BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk’ün resmi

Türk’ün resmi

Suzan Çataloluk Lüleci, minyatürün Türk Milleti’nin tarihi sahnesine ilk çıktığından bu yana var olduğunu ve bir resim sanatı olduğunu söyledi



Türk tarihi’nin derinliklerinden beri var olan ve Selçuklu ile Osmanlı asırlarında klasik çağını yaşayan minyatür sanatı, bugün de büyük ilgi görüyor. Osmanlı’nın son döneminde Batılılaşma gayretleriyle bir süre inkıtaya uğrayan bu sanat dalı, Ord.Prof.Dr. Süheyl Ünver’in gayretleriyle yeniden gündeme geldi. Suzan Çataloluk Lüleci de, minyatürün Türk milletinin bütün tarihi boyunca var olan bir “Türk Resim Sanatı” olduğunu söyledi. Türk Edebiyatı Vakfı’nda bir konuşma yapan Lüleci, minyatür sanatının Türk milletinin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber bulunduğunu öne sürdü; “Tarihçi Kazım Birşan’a göre Türk milletinin yeryüzünde 16 bin yıllık bir geçmişi vardır ve minyatür de o kadar eski bir sanattır. Bu görüşü destekleyen çok sayıda delil vardır.” Renklerin uyumu Minyatür sanatının çok geniş ve zengin bir hayal dünyası olduğunu belirten Lüleci şunları söyledi: “Minyatürde konu sınırlaması yoktur. Vücutların ölçüleri resim sanatındaki gibi değil, sanatçının kendi anlayışına ve hayal dünyasına göredir. Minyatür sanatçısı, tabiattaki renkleri birebir kullanmak zorunda da değildir. İsterse kırmızı bir gökyüzü de yapabilir. Minyatürde önemli olan renklerin uyumudur.” Minyatürün soyut bir sanat olduğunu da ifade eden sanatçı, “Minyatür ve tezhib stilize sanatlardır. Minyatür sanatçısı aynı zamanda tezhibi de bilirdi ve bugün de bilmek zorundadır, bana göre. Goya veya Picasso tezhibi gördükleri zaman ‘Biz bu kadar soyut bir resmi henüz yakalayamadık’ demişlerdir. Minyatürde perspektif, ışık ve gölge oyunu da yoktur ve minyatürde detay çok önemlidir. Sanatçı, dağ başındaki bir ağacın yapraklarındaki damarları da görmek ve yapmak zorundadır” diye konuştu. Minyatürün ölçüsü Minyatürün ölçüsünün bir kitap sayfası büyüklüğünde olduğunu kaydeden Lüleci şöyle konuştu: “Minyatürde boyut küçük olmasına rağmen, detaylar önemlidir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde, sanatçılar istedikleri objeyi büyük göstermişler ve o objeye verdikleri önemi anlatmışlardır.” Suzan Çataloluk Lüleci, minyatürde toprak boyalar ve aharlı kağıt ile üç aylık kedinin boyun kıllarından yapılmış fırçalar kullanıldığını hatırlatarak, mimari arasındaki münasebet hakkında da şu bilgiyi verdi: “Mimar Sinan ve onun talebelerinin yaptıkları mimari eserlerde, hava akımı çok güzel kontrol altına alınmış ve bina içinde yanan kandillerin isleri bir küçük odada toplanarak, bu islerden boya ve mürekkep yapılıyordu. Minyatür nedir? Minyatürün kelime itibariyle Batı kökenli olduğunu hatırlatan Suzan Çataloluk Lüleci şöyle diyor: “Minyatür ismi için iki görüş vardır. Süheyl Ünver’e göre ‘minyon’ kelimesinden ortaya çıkmış ‘ufak-tefek’ manasındadır. İkinci görüşe göre ‘miniare’ kelimesinden çıkmıştır ve ‘kırmızı’ demektir. Batı’da dini eserlerin başlıkları kırmızı yazıyla yazıldığı için bu ismi almıştır. Minyatürün Türkçe karşılığı ‘nakış’, minyatür yapanın adı da ‘nakkaş’tır.”
Kapat
KAPAT