BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vah! Vah ki vah!

Vah! Vah ki vah!

Haberi, Ankara’dan telefon açan çok aziz arkadaşım Rıza Akdemir’den aldım: -Çok üzüleceğini bildiğim halde söylemek mecburiyetindeyim: Yılmaz Öztuna rahmet-i rahmana kavuştu! dedi. Birdenbire bir boşluğa düşer gibi oldum. Sonra



Haberi, Ankara’dan telefon açan çok aziz arkadaşım Rıza Akdemir’den aldım: -Çok üzüleceğini bildiğim halde söylemek mecburiyetindeyim: Yılmaz Öztuna rahmet-i rahmana kavuştu! dedi. Birdenbire bir boşluğa düşer gibi oldum. Sonra -Vah! diyerek dondum kaldım. Vah ki vah! Vah ki vah! Türkiye gazetesi, önce onun hasta olduğunu bildirmişti. Başmakale yazdığı köşesinde yer alan sade bir cümle dikkatimi çekmişti: “Başyazarımız Yılmaz Öztuna, hasta olduğu için yazamamıştır” deniliyordu. O günün akşamında evine telefon açtım. Yılmaz Ağabey diye söze başlar başlamaz beni sesimden tanıyordu ve -Nasılsın Yavuz Bülent diyerek gönlümü alıyordu. Telefon çıngırağı uzun uzun çaldığı halde cevap veren olmadı. Sinyal sesinden sonra not bırakmam isteniyordu: -Yılmaz Ağabey dedim bugünkü Türkiye’de hasta olduğunuzu okudum. Merak ettiğim için arıyorum. Geçmiş olsun. İnşâllah kısa zamanda sağlığınıza kavuşursunuz. Bir gün sonra ölüm haberini aldım... Yılmaz Öztuna’yı 1965 yılında, Hayat Tarih Mecmuasında çıkan yazılarını okuyarak tanıdım. Şevket Rado’nun, sahibi olduğu HAYAT TARİH MECMUASI‘nın neşriyat müdürü idi. Derginin her sayısında önemli konular ele alarak sade, fakat güzel bir dille yazıyordu. 1965 yılında o, İstanbul’da idi. Ben Ankara Radyosunda çalışıyordum. HAYAT TARİH MECMUASI yanında TÜRKİYE TARİHİ ciltleri de yayımlanmaya başladı. Diyebilirim ki o TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, bizim tarihimizi başlangıçtan günümüze kadar dosdoğru ele alan ve dosdoğru ölçüler içerisinde ortaya koyan mükemmel çalışmalardan biridir. Hayat yayınları arasında çıkan TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, daha sonra 14 cilt halinde ÖTÜKEN Yayınevi tarafından bastırıldı. Her Türk aydınının evinde bulunması gereken eserlerdendir. Yılmaz Öztuna’nın altmış civarında kitabı var. Onun güzel imzasıyla çıkan kitapları arasında aklıma gelen ilk isimler arasında şunları sayabilirim: Dünya Tarihi- Vilayetlerimizin Tarihi ve Osmanlı Devleti Tarihi-Türk Tarihinden Yapraklar-Barbaros Hayrettin Paşanın Hâtıraları-Bir Darbenin Anatomisi-Türkler, Araplar, Yahudiler-Hacı Arif Bey-Türk Musikisi Ansiklopedisi-Rumeli’ni Kaybımız-Türk Musikisi Tarihi-Büyük Türk Sözlüğü-Türk Besteciler Tarihi... ve daha 50 civarında başka eserleri... Yılmaz Öztuna ile, 1969 yılında Ankara’da Son Havadis Bürosunda yüz yüze tanıştık. Ve o, benim çok sevgili ağabeylerimden biri oldu. Demek ki 57 yıldan beri onun yazıları ve eserleriyle beslendim. Demek ki beni bugünlere getirenlerden biri de odur. Ömrünün hiçbir devresinde eğilmedi. Devletin resmî tarih anlayışı içinde olmadı. Dosdoğru yaşadı ve dosdoğru yazdı. Hafızası, şaşılacak derecede kuvvetliydi. Osmanlı Hanedanının bütün şehzadelerini bile, eşleriyle, çocuklarıyla anlatıyordu. Tarihte kurulan 117 Türk devleti içinde Osmanlıları birinci sırada tutuyor ve seviyordu. Cumhuriyet devrimizi övmek için Osmanlı devletine sövmek gafletinde olanlardan değildi. Cumhuriyetimizi kuran bütün paşalarımızı, Osmanlı devletinin yetiştirdiğini söylüyor ve yazıyordu. Gazetemizdeki başmakaleleri, derin bir tarih şuurunun süzgecinden süzülüp gelen mükemmel tahliller ve terkiplerdi. Yetim kalmış gibiyim. Türkiye okuyucularına ve bütün Türk milletine başsağlığı diliyorum. Büyük bir tarih âlimimiz yazmayacak artık!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT