BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuklar neden ödev yapmayı sevmez?

Çocuklar neden ödev yapmayı sevmez?

Ev ödevleri; çocuklara bağımsız çalışmayı, sorumluluk almayı öğretmek için verilir. Bu yüzden onların ödev yapmasını kolaylaştırmak için ev içinde uygun bir düzen oluşturulmalı.



10 yaşında bir çocuğumuz var. Her akşam ona ödev yaptırmak bizim için tam bir işkence oluyor. Ödev yapmayı bir türlü sevdiremedik. Bu konuda bize neler tavsiye edersiniz? (İskenderun’dan bir okurumuz) Ev ödevleri maalesef birçok aile için benzer sıkıntıların yaşanması anlamına gelmektedir. Bunun sebebi, çocukların birçoğunun neden ödev yapması gerektiğini anlayamaması ve ödevlerden kurtulmanın yollarını aramasıdır. Bu durum; çocuklarda bir türlü ödev yapmaya başlayamama, ödevlerini yazmayı unutma, ödev için gerekli malzemeleri bulamama, çeşitli bahanelerle ödev yapmayı erteleme, ödevini tamamlayamadığında “Yapamıyorum!” diye ağlama gibi problemleri beraberinde getirir. Sanırım bu saydıklarımız bizim pek de yabancısı olmadığımız konular. Peki, anne-baba olarak nasıl davranmalıyız? Öncelikle çocukların ödev yapmasını kolaylaştırmak için ev içinde uygun bir düzen oluşturmalıyız. Yani ödevlerini rahatça yapabilmesi ve sessiz bir ortamda derslerine çalışabilmesi için elverişli bir mekân ayarlamalıyız. Örneğin çocuğun çalışma masasında dikkatini dağıtıcı ögelerin bulunmamasını ve ödevlerini yapması için gerekli malzemelerin yanında olup olmadığını kontrol edebiliriz. Düzenli olmayı öğretin Düzenli olmayı öğrenmek, ödev yapma ve ders çalışma becerilerini kazanma açısından çok önemlidir. Düzenli olmak, zamanla öğrenilebilen ve gelişebilen bir beceridir. İdeal olan, okula başlamadan çocuğa yavaş yavaş düzenli olmayı öğretmektir. Bunun yanında ödevlerini yaparken ona yol göstermeli, fikirler vermeli ve gerektiğinde yardımcı olmalıyız. Anne babaların ev ödevleri konusunda, en çok kararsızlığa düştükleri konuların başında yardım edip etmemek gelir. En sağlıklı yol, yardım gerektiğinde yanında olmak ancak ödevleri onun yerine yapmamaktır. Yardımın miktarı ve şekli, çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Küçük yaştaki çocukların sorumluluk duyguları yeterince gelişmediği için onlar, ödev yapma konusunda ebeveynlerin daha çok yardımına ihtiyaç duyar. Sorumluluk verin Ev ödevleri; çocuklara bağımsız çalışmayı, sorumluluk almayı öğretmek için verilir. Eğer çocuk, günlük hayatında hiçbir sorumluluk almıyor, ondan beklenen vazifeleri yalnız başına yapamıyorsa ödev yapma sorumluluğunu da yerine getiremez. Dolayısıyla çocuklara ödevler dışında da yaşına uygun sorumluluklar vermeliyiz. Ödev yapmak, ders çalışmak denildiğinde akla gelen diğer önemli konu, zamanı iyi kullanabilmektir. Çocuğun zamanı iyi ve etkin kullanabilmesi için önce zaman kavramlarını bilmesi gerekir. Bunun için görebilecekleri yerlere aylık takvimler asmak, önemli olayları, uzun süreli proje ödevlerinin teslim tarihlerini takvime işaretlemek, takvime yazılı yoklama tarihlerini koymak çocukların ilgisini çekebilir. Özetleyecek olursak çocuklara ödev yapma alışkanlığını kazandırmanın sabır ve zaman istediğini unutmamalıyız. Bu konuda öğretmenleriyle işbirliği içinde olmalı ve ödevlerini kontrol ederken önce doğru yaptıklarından başlamalı, yanlışlarını göstermeli ve bir kez daha denemesi için onu yüreklendirmeliyiz. DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: UZAYDA HAYAT Çekememezliğin bu kadarı olmaz! Uzayda hayat var mı? Uzaylılar gerçek mi? Her sene haberlerde en az bir kere gördüğümüz “Kumburgaz’da 2 genç UFO gördü, işte inanılmaz görüntüler!!!” haberleri uydurma mı? Bu haftaki yazımızın bu konularla hiçbir ilgisi yok. Ama yine de cevapsız bırakmayalım: Bu tip haberler tamamen hayal mahsulü ve uydurma. Bir kısmı da göz yanılması. Yazımız uzay ve uzaya giden astronotların oradaki tecrübeleri ile ilgili. Uzayda hayat hakkında bilmediğiniz 3 şey... 1- ÇEKEMEMEZLİK: Neredeyse her astronot, uzay hastalıklarına yakalanır. Mide bulantısı ve şiddetli baş ağrısı her astronotun başına gelenlerden... Yerin çekememesi sebebiyle, vücut içindeki sıvılar yukarıya doğru yön değiştirir. Netice itibarıyla da burun tıkanır, kemikler kalsiyum; kaslar da güç kaybetmeye başlar, bağırsaklar ise yavaşlar. 2- BİZİ KANDIRMA HOLLYWOOD!: Üzerinizde astronot elbisesi olmadan uzay boşluğuna yakalanırsanız korkmayın, Hollywood filmlerinin aksine patlamazsınız; sadece oksijen alamadığınız için 2 dakika içinde hayatınız söner. 3- YERE BIRAKINCA DÜŞÜYOR!: Astronotların dünyaya döndüklerinde (ilk anlarda) en zorlandıkları şey, kollarını ve ayaklarını hareket ettirmekmiş. O derece sıkıntılıymış ki dünyaya dönüşlerine “2. doğum” diyorlarmış. Uzun süre uzayda kalan kozmonotlar ise en zor alıştıkları şeyi şu şekilde ifade ediyorlar: “Bir şeyi bırakınca yere düşüyor!” KARMA SÖZLÜK İki tekme bir yumruk HABABAM SINIFI: Lisedeki her sınıfın kendini bu filmdeki sınıfa benzetmesidir. “Biz süper eğlenirdik sınıfta, ama nassı eğlenirdik var ya en çok bizim sınıf eğlenirdi, kaç kez hocayı ağlattık, kaç kez disiplinlik olmaktan son anda kurtulduk” temalı sallamasyon diyalogların ana kaynağıdır. (merry shelly) EV USULÜ TAMİR: Genelde dövüş sanatlarında kullanılan tekniklerden olan iki tekme bir yumruk atmak veya birkaç parçayı söküp, iki üfleyip, sallayıp, geri takmaktır... (hopeisgood) 54. GRAMMY ÖDÜLLERİ: Bu sene 54.’sü düzenlenen Amerika müzik ödülleridir. Yeni ölen şarkıcı Whitney Houston için dua edilerek açılışı yapıldı. Sunucu resmen cenaze törenindeymiş gibi dua etti, ünlü-ünsüzle dolu koca bir salon da kafaları önde, “amen” diyerek bitirdi. Bizim bir ünlümüz, herhangi bir amaçla canlı yayında dua etmek şöyle dursun; “dinî terimler” kullanmaktan dahi çekiniyor modern gözükmek adına, kullanan da yadırganıyor. (çayındibi) LÜGATİ’T UYDURUKÇA İnşallah-maşallah Üniversitenin üçüncü günüydü. Daha 3 gün olmuştu ama bölüm başkanı olan profesör hocasıyla çabuk yakınlaşmıştı Barış. 2. öğretim okuyordu, dersler geç bitiyor tabii. Son ders bu hocanındı ve saat 8’de bitti. Ders çıkışı birkaç sual sordu hocasına ve saat daha da ilerledi. “Barışçığım evine bırakayım seni, bu saatte araç maraç bulamazsın” dedi hocası. Barış da: “Hocam zahmet vermeyeyim, bir vasıta bulurum inşallah” dedi ama hocası ısrar edince onu kıramadı ve hocasının arabasına bindi. Bir müddet gittikten sonra, profesör: “Barışçığım seni sevdim, sorduğun sorulardan anladığım kadarıyla da zekisin, umarım üniversite yaşamına kapılıp bozulmazsın. Biraz çekimser gibisin sanki?” dedi. “Evet, biraz kararsız biriyimdir hocam, iltifatlarınıza müteşekkirim, hayat bu, inşallah” diye cevap verince Barış, hocası ciddi bir şekilde: “Fakat başından beri dikkat ediyorum da, hep ‘inşallah-maşallah’lı konuşuyorsun, sanki senin gibi zeki ve modern bir genç değil de 50-60 yaşlarında bir amca konuşuyor karşımda, dedi. Barış bozulsa da belli etmedi, temkinli davranarak cevap da vermedi. Hocası yol boyunca anılarını anlatırken, kendi hatıraları geldi aklına, babası hep ‘istidadın yüksek olsun evladım’ diye dua ederdi. Daha 3 gün olmuştu ama şimdiden özlemişti evini, memleketini... Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com twitter.com/AhmedRAkdag TWEETÇİ bestgeorge Yemek az olunca “Zaten tokum.” diyen anne, kornişte 2 perde arasına 1 sıra boşluk gelmeyince defalarca söktürüp taktıracak kadar zalimleşir. Furkan Adıgüzel Mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın uyarısını dikkate aldım. Müdür arayıp “Neredekaldın?” diyene kadar bekledim. hüs Pireyi deve yapan insanlar bence çok fazla Transformers, Voltran seyretmiş. AbSurDMaN Ben Kinder'in sahibi olsam içi boş sürpriz yumurta satardım. Alıyorsun bakıyorsun, hoop içi bomboş. İşte size gerçek sürpriz. Gökce Abiniz "İpini koparan geliyor yahu." – Terzi Muhammed Özer Can Bonomo'yu bilmeyen binlerce kişiye, TRT'den rahatlatan açıklama; “Biz de son dakikaya kadar kim olduğunu bilmiyorduk.” ömersöztutan “Kadınlar unutur... Ama neyi unuttuklarını size sürekli hatırlatacaklardır...” Linkoln Korsana Hayır Derneği kurdum, yardımlarınızı esirgemeyin lütfen. Sonuçta korsanlar da insan, onların da yardıma ihtiyaçları olabiliyor. önderhalis -Bu bardakta ne görüyorsunuz? +Su -Tamam da, hani, yarısı nasıl? +Sulu -Yanidolu mu, boş mu? +İçmişler biraz herhalde. -Karamsarsınız. etkiliyorum İbrahim CEBECİ icebeci@ihlaskoleji.com Şuursuz muyuz? Nesiller arası çatışma geçmiş dönemlerde de olmuş, günümüzde de oluyor, bundan sonra da olacaktır. Teknolojinin hızla ilerlemesi, nesiller arası farkı beraberinde getiriyor. Bu fark da çatışmalara sebebiyet veriyor. İnsanların hayat tarzlarında belli alışkanlıkları var. Bu alışkanlıklarla hayatını devam ettiren insanlar, yeni gelişmeler karşısında frene basmak zorunda kalıyor. O gelişmelere ise en çabuk intibak eden ve bunu da hayatına yansıtanlar ise tabii ki o dönemin gençleri oluyor. Günümüzün şartlarına göre yaşayan gençlere, “Ne şuursuz gençler yetişiyor, mühim şeylerden bîhaberler! Biz kitap okur, gazeteyle gündemi takip eder, radyo haberleriyle dünya hakkında bilgi sahibi olur ve kültürlü olmaya çabalardık. Günümüz gençleri bunların çoğunu yapmıyor ve gittikçe şuursuzlaşıyor. Böyle devam ederse gazeteler ‘Şuurumu kaybettim, hükümsüzdür.’ ilanlarıyla dolup taşar” diyemeyiz. Çünkü onlar, günümüz teknolojisini takip ediyor, oyunu kurallarına göre oynuyor ve kendilerini yeni dünyaya intibak etmeye çalışıyorlar. Onlar; kitabı Kindle’dan okuyor, haberi haber sitelerinden takip ediyor, dünyadaki gelişmeleri de, ya cep telefonuna gelen mesajlarla, ya haber siteleri vasıtasıyla ya da Twitter veya Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden öğreniyorlar. Bu arada da kendilerini bazen sözlü, çoğu zaman yazılı, yerine göre de fotoğraflarla anlatıp tanıtmaya çalışıyorlar. Biz bu gelişmelerle, sürekli kendilerini yenileyip yeterli teknik donanıma sahip gençlere millî manevi değerleri verebilirsek hiçbir zaman şuursuzluktan da şikâyet etmeyiz. İşte bu şuuru vermeye çalışanlardan biri de Türkiye gazetemizin başyazarlarından rahmetli Yılmaz Öztuna idi. Millî manevi değerlere bağlılığı, geçmişimizi doğru yönleriyle insanımıza tanıtma gayreti onu yakından tanıyanların tabiriyle tam bir İstanbul beyefendisi olan bu zat-ı muhteremi mühim mütefekkirlerimiz arasına çoktan katmıştı bile. Her mühim insanın vefatından sonraki kaide yine değişmeyecek ve Yılmaz Öztuna’nın da kıymeti ölümünden sonra daha da iyi anlaşılacaktır. Aslında işimiz kolay. Çok kıymetli mütefekkirlerimiz, çok kıymetli eserler kaleme alarak bizlere hazine bıraktılar. İyi bir araştırmayla, başköşesi edeceğimiz eserleri okuyarak kültürümüzü artırabilir ve dünya sıralamasında ülkemizin asil gençlerini, arzu ettiğimiz yerlerde görebiliriz. Milletimize hizmet eden kıymetli insanlardan Cenab-ı Hak razı olsun. Onlara minnet ve şükran borçluyuz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT