BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Neden Humus

Neden Humus

Mübarek Mevlid Kandili’nde 350 masum öldürüldü. Bu katliamın Humus’ta olması tesadüf değil!



ESAD REJİMİNİN KANLI ÖFKESİNİN PERDE ARKASI iRFAN ÖZFATURA SURİYE’DEKİ OLAYLARIN PERDE ARKASINI YAZIYOR İran resmen Beşar Esad’ın yanında, tuhaf ama İsrail de yanında. Esad sözüm ona Arap milliyetçisi Marksist bir çizgiden gelen Rusya’da yanında. Hizbullah yanında, PKK yanında... Bir insan, mübarek Mevlid kandilinde ibadet eden müminleri kadınları çocukları öldürebilir mi? Zaten BAAS bu demek, halkına bunu münasip görüyor. BAAS teorisi Mişel Eflak adlı bir Hıristiyan’a ait. Bu sistem Esad ailesinden başkasına iktidar şansı tanımıyor. Beşar bir oy bile alsa geçerli oyların %100’ünü almış sayılıyor. Dilerseniz bu konuları dış politika uzmanlarına bırakalım da, size Humus’u anlatalım. 50 ASIRLIK MAZİSİ VAR Humus, Suriye’nin üçüncü büyük şehrî. Mazisi 5 bin yıl evveline uzanıyor. Asr-ı saadet yıllarında yeryüzünde iki büyük güç var. Sasani ve Bizans. Heraklius, Perslere karşı zaferler kazanıyor ancak Müslümanlar karşısında tutunamıyor. Yermük Savaşı’nı (636) takiben Humus’u terk ediyor. Ebû Ubeyde bin Cerrah ve Hâlid bin Velîd (Radıyallahu anhüm) kumandasındaki İslâm ordusu kan dökmeden şehre giriyor (637). İlerleyen yıllarda Hazreti Muâviye Humus’u vilâyet yapıyor. Abbasiler, Tolunoğulları, Karmatîler, Hamdânîler... Humus, Seyfüddevle’nin yeğeni şair Ebû Firâs el-Hamdânî ve Emîr Alptekin Bekcûr devrinde altın yıllarını yaşıyor. Mirdâsîler’in ardından Fâtımîler’in eline geçiyor. 1090 yılında Selçuklu Sultanı Melikşah, Fatımi hakimiyetine son veriyor. Tâcüd-devle Tutuş ve Atabeg Cenâhüddevle Hüseyin devrinde Türklerin nüfuzu artıyor. Dedelerimiz amansız Haçlı saldırılarına rağmen şehri bırakmıyor. Melik Dukak, Atabeg Tuğtegin, Emîr Karaca, Hayırhan, Necmeddin İlgazi, Atabeg Tuğtegin ölümüne direniyor. Franklar kum gibi kalabalık geliyor, havaliyi yakıp yıkıyor. Halep Emiri İzzeddin Mesud şehrî kurtarıyor. İmâdüddin Zengî ve Muînüddin Üner, Haçlı saldırılarını püskürtüyor. HALİDİYE MAHALLESİ Nûreddin Mahmud Zengî ve kardeşi Seyfeddin Gazi burayı üs ediniyor. Bu dönemde Humus bereketli tarımı ve canlı ticareti ile öne çıkıyor şehir kubbelerle donatılıyor. Esedüddin Şîrkûh el-Mansûr’un ardından şehir Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye bağlanıyor. Haçlılar, Humus’u asla aşamıyor, bu ne mukavemet? Akılları almıyor. Ardından Moğol istilası başlıyor. Halep’i yağmalayan güruh Humus’a da geliyor. Evvelki gün katliam yaşanan Halidiye Mahallesinde (Hâlid bin Velîd’in kabri civarında) amansız bir savaş oluyor. Moğollar bozguna uğruyor. Abaka Han ikinci defa Humusa saldırsa da Sultan Kalavun’un emrindeki Memlûk kuvvetleri yine Halidiye mahallesinde destan yazıyor. Humus, Yavuz Sultan Selim devrinde (1516) Osmanlı hakimiyetine giriyor. Bir ara Hidivlerin eline geçse de yine Osmanlı’ya bağlanıyor. I. Cihan Harbinde İttihatçılar çekiliyor, Suriye Fransız mandası ile yönetilmeye başlıyor. SAHABELER VELİLER Humus, kalesi, Ulu Camisi (Cami-ül Kebir), mektepleri, medreseleri, tekkeleri, mescidleri, hanları, hamamları ve bedestenleri ile tipik bir İslam şehri. Ticaret yolları üzerinde bir kavşak, halkı sanatkar. İklim mülayim, toprakları mümbit. Asi Nehri’nden yayılan kanallar ovayı suya kandırıyor. 17. yüzyılda Humuslular “Oğuz taifesi” olarak tanınıyor. Humus’ta başta Halid bin Velid, Vahşi, Sevban, İkrime (Radıyallahu anhüm) olmak üzere 70’ten ziyade sahabi medfun. Abdullah ve Ubeydullah bin ebi Talip, Abdullah ibn-i Ömer, Ebul Musa el Eşari, Abdurrahmân Hadramî, Cübeyr bin Nüfeyr, Ka’bül-Ahbâr gibi alimler bu nurlu beldeye yerleşiyor. CİZYELERİNİZİ GERİ ALIN! Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri Humus’u ele geçirince Rumları çağırıyor. “İşinizde, gücünüzde, ibâdetlerinizde serbestsiniz! Malınız, canınız, ırzınız emniyet altında. Size adaletle davranacak, hakkınızı savunacağız. Saldırılardan korunacaksınız, ancak bu hizmetimize mukabil senede bir kere cizye alacağız.” Humus Rumları, cizyelerini seve seve veriyorlar. Ancak Heraklius Antakya’yı sıkıştırınca Humus’taki mücahidlerin Yermük’deki kuvvetlere katılması isteniyor. Bunun üzerine Ebû Ubeyde hazretleri, Hıristiyanlara hitaben “gitmek zorundayız” diyor, “vaadimizde duramayacağız. Beytülmâle gelin, cizyelerinizi geri alın!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT