BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kalbinde bir sızı duydu...

Kalbinde bir sızı duydu...

Oktay kontağı açar açmaz gaza yüklenmiş, kendisinin de bilmediği bir yöne doğru delicesine gitmeye başlamıştı. Hiçbir şeyi sağlıklı düşünemiyordu. Kime kızacağını bilmiyor, ama birilerinden mutlaka hırsını çıkarması gerektiğini düşünüyordu.



Oktay kontağı açar açmaz gaza yüklenmiş, kendisinin de bilmediği bir yöne doğru delicesine gitmeye başlamıştı. Hiçbir şeyi sağlıklı düşünemiyordu. Kime kızacağını bilmiyor, ama birilerinden mutlaka hırsını çıkarması gerektiğini düşünüyordu. Bir suçlu bulup yüklenmeliydi ona. İçi bunu istiyordu. Ama, kâh ne yanlarında büyüdüğü, birkaç saat öncesine kadar öz ana babası bildiği bu iki yaşlı insanı, ne de hiç tanımadığı ama kanını taşıdığı, kendisini dokuz ay karnında misafir eden, sonunda ise bir kez bile öpüp koklayamadan, sütünü veremeden kaybeden o zavallı insanı, annesini suçlayabiliyordu, kâh Doğan beye ve karısına karşı korkunç bir kızgınlık duyuyordu. Sanki bütün bunların sebebi onlarmış gibi geliyordu. Bu çelişkili düşünceleri yüzünden bir türlü kafasını toparlayamıyordu. Arabasını deniz kenarına çekti. Trençkotunun yakasını kaldırıp dışarı çıktı. Boğazın serin sularına takılıp kaldı gözleri. Önceleri hafif hafif esen rüzgar şiddetini saatler ilerledikçe arttırmaya başlamıştı. Şimdi yüreğinde ve beyninde korkunç bir merak vardı. Kimdi annesi, nasıl bir insandı, kime benziyordu, sesinin tonu ne biçimdi, neler yapar, nelerden hoşlanırdı? Kezban!.. Adı buydu demek ki... Çok acı çekmişti anlatıldığına göre. Kalbinde bir sızı duydu. Merhamet hisleriyle doluverdi yüreği. Gözünden farkında olmadan yaşlar akmaya başlamıştı. Hiç görmediği, varlığını bile öğreneli birkaç saat olan bir insan için, annesi için ağlıyordu... Geri dönmek gelmiyordu içinden. Tekrar kendisini büyüten insanların yanına gidecek cesareti yoktu o an için. Kimseyi görmek, tek bir kelime etmek istemiyordu. Kilitlenmişti dudakları sanki. Bir taşın üzerine oturdu. Beyninin bir an durmasını istedi. Yorulmuştu. Gönül yorgunluğu bitkin düşürmüştü bütün vücudunu. Kaç saat o vaziyette kaldığını bilmiyordu. Soğuktan kollarının tutulduğunu sırtına ağrılar girdiğini fark ettiği zaman sabah olmak üzereydi. Yavaşça kalktı. Hayat başlıyordu çevrede yavaş yavaş. Sokak köpekleri uyanmışlar, başı boş bir halde gezinmeye başlamışlardı. Yanına bir tanesi yaklaştı kuyruğunu sallayarak. Usulca okşadı onun başını. Köpek süründü bacaklarına şefkat dilenir gibi. Gülümsedi acı bir şekilde: - Sen de kimsesizsin değil mi? Ben de öyle sayılırım. Kendimi senin gibi yapayalnız hissediyorum... diye söylendi. Caddenin karşı tarafındaki bir fırın açılmıştı. Dikkatle geçti öbür tarafa. İki tane simit aldı. Birini köpeğe yedirdi. Birini kendi yedi. Nereye gideceğini bilmiyordu. Arabasına bindi. Motoru çalıştırdı. Gelişi güzel ilerlemeye başladı. * * * Füsun telefon defterini heyecanla karıştırdı. Kendisine merakla bakan iki yaşlıya döndü, suçlu gibi mırıldandı: - Burada yazmıyor... Yok... Perihan hanım telaşla kalktı yerinden. Oğlunun odasına çıktı. Hayatında onun eşyalarını hiç karıştırmamıştı. Komodinin üzerinde el çantasını gördü. Yatağının üzerine oturup açtı çantayı. Kalın bir cüzdan düştü yere. Usulca açtı. Cüzdanın iç tarafında kendisinin ve Doğan beyin resimlerini gördü. Gözüne, dörtnala gelen gözyaşlarını serbest bıraktı. Yanakları sırılsıklam olmuştu. Karıştırmaya devam etti. Nihayet aradığını buldu. Bu küçük bir adres defteriydi. Koşarak indi aşağıya. - Şuna bak Füsun kızım, bunda olabilir. Füsun hemen açtı defterin yapraklarını. Heyecanla bağırdı: - İşte... İclal... İclal Çelik... Telefona atıldı. Telaşla çevirdi numaraları. Beklemeye başladı. Karşı taraftan açılınca hızlı hızlı konuştu. - İclal hanım lütfen. Görüşebilir miyim? Birkaç saniye daha bekledi. Doğan bey ve Perihan hanım korkuyla seyrediyorlardı kendisini. - Alo, İclal... ben Füsun. Doktor Doğan beyin sekreteri. Oktay orada mı? Karşı taraftan olumsuz bir cevap almış olacak ki kaşlarını kaldırdı iki yaşlıya dönüp. Devam etti sonra: - Bize kadar gelebilir misiniz, bazı şeyler oldu da... Bekliyoruz... Yalnız hemen lütfen... Telefonu kapattı. Büyük bir iş başarmış gibi vakur bir tavırla salladı kafasını: - Geliyor. O da şaşırdı zavallı... Bilmiyor Oktay’ı. Heyecanlandı kız... Perihan hanım derin bir iç çekişle yaslandı arkasına. Beklemek kadar zor gelen bir şey yoktu artık onun için. Endişeler içindeydi. “Ya başına bir şey geldiyse!” diye düşünüyor, durmadan ağlıyordu... Doğan bey ise hiç kımıldamıyordu bile... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94082
    % 1.16
  • 4.7932
    % -0.57
  • 5.6125
    % 0.31
  • 6.2808
    % -0.14
  • 189.513
    % -0.21
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT