BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Okulu neden sevmiyor?

Okulu neden sevmiyor?

Okullar, belli kuralların bulunduğu yerler olduğu için ev içinde geçirilen zamanlar kadar çocuklara çekici gelmiyor. Dolayısıyla endişeye kapılıp “okulu sevmiyor” diye kendinizi çok fazla üzmeyin.



Çocuğum bu sene birinci sınıfa başladı. Okula başladıktan iki ay sonra okuma ve yazmaya geçti. Birinci dönem çocuğum okuluna severek gidiyordu. Ancak ikinci dönem başladığından beri onu okula zorla yolluyorum. Bir anne olarak çocuğumun neden okula isteksiz gittiğine pek bir anlam veremiyorum. Beni bu konuda aydınlatırsanız çok memnun olurum. (İstanbul’dan bir okurumuz) Birinci dönem, çocuğunuz okula yeni başlamanın heyecanını ve amatör öğrenciliği üzerinden attı. Derslere olan ilgisi, okuma-yazmayı öğrenmesiyle azalmış olabilir. Günümüzde çocuklar için evde oynadıkları oyuncaklar, tüm gün yayın yapan çocuk kanalları, eğlence ve bol hareket içeren bilgisayar oyunları okula göre çok daha cazip geliyor. Aslını sorarsanız bu konuda çok da haksız sayılmazlar. Bir kere, çocuğunuzu kendi yerinize koyun: Evde annenizle aranızda çok olumlu bir ilişkiniz var, sabah erken kalmak zorunda değilsiniz ve ev içinde her istediğinizi rahatça yapabiliyorsunuz. Böyle bir durumda siz olsanız okula istekli olarak gider misiniz? Okullar, belli kuralların bulunduğu yerler olduğu için ev içinde geçirilen zamanlar kadar çocuklara çekici gelmiyor. Dolayısıyla endişeye kapılıp bu konuda kendinizi çok fazla üzmeyin. Çocuğunuz zamanla eski düzenine geri dönecektir. Ancak çocuğunuzun bu süreci daha çabuk atlatabilmesi için okula olan ilgisini ve beklentisini artırabilirsiniz. Bunun için her gün eve geldiğinde okulda neler yaptığını ona sorun ve sözlerini sonuna kadar dinleyin. ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİME GEÇİN Okulda öğrendiği yeni bilgileri, yaşadığı olayları, sınıf arkadaşlarıyla girdiği diyalogları size anlatmasını isteyin. Onu dinlerken kendi okul yıllarınızdan ve arkadaşlarınızla yaşadığınız mutlu anılardan örnekler verebilirsiniz. Böylece öğrencilik hayatının ne kadar zevkli olduğunu anlamasını sağlayarak okulu sevmesine yardımcı olabilirsiniz. Son olarak, sınıf öğretmenini sevmeyen bir çocuğun okulu sevmesi oldukça zordur. Bu sebeple sınıf öğretmeniyle iletişim içinde olmanız ve aynı doğrultuda hareket etmeniz, çocuğunuzun okula isteyerek gitmesini kolaylaştıracaktır. Tırnağını yiyor, engel olamıyoruz 9 yaşında bir çocuğumuz var. Tüm uyarılarımıza rağmen tırnaklarını yemesini engelleyemedik. Bu davranışından vazgeçmesi için bazen ellerine vuruyoruz. Bu yaptığımız hareket doğru mu? Bu konuda bizlere neler tavsiye edersiniz? (Kocaeli’den bir okurumuz) Çocuklarda tırnak yemenin çok çeşitli sebepleri vardır. Tırnak yeme alışkanlığında genellikle psikolojik kaynaklı faktörler etkili olmakla birlikte yanlış ebeveyn tutumları, annenin çalışmaya başlaması, kardeş kıskançlığı, yeterince sevgi görememe ve okula yeni başlama gibi durumlar belirleyici olabilir. Bu konuda alınabilecek en sağlıklı önlem, tırnak yemenin sağlık ve estetik açısından olumsuz sonuçları hakkında çocuğa anlayacağı dilden açıklama yapmaktır. Örneğin tırnaklarımızı yediğimizde, gözlerimizle görmediğimiz mikropların ağzımız yoluyla midemize girdiğini ve bunların belli hastalıklara yol açtığını anlatabiliriz. Eğer çocuğunuz bir kız çocuğu ise tırnak yiyen kişilerin tırnaklarının düzgün uzayamadığını ve çok çirkin göründüğünü söylememiz etkili olabilir. Ayrıca tırnaklarını yemediği zamanlarda onu takdir etmek ve güzel sözlerle ödüllendirmek çocuğun bu alışkanlığını bırakması için işbirliğine istekli olmasını sağlayabilir. Bunun yanında çocuğa baskı yapmak ve onu cezalandırmak tırnak yeme davranışını sonlandırmadığı gibi daha başka duygusal problemlerin baş göstermesine neden olabilir. Hatta eline vurmak gibi katı tedbirler almaya çalışırsanız çocuk, sizin görmediğiniz zamanlarda tırnağını yemeye devam edecektir. Bu yüzden çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim kurarak onun neden bu şekilde davrandığını anlamaya çalışmak, onunla yakından ilgilenmek, öğretmeninden bilgi almak ve okuldaki durumunu takip etmek uzun vadede daha faydalı çözüm yollarıdır. BİZE YAZIN SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com EKSi 89’u gören kıta Antarktika denince akla ilk ne gelir? Soğuk, kar-buz, dünyanın dibi? Evet, hepsi gelir. Peki, ne kadar soğuk? Hangi ülkeye ait bu kıta? Hep mi dünyanın dibindeymiş yoksa sonradan mı yalnızlaşmış? Hepsinin cevabı aşağıda... Antarktika kıtası hakkında bilmediğiniz 3 şey... SOĞUK VE YALNIZ: Üzerinde bulunan buz kütlelerinin ağırlığıyla basık bir görünüme sahip olan Antarktika, dünyanın en soğuk ve en yalnız yeri. Eksi 89 dereceyi görmüşlüğü bulunan kıtada yaşayan yerli yok, arada bir uğrayanlar da çok kalmıyor (-89... Çok da haksız sayılmazlar...) Fakat az da olsa yaşayan hayvan mevcut, tabi sadece kıyı kesiminde. PETROL OLSA: Antarktika kıtası hiçbir ülkeye ait değil (Muhtemelen petrol olmadığından, olsa da zor çıkarılacağındandır.) Fakat şu anda 48 ülke, kıtanın barış amaçlı kullanılacağını beyan eden ve bilimsel çalışmaları destekleyici nitelikte olan Antarktika Anlaşması’na imza atmış bulunuyor. DÜNYANIN DİBİ: Şu anda Antarktika olarak bildiğimiz kıta, dünyanın “tabanında” değildi hep. Yaklaşık 200 milyon yıl önce; Güney Amerika, Afrika, Hindistan, Avustralya ve Gondwanaland denilen devasa bir kara parçası ile birleşikti. KARMA SÖZLÜK SEVGİLİLER GÜNÜ > “Sevdiğine bir şey alarak sevdiğini göster” dayatmasının birileri tarafından insanlara topluca dayatıldığı gün (hopisgood) > 2011’de Türkiye’de 4 milyon 975 bin 708 kredi kartı işlem adedi ile rekor kıran gün. Bir habere göre saniyede 57 adet işlem yapılmış. (gulferke) > Kutlayan çiftlerden çok, kutlayamadığı için sitem eden yalnızların kendilerini Facebook, Twitter vs. aracılığıyla ifşa ettikleri gün. (dying for an idea) > Standart miladi yılın standart bir günü... Standart bir şekilde geçirilmesi tavsiye edilir. (icabi) > Nikâh tarihini bugüne denk getirebilenler bir taşla iki kuş vurabilirler. Hediyeden tasarruf etmek açısından izlenilesi iyi bir politikadır bu. (miyaf) > Kırmızı renkten ve kalp şeklinden nefret ettiren gündür. 15 Şubatın iple çekilmesine sebeptir. (zenobia) > Bir diğer adı da dünya çiçekçiler günüdür. (agony) > Çiftlere özgü olmayan günleri de değerlendirmekte beis görmeyen kapitalizmin nasıl daha çok sömürürüm güdüsüyle dayattığı gün. (george berger) > Kendimi bildim bileli doğum günümden iki gün önce olan gün, bir kere şaştığını görmedim. (nuitari) LÜGATİ’T UYDURUKÇA > Üniversitenin ilk günüydü. Öğrenciler heyecanlı. İlk ders, hoca geldi ve başladı konuşmaya. Her yıl yaptığı giriş konuşmasıydı bu belli ki. “Burası üniversite, burada her şey var” dedi, “Kitap, defter, bilgi, hoca.. Fakat her şey sizin çabanıza bağlı. Tabii bir de şu var: İstidadınız ne kadarsa o kadar alırsınız.” İstidat deyince öğrenciler birbirine baktı. Bilmiyorlardı bu kelimeyi, hâliyle söylenen son cümleyi anlamadılar. Çünkü hoca, “istidat” yerine, İngilizceden Türkçeye giren “ka- pasite” kelimesini veyahut uydurukçada kullanılan “algı” kelimesini kullanmamıştı. Sonraları, istidadı olanlar, öğrendiler ne manaya geldiğini. İstidadı olmayanlar ise hocanın neden “istidat” kelimesini kullandığını algılayamadılar! TWEETÇİ Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com altan Her kahvede, maç izlerken hiçbir hareketten, futbolcudan, hakemden memnun olmayan bir adam vardır ve evinde maç izliyormuş gibi rahattır. gujjar “Soğukluk 2 derece daha yükselecekmiş.” - Polyanna Uğur Değirmenci Şehirlerarası yolculukta yanında oturan yaşlı adama tıp okuduğunu söyleyen genç hayatının hatasını yaptı. erkamaj Batmak üzere olan bir fırınım olsaydı, son una kadar devam ederdim. Dalin Elit. Alzheimer hastalarına gidip “Belki şu 100 dolar bazı şeyleri hatırlamanıza yardımcı olur” deyip kaçtım. Arda Cenaze arabası şoförü veya cenaze işleriyle uğraşan bir görevli olsam, “Abi naaşlar yattı mı bugün, eheh?” gibi çıpçılgın espriler yapardım. Murat Akyıldız Tanımadığınız insanlara kalbinizi açmayınız.-EGM Serkan Dişi bülbülü altın kafese koymuşlar, “Sorry cnm ama bn beyaz altn sewiorm.” demiş. uzunmaltepe Bu arada dünyaya çok benzeyen bir gezegen bulunmuş, gideyim de yer çekimini bulayım, adım tarihe geçer en azından. Önder Halis Metrobüsteki “Zincirlikuyu bu yöndeki son istasyonumuzdur.” anonsu = “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.” NaferErmis “İnternette paylaşılan yazıların çoğu paylaşan kişilere ait değil.” (Sokrates) etkiliyorum İbrahim CEBECİ icebeci@ihlaskoleji.com Edep Ya Hu! Lokman Hekim Hazretlerine sormuşlar: “Efendim bu kadar edepli olmayı kimden öğrendiniz?” Lokman Hekim Hazretleri tek kelimelik şu meşhur cevabı vermiş: “Edepsizlerden..!” İnternet ve cep telefonunun orantısız güç kullanarak hayatımızı felç ettiği günler yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Teknolojide devrim yapan bu keşifler, kanaatimce bir devri kapatıp yeni bir devri açmıştır: İÖ - İS (İnternetten önce-internetten sonra) Son yıllarda toplumumuzda ahlaki erozyon yaşanmakta. Argo ve küfür artık sıradan ifadeler oldu ve hitap şekillerine döndü. Büyüklere hürmette ve küçüklere saygıda devrim (!) yaşanmakta. Eskiden insani ilişkilerimizi bitirecek ifadeler, şu anda insanlarla ilişki kurup bu ilişkinin devamını sağlar nitelikte olmaya başladı. İnternet ve cep telefonunda kullanılan dil rezilleştikçe nezaket kavramları da yok olmaya yüz tuttu. Âdâb-ı muaşereti bilmeyen insanlar, insani ilişkilerde sıfır çekmeye devam ediyor. İnsanlar, gayriihtiyarî duyduğu zaman yüzlerinin kızaracağı ifadeleri, şimdi birbirlerine çok rahat söylüyor. Küfür deyince aklımıza hemen spor müsabakaları geliyor. Bunlarda da başı stadyumlar çekiyor. Edebe çok değer veren bir millet, statlarda kendinden geçerek koro hâlinde bazen futbolculara bazen yöneticilere çoğu zaman da hakemlere galiz küfürler ediyor. “Kötü söz sahibinindir” darb-ı meselini kendine düstur edinmeyenler başkalarına küfrederken sürekli kendi hanelerine eksi yazdırıp aslında çok aşağılık duruma düşüyorlar. Sadece statlar değil tabii ki... Trafikte küfredenler, samimi arkadaş ortamı diye samimiyeti suistimal ederek küfredenler, kahvede veya diğer umumi yerlerde küfredenler... Küfür, küfür, küfür... Edep ya Hu! Güzel düşünen güzel konuşur. Toplumun köküne dinamit koyan ahlaki çöküntüye akl-ı selim olan herkes müdahil olmalı. “Nereden başlayalım?” diye soranları duyar gibiyim. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Kendimizden, evimizden ve sorumlu olduğumuz insanlardan başlarsak ciddi mesafe katederiz. Yarınlar çocuklarımızın diyerek onlara sadece maddi miras bırakmanın derdinde olmamalıyız. Maneviyatı olmayan toplumlar, maddiyatı çok çabuk tüketir. Para çabuk kazanılıp çabuk yok olabilecek bir metadır. Edep ise insanın en büyük ziynetidir. Bu ziynetle süslenmiş insan, en kıymetli hazineye sahiptir. Temel sağlam olduktan sonra üste istediğimiz kadar kat çıkabiliriz. Edep bir tâc imiş nur-i Hüda’dan Giy ol tacı emin ol her beladan
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT