BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yılmaz Öztuna

Yılmaz Öztuna

Yılmaz Öztuna’yı kaybettik. Cenabı Hak, rahmet ve mağfiretiyle muamele eylesin. Çeyrek asra yakındır Türkiye gazetesinde yazarlık ve başyazarlık yapıyordu.



Yılmaz Öztuna’yı kaybettik. Cenabı Hak, rahmet ve mağfiretiyle muamele eylesin. Çeyrek asra yakındır Türkiye gazetesinde yazarlık ve başyazarlık yapıyordu. Kalem mahsullerinin İsimlerini tek tek saymaya kalksak bu sütuna zor sığar. İlk kitabı 15 yaşında çıktığına göre demek ki 65 senedir elinden kalem düşmedi. Çalışkan bir şahsiyetti. Türkiye gazetesinde hafta içi her gün yazdı. Bayramları bile mazeret saymadı. Bunu bana ‘biz Bâb-ı âli’de böyle gördük’ diye açıklamıştı. Öyle ki vefatından sadece iki gün önce yazısı çıkmadı... Tam ismi Abdullah Tahsin Yılmaz Öztuna’dır. Aile kökleri evladı fatihandandır. Soy ismi, o köklerin nakışını taşır. Kültür milliyetçisidir. Yahya Kemal hayranıydı. Nihal Atsız, O’nda Türk milliyetçiliği fikrinin şekillenmesinde tesiri olmuştur. Yılmaz Öztuna’yı tâ orta son sınıfa giderken tanıdım. Hayat Tarih Mecmuası’nı Adana Kuruköprü’de bir gazete kulübesinde asılı görmüş ve almıştım. Kapakta Yahya Kemal’in ‘Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?/Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!’ beyti yazılıydı. Yılmaz Bey, o sırada derginin nâşiri/editörüydü. Kendisiyle bu son senelerde birçok telefon konuşmamız oldu. Ne var ki hiç yüz yüze gelemedik. Ancak O’nu en iyi tanıyanlardan olduğum söylenebilir. BKY’de çok sayıda kıymetli eserini neşrettik. Başucu kitabı ‘Bir Darbenin Anatomisi’ adlı eserdir denebilir. Bu kitabı okumayan bir aydın, muhakkak eksik kalır. Yılmaz Öztuna, kitaplarında Türkçe’yi çok güzel yazan, sohbetlerinde güzel konuşan üslûb sahibi bir kalemdi. Aramızda büyük yaş farkı olduğu halde ‘üstadım’ diye söze başlardı. Bir İstanbul Beyefendisiydi. Osmanlının iadeyi itibarında, Sultan Abdülhamid’e karşı yapılan haksızlığın bitmesinde emeği vardır. ‘Büyük Türkiye’ gibi bazı kavramlar kendisine aittir. Mustafa Reşit Paşa ve O’nun yetiştirmesi paşalara dair görüşleri kabul görmemiştir. Atatürk’le alakalı ifadeleri de zaman zaman sınırları zorlamıştır. 7 Aralık 2011 Günü Washington’dan dönüş yaptım. Ertesi gün ‘hoş geldiniz’ faksı masamdaydı. Bu zarafeti, bir kat yukarımızda hatta aynı katta oturup da yolda-yolakta gördüğünde ‘...gelemedim’ mahcupluğuna düşenler için ibretamiz bir harekettir. Tabiî ki ve asla kimsenin bize ‘hoş geldiniz’ deme mecburiyeti yok . Ancak bir kaybımıza işaret etmek istiyorum. Yılmaz Öztuna, bir tarih mütefekkiridir. Tek başına bir fakülte gibi çalıştı. Velûd bir kalem olarak nesillere tarihi sevdirdi. Fakat, bir akademik unvanı olmadığı için akademik çevreler fazla rağbet göstermediler. Halbuki akademik çalışma, hadisenin işçilik tarafıdır. O işçiliği tefekkür tezgâhlarından geçirecek üst bakışa gerek vardır. Yahya Kemal, Peyami Safa, Erol Güngör, Kemal Tahir, Necip Fazıl, Ömer Öztürkmen...gibi bazı isimlere işte nihayet Yılmaz Öztuna da dahil oldu. Arkada kalan Mehmet Niyazi, Sezai Karakoç, Yurdagün Göker, Kadir Mısıroğlu, Yavuz Bülent Bakiler gibi bazı isimler ise 70’i geçmiş vaziyetteler. Bizim çığlığımızsa vadilerde yankılanmaya devam ediyor. -Ekonomik kalkınma tamam! Şükran duyuyoruz. Lakin, fikri kalkınmaya dayanmayan maddi kalkınmalar kalıcı olamaz. Bu gitmiş ve yaşı kemale ermiş değerlerin yerini ne ile, nasıl ve ne zaman dolduracaksınız? Bizi duyan var mı? Derdimizi anlayan bulunur mu?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT