BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müslüman, kimseye zarar vermez -1-

Müslüman, kimseye zarar vermez -1-

Olgun bir mü’min olabilmek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşabilmek için, îmândan sonra güzel amellerde bulunmak kaçınılmaz vazîfelerimizdendir.



Kur’ân-ı kerîmden sonra en kıymetli kitâb olan, İmâm-ı Buhârî’nin “Sahîh”inin “Îmân” bölümünde, üçüncü hadîs-i şerîf olarak: “Müslümân, elinden ve dilinden, diğer Müslümânların zarar görmedikleri kimsedir. Muhâcir de, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir” meâlindeki hadîs zikredilmiştir. Bu hadîs-i şerîfte, Müslümânın İslâmlığına delâlet eden temel vasıflarından birinin; elinden ve dilinden gelebilecek her türlü zarar ve eziyyetlerden Müslümânların emîn olmaları [hattâ diğer bir rivâyetinde, “insanlar” diye daha umûmî bir ifâde kullanılmıştır], eliyle ve diliyle hiçbir Müslümân kardeşine [hiçbir insana] sıkıntı vermemesi olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca bu hadîs-i şerîfte; kulların hukûkuna bu şekilde riâyet edilmesi gerektiğine göre, Allahü teâlânın hakkına daha çok riâyet edilmesinin lüzûmuna, önemine de zımnen işâret ediliyor. OLGUN MܒMİN OLABİLMEK! Hadîs-i şerîfte, özellikle dil ve elden gelebilecek zararlardan, eziyyetlerden bahsedilmektedir. Çünkü birçok fiil bu iki uzuvla yapılmaktadır. Katil, darp, gasp, hırsızlık, rüşvet alma vs. el ile yapılan fiillerdir. Yalan, iftirâ, dedikodu, gıybet, başkalarıyla alay etme, hakâret etme ve daha nice kötülükler ki bunlar insanların birçok maddî ve ma’nevî sıkıntılara, zararlara uğramalarına, cem’iyetin sosyal ve ahlâkî nizâmını sarsmaya zemin hâzırlayan âmillerdir. Evet bütün bunların vâsıtası da, âleti de, bilfiil icrâ edeni de dildir. Bunun gibi yapılan eziyetlerin, zarar vermelerin, hakka tecâvüzlerin ve haksızlara, zâlimlere yardımcı olmanın önemli bir kısmı yine el ile yapılmaktadır. Hattâ zararlı kitapları yazmak ve yayınlamak da el ile yapılan eziyetlerdendir. Olgun bir mü’min olabilmek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşabilmek için, îmândan sonra güzel amellerde bulunmak kaçınılmaz vazîfelerimizdendir. İşte bu vazîfelerden biri ve belki en önemlisi de Müslümânların dokunulmaz haklarına hürmet etmek, onların mallarına, canlarına, nâmûslarına, izzet ve şereflerine saygı göstermek, hiçbir sûretle onlara eziyet etmemektir. Müslümânları dâimâ kardeşliğe, birbirlerini sevmeye, birbirlerinin haklarını gözetmeye da’vet eden Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm), bu da’vete uymayıp, Müslümânlara eziyet eden, kul hakkına riâyet etmeyen kimseleri “müflis” diye vasıflandırıyor. Ebû Hüreyre hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfe göre Peygamberimiz (aleyhis-selâm) bir grup Eshâbına: “Biliyor musunuz, müflis kimdir?” dedi. Onlar: “Bizce müflis, parası ve malı olmayan [kalmayan] kimsedir” diye cevâp verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm) şöyle buyurdu: “MÜFLİS ŞU KİMSEDİR Kİ” “Benim ümmetimin müflisi şu kimsedir ki, Kıyâmet gününde namaz, oruç ve zekât sevaplarıyla gelir. Fakat şuna söğmüş, şuna iftirâ etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu döğmüş olarak gelir. Bunlardan dolayı hasenâtından, zikredilen kişilerin herbirine verirler. Üzerinde olan haklar ödenmeden hasenâtı tükenirse, bu def’a, hak sâhiplerinin günâhları o kimseye yükletilir. Sonra o kimse Cehenneme atılır.” Evet, dünyâda iflâs eden bir kimseyi düşünün; bütün malları elinden alınmış, her gittiği yerde karşısına bir alacaklı çıkıyor, zâhirî dostları onu bir bir terk ediyor, elinde ne varsa hepsine haciz konulmuş. Böylesi bir durum, insan için gerçekten tahammülü zor, çok ağır bir şeydir. Fakat ebedî iflâs yanında çok hafîf kalır. Çünkü dünyâda kaybedilen, belki bir daha kazanılabilir. Fakat ebedî hayâtta, Allahü teâlânın huzûruna, kul hakkı ile çıkmak ve orada “müflis” damgasını almak, bir mü’min için tasavvur edilemeyecek ve telâfîsi mümkün olmayan bir felâket olur. Cenâb-ı Hakk’ın bize lütfettiği ni’metleri, özellikle el, dil, göz gibi çok kıymetli uzuvlarımızı, O’nun rızâsı istikâmetinde, emirleri doğrultusunda kullanmakla mükellefiz... Cenâb-ı Hakk, vücûd uzuvlarımızı yerli yerince kullanmamızı nasîb buyursun. [Bu önemli konuya, yarın da devâm edelim inşâallah.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT