BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başımız sağ olsun!..

Başımız sağ olsun!..

En çok sevdiğim dersler; Tarih - Edebiyat ve Matematik’ti!. Tarih ve Edebiyat sevgimi rahmetli Babam Fuat Uluç’a borçluyum ve elbette tarih sevgimin bir başka hocası da Ankara Gazi Lisesi’ndeki hocam, “tarihçi - gazeteci - yazar” Enver Behnan Şapolyo idi!.



Babam, “Dünya tarihini okumazsan dünyayı ve insanı, Türk tarihini okumazsan ülkeni ve milletini tanıyamazsın” derdi!. En çok sevdiğim dersler; Tarih - Edebiyat ve Matematik’ti!. Tarih ve Edebiyat sevgimi rahmetli Babam Fuat Uluç’a borçluyum ve elbette tarih sevgimin bir başka hocası da Ankara Gazi Lisesi’ndeki hocam, “tarihçi - gazeteci - yazar” Enver Behnan Şapolyo idi!. Bu sevgi bana, Türk ve dünya tarihi ile ilgili romanlar dahil elime ne geçerse okumanın yolunu açtı. Babam, “Dünya tarihini okumazsan dünyayı ve insanı, Türk tarihini okumazsan ülkeni ve milletini tanıyamazsın” derdi!. İşte bana eserleri ile “Ülkemi ve milletimi tanıtan” büyük insanlardan biri idi Yılmaz Öztuna; “O” da, rahmetli hocam Şapolyo gibi, tarihçiydi, yazardı, gazeteciydi!. Ölümü ile “Türk tarihini öksüz bırakanlar” galerisinde “ebediyen” yerini aldı!. Aziz milletime, Türkiye ve Öztuna ailelerine, tarih ve basın camiasına bu büyük kaybımızdan dolayı başsağlığı dilerim. Cennetteki mekânında nur içinde yatsın!.. Türk futbolu çıldırdı mı?.. Herhalde aklımızı peynir ekmekle yedik ya da yemeğe hazırlanıyoruz!.. Futbol Genel Kurulu’nda 58’inci madde değişmeyince, “şike iddianamesinde ciddi iddialarla üzerinde durulan 8 kulüpten birinin başkanı”, gazetelerimizde yazıldığı, TV’lerde söylendiği gibi “Futbol Federasyonu Başkanı” olursa, söyleyin Allah aşkına, “Eğer şike iddiaları gerçek değilse ve şike - teşvik suçu işledikleri iddia edilenler suçsuzsa”, bu durumda “küme düşme riski altında olan” takımlar, Federasyon’un Disiplin ve Tahkim Kurulları tarafından “haklı olarak” küme düşürülmezse ve “kişiler” ceza almazsa, biz, bıraktım UEFA’yı, FIFA’yı, “kendi” kamuoyumuzu “nasıl” inandıracağız, bu kararlara?.. Gazetelerde çıkan bu haberlere gelen “okuyucu” yorumlarının “sadece” 2 tanesi bile, kamuoyunun bu haberler konusunda ne düşündüğünü, ne düşüneceğini “çok açık” ortaya koymuyor mu: “Yok artık daha neler; oldu olacak, TFF Başkanı Aziz Yıldırım olsun.” “Ya ben tarihi mi yanlış biliyorum; 1 Nisan’a daha çok var.” İnanıyorum ki, Yıldırım Demirören’in “kendisi” de, bu haberleri ciddiye almıyor ve gülüyordur!.. 8-0’ın rakamsal gerçekleri!.. Araştırmacı ve spor tarihçisi Özgür Daşlı, “Tarihin Tahrifatı Sanatı - Bir Galatasaraylı’nın 8-0 İsyanı” başlıklı bir mail göndermiş; meşhur “8-0’lık Galatasaray - Ankaragücü maçı” ile ilgili söylenenlerin “tarihi tahrif etmek olduğunu” söylüyor ve “uzun uzun” tahrifatın “nasıl yapıldığını” anlatıyor!. Anlattıklarının “satır başlarının gerçek olup olmadığını” internete girerek “1992-93 sezonunda ne olup bitmiş” diyerek araştırdım; “doğru”: 1 - “Galatasaray’ın, şampiyon olabilmesi için 8 gol atarak Beşiktaş’ı averajla geçmesi lâzımdı” söylemi ve düşüncesi, külliyen yanlış!.. 2 - Zira “son haftaya girilirken”, Galatasaray’ın “attığı gol 66, yediği gol 21’di. Beşiktaş’ın ise attığı gol 65, yediği gol 22 idi”, yani “Galatasaray’ın artı 2 gol avantajı vardı” ve “8-0’lık bir skora ihtiyacı” yoktu!. 3 - Son hafta Galatasaray, Ankaragücü’nü 8-0, Beşiktaş, Gençlerbirliği’ni 3-1 yendiler!.. 4 - Ankaragücü’nün “düşme hattına yakın olduğu” mart ayında, Beşiktaş, hem de “Ankara’da” Ankaragücü’nü 6-0 yenmişti. 5 - Düşmekten “1 puan fazlası olduğu için” kurtulan Karşıyaka da, o sezonun nisan ayında hem de “Ankara’da” Ankaragücü’nü 5-0 yenmişti!. 6 - Mayıs ayında oynanan ve “ne düşme tehlikesine, ne de Avrupa Kupaları hakkına yakın olan”, böylece “nerede ise sezonu kapamış” bir takım olarak sahaya çıkan Ankaragücü’nün 8 gol yediği maçta Zalad’a 5 gol düşmüştü ve ikinci devrede yerini yedek kaleciye bırakmıştı!. Üstelik “bu konuda konuşmuyor” denilen Zalad, “her kendisiyle konuşan” gazeteciye, spor yazarına “Şike yapmadığını” anlatıyor, ama kimse oralı olmuyordu!. Dahası, madem “kolayca satın alınan bir futbolcuydu” da, neden şimdiye kadar “eline 5-10 bin dolar verip” de, kimse ona “Evet şike yapmıştım” dedirtemiyordu; “mürûru zamana uğramış” bir olay için “Yaptım” demenin bedeli olarak bu para, “üzerine şikeci yaftası yapıştırılmış” Zalad için hiç de “yabana atılacak” bir rakam değil miydi?!. İşte, Özgür Daşlı’nın “özetle anlattığı” gerçekler bunlardı!. Tecahülüârifane!.. Müstafi Federasyon Başkanımız Mehmet Ali Aydınlar “Yıldırım Demirören, benim göreve devam etmemi ve kararların da play-off’tan önce alınmasını istiyordu, birdenbire neden fikir değiştirdi, anlayamadım” demiş. Sevgili Başkan, buna “tecahülüârifane” derdi, eskiler; “Bilmez gibi görünme!.” Ne zaman ki, Genel Kurul’da “58’inci Madde (Yani, takımların da düşürülmesi maddesi)’nin değişmeyeceği belli oldu”; Yıldırım Demirören, “Federasyon güven tazelemeli” dedi, “Fenerbahçemiz” dedi, dedi de dedi!. Zira, “58’inci Madde değişmezse”, biliyordu ki, Beşiktaş için de “risk” vardı; “Federasyon’un güven tazelemesi”, kararları geciktirecekti; Demirören’e bu bile yetmedi; “Mahkeme kararlarını bekleyelim, 2-3 yıl Avrupa’ya gitmeyelim” deyiverdi!. Sebep, “işte” bu kadar basit!.. Kutlarım!.. Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, Avrupa Basketbolunda “yılın sürprizi” sayılacak bir galibiyet aldı; “yenilmeyen” değil, “yenilmez” denilen CSKA Moskova’yı yendi!. Elbette bu galibiyette büyük payı olan oyuncuları, Hocayı ve de salonu tıklım tıklım dolduran taraftarı kutlamak gerek!. Zaman zaman ağır şekilde eleştirdiğim Oktay Mahmuti’yi de ama sadece “bu maç için” kutlamamam, “sağ ol, teşekkürler Hocam” dememem, elbette ki mümkün değil!. Ama, “bu galibiyet” her şey değil; hatta “gruptan çıkmak için” moralden başka bir şey vermeyen bir galibiyet!. Zira, Anadolu Efes’in “Olimpiakos’a iki maçta da yenilmesi” her şeyi Yunan ekibinin emrine ve eline verdi; Galatasaray’ın, Ruslara yenilseydi bile ve de “yenmiş olduğu hâlde”, mutlaka ve mutlaka Olimpiakos’u “onun evinde” yenmesi gerekiyor!. Galatasaray “orada” yenerse, işte “asıl” kutlama, o zaman!.. Necati!... Takım içinde hizipçi, özel hayatında büyük hatalar yapan “genç futbolcuları” da peşinden sürükleyen bir görüntüsü vardı; sahada “takım arkadaşlarıyla boğaz boğaza gelen” resimler verdi; Galatasaray’dan gönderildi. Gönderenler haklı gibiydi!.. “Gezgin” bir futbolcu oldu; hayat ona “büyük dersler” verdi; evlendi, baba oldu. “Aile reisi olmanın verdiği sorumlulukları” elhak “tam bir baba” gibi yüklendi, gereklerini yaptı; olgunlaşmış ve “gerçek hayatın ne olduğunu” anlamıştı!.. Çok açıktır ki; Galatasaray’dan “eski” Necati gitmiş, geleni “yeni” Necati olmuştu!.. Onun gelişi, Hakan Şükür’den beri “kaptansız” olan Galatasaray’a “gerçek” bir kaptan da getirmiş olabilir!.. Hem de yakında ve belki de az sonra.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT