtalararası Reklamcılık Kupası olarak bilinen etkinlik Zizek, Edward de Bono ve Boris Podrecca gibi birçok önemli ismi İstanbul’da buluşturdu. Etkinliğin son günü yani geçen Cuma ise Reklamcılar Derneği, Marketing Türkiye, MMI, Reklamcılık Vakfı , Bilgi Üniversitesi ve basından küçük bir grup Ritz Otel’deydik. Karlı bir İstanbul günü öğlen yemeğinde, ünlü düşünür, felsefeci ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek’le birlikte olduk. Zizek anlattı bizler sorduk. Velhasıl bazı satır başlarıyla; “Aklın kötümserliği ile iradenin iyimserliği”ni öne çıkartarak Mao’nun o meşhur sözünü hatırlattı: “Gökkubbenin altında büyük bir keşmekeş var, vaziyet harika!” Zizek, televizyon reklamlarından etkilenip aşırı tüketime kaçmadığını çok para harcamadığını belirtip, 12 yaşındaki oğlu Tim’le Slovenya’nın başkenti Lubliyana’da yaşadığını söyleyip “deli bir adamım üst-başa para vermem üzerimdeki tişörtü katıldığım bir etkinlikten aldım, pantolonum akrabamın, iç çamaşırlarımı ise ucuz bir mağzadan satın aldım” dedi. Reklamların kitlelere farkında olmadıkları şeyleri hatırlattığını söyleyen Zizek “Reklamcılar, yaptıkları işlerde fantezi ögesini kullansınlar. Bu şekilde anlatmak istediklerini direkt olarak değil, dolaylı olarak vermiş olurlar. Tüketiciler arzuladıkları şeyleri doğrudan almak istemezler. Örneğin benim favori ürünüm Kinder sürpriz yumurta.” Aslında her söyleminde de işi biraz dalgaya vurarak yöneltilen soruyu kendi espri anlayışı ve üslubuyla etrafına söyleyeceklerini komiklik ve şakaların içine gizleyerek ifade ediyor. Eğer cevap uzarsa da hep aynı nakarat içinde kalıyor. Bazen farklı tanımlasa da özünde hep Marksist olduğunu ifade etti. Ama hep de onların eleştirilerine maruz kaldı. Son dönem çalışmalarında en büyük ilhamı Hegel’den aldığını, onun felsefi temellerinden yola çıkıp psikanalize ve 20. yüzyıl sosyalizminin sorunlarına uzanan arayışlarının belli başlı uçlarını birleştirmeye çalıştı. Devrimci terörü destekleyen Leninist söylemleri ve radikal görüşlerini kitle kültürüyle birleştirip gündelik dil ve sosyal yapıya entegre etmesi onu “Batı’nın en tehlikeli felsefecisi” yaptı. Diğer yandan “Felsefenin Elvis’i” olmaktan nefret etse de Amerika’da birçok televizyon programına da katılmaktan geri kalmadı. Değişen günümüzde bu tür ufuk açıcı etkinlikler daha çok yapılmalı... Umut... 2011’in sonunda yaşamının önemli bir bölümünü iletişim sektöründe ve birlikte omuz omuza çalıştığımız sevgili Umut Ulus “Umut’la yaşam yolculuğu” ismini verdiği kitabını bana imzalamış. Kitabın ruhumda açtığı pencereden; hayatı, zamanı, anı yaşamanın önemini ve güzelliğini bir kez daha bana hatırlattı... Umut’la yaşamak işte böyle bir şey.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT