BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Necîbüddîn-i Şîrâzî

Necîbüddîn-i Şîrâzî

“Her şeyi, Allahü teâlâ yarattı. Her şeyin sâhibi, mâliki Odur. Kullanmamız için izin verdiği şeyler, helâl olur. İzin vermediği şeye de, harâm denir.”



Necîbüddîn-i Ali Şîrâzî hazretleri, İran’da yaşamış olan büyük velîlerdendir. Şîrâz’da doğdu. Bir mürşid aramak için seyahate çıktı. Bağdât’a uğradı. Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretlerini tanıdı. Şihâbüddîn hazretleri onu talebelerinin arasına aldı. Necîbüddîn Ali, hocasının feyz ve bereketleri ile birkaç sene içinde yetişip velîlik yolunda kemâl mertebesine ulaştı. Hocası tarafından mezun edilip, insanlara doğru yolu gösterip, onlara feyz ve bereket sunmak üzere memleketi olan Şîrâz’a gönderildi. 1279 (H.678) târihinde Şîrâz’da vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: “Îmânın aslı, kendisi: Server-i âlem olan Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdîk ve i’tikâd etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdîk ederse, aklı tasdîk etmiş olur. Resûlü tasdîk etmiş olmaz. Veyâhud, Resûlü ve aklı birlikte tasdîk etmiş olur ki, o zamân Peygambere i’timâd tam olmaz. İ’timâd tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz. Akıl, Resûlün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil, selîm olduğu anlaşılır. İnanılması lâzım şey için, tecribî ilimlere danışıp, tecrübeye uygun ise, inanır, tecrübe ile isbât edemeyince, inanmaz veyâ şüpheye düşerse, o zamân, tecrübesine inanmış olup, Resûle inanmamış olur ki, böyle îmân, kâmil değil, zâten îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz. Az ve çok olmaz. Her şeyi, Allahü teâlâ yarattı. Her şeyin sâhibi, mâliki Odur. Kullanmamız için izin verdiği şeyler, helâl olur. İzin vermediği şeye de, harâm denir. Meselâ, bir erkeğe, iki kız kardeşten birini nikâhla almayı helâl eyledi. İkincisini de almayı harâm etti. Harâm demek, sâhib ve hâlık olan Allahü teâlânın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi demektir. Helâl ise, o yasak düğümünü çözmek demektir. Bir şey, bir kimseye helâl, başka bir kimseye harâm olabilir. GÜNAHTAN TEMİZLENMEDİKÇE! Dünyâda harâm işleyen kimse, âhırette ondan mahrûm kalır. Burada helâl şeyleri kullananlar, orada, o şeylerin hakîkatine kavuşur. Meselâ, bir erkek, dünyâda harâm olan ipeği giyerse, âhırette ipek giymekten mahrûm edilir. İpek ise, Cennet elbisesidir. O hâlde, bu günâhtan temizlenmedikçe, Cennete giremez demektir. Cennete girmeyen de Cehenneme girer. Çünkü, âhırette, bu ikisinden başka yer yoktur...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT