BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tut getir hastalığı

Tut getir hastalığı

Böyle haberleri okuyunca elim ayağım titriyor. Halk otobüsünde bir öğrenci, cüzdanını düşürdüğünü ya da çalındığını farketmiş.. Kapılar kapatılmış, polis aranmış, polisler gelmeden önce savcıdan yolcuları arama izni almış, otobüstekiler tek tek aranmış ama cüzdan bulunamamış. Polis de demiş ki, çalan daha önceki duraklarda inmiş olabilir.



Böyle haberleri okuyunca elim ayağım titriyor. Halk otobüsünde bir öğrenci, cüzdanını düşürdüğünü ya da çalındığını farketmiş.. Kapılar kapatılmış, polis aranmış, polisler gelmeden önce savcıdan yolcuları arama izni almış, otobüstekiler tek tek aranmış ama cüzdan bulunamamış. Polis de demiş ki, çalan daha önceki duraklarda inmiş olabilir. Bu ne rezalettir. Bir ihtimal için 70-80 kişiyi tek tek nasıl arayabilirsiniz. Bir kişinin mağduriyetini gidermek için 80 kişiyi nasıl mağdur edersiniz, orada bir saat nasıl bekletirsiniz.. Ne hakla o kadar insanı aşağılarsınız. Biraz da bu işlere kafa yorun. Siz ne kadar kabullenmeseniz de bu işlerde çözüm metodunuz hep erat-başçavuş formatında. İnsanların şuuraltında bu yatıyor. Durdurun. Sıraya dizin. Arayın. Serbest bırakın.. Emir komuta.. Mevzuatı düzeltseniz bile arama izni veren savcının, arayan polisin, aranan vatandaşın, askerde, mahallesinde, büyüdüğü köyde, büyük şehirlerin civarındaki uygulama bu. Bu işlere kafa yorması gereken insanlar da zannediyorlar ki, ömür boyu bu işlerden azadeler.. Kendilerini saltanat ailesine dahil olmuş farzediyorlar. Mesela Adalet Bakanı böyle bir konuyu dert olarak görüyor mudur? Böyle bir konu derken “otobüsteki 80 kişi aranmış da bu ne rezaletmiş de”den ibaret değil. Tut getir saplantısından kurtulmak lazım. Her sabah kalkıyoruz on kişi basılmış, 40 kişi götürülmüş.. İnsanların içeri giriş sahnesi.. Çıkış sahnesi.. Yok sağlık muayenesi.. Kanun önünde herkes eşittir, sahtekarlığından kurtulmak lazım. Orada kastedilen ne..herkese eşit eziyet edin, demek mi,.. Kanun önünde herkes eşit ama herkes eşit vergi vermiyor.. Adam 20.000 kişiye maaş veriyor. Adam 144.000 kişinin ödediği verginin iki katını ödüyor. Azıcık imtiyazı olsun. Bu adamın da ifadesini evinde al, telefonla davet et. Aklına yatarsa, sonuç alacağına inanırsan dava aç.. Tutuksuz yargılansın. Efendim kaçarsa.. Bu adam hırsız mı, katil mi, 60 yıllık mazisini, ailesini, mülkünü çoluğunu çocuğunu bırakıp gidecekse yolu açık olsun. Kaçması zaten sizin vereceğiniz cezadan daha ağır olur onun için. Ergenekonla balyoz davası başımıza musallat oldu herşeyi o davalarla mukayese ediyorlar. Oysa biz bu rezaletleri 70-80 yıldır yaşıyoruz. Kaldı ki bize bahane mi yok. Ergenekondan önce de terör bahanemiz vardı. Polis vazife ve selahiyet kanununu 2007’de Yaşar Büyükanıt’ın talebi üzerine eski haline getirdik. Tuttuğunuzu arayın, istediğiniz yere girin.. Durdurun.. İçeri atıp on sene yargılamaktan başka yol yok mu.. Evinden dışarı çıkma, dersin, elektronik kelepçe takarsın, davan bitinceye kadar filan şehirde yaşayacaksın, dersin, duruşmaya gelmezsen tutuklarım dersin.. Bu işlere bir şekil vermek lazım. İşkence sadece elektrik vermek, sabah akşam falakaya yatırmaktan ibaret değil.. Bu da bir zulüm. Bol keseden iddia et, adam sonuçta beş yılın sonunda beraat etsin.. Bunun bir müeyyidesi olmayacak mı? ...... Bazen merak ediyorum..Acaba üç nesil şehirli olan, çocukluğunu doya doya yaşayan, bu işleri sevdiği için yapan (ihtiyaçtan değil) savcılarımız, hakimlerimiz, uzmanlaşmış polislerimiz var mı? Bu işlerde köylülüğün payı mevzuattan yüksek.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT