BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Elmasların üzerinde sefil bir hayat

Elmasların üzerinde sefil bir hayat

Sierra Leone’de yerin altı zenginlikten, yerin üstü ise fakirlikten kırılıyor.



YETiMLER ÜLKESi SİERRA LEONE-1- OSMAN SAĞIRLI KANLI ELMAS ÜLKESİNDEKİ HAYATLARI YAZIYOR 1990’lı yıllardı.... Dünya haritasında parmağın altında kaybolan ülkede kan gövdeyi götürüyordu. Televizyonda insanın kanını donduran görüntüler yayınlanıyordu; Omuzuna astığında dıpçiği yere değen silahıyla çevreye rastgele ateş etmekten çekinmeyen çocuk askerler, isyancı güçlere katılmadığı için sokak ortasında kolu bacağı satırlarla kesilen insanların feryatlarını dünya film gibi izliyordu. Çocuklarımın ismini telaffuz etmekte zorlandığı, bir milyondan fazla yetim çocuğun birkaç yüz tanesinin elinden tutan İHH İnsani Yardım Vakfı ekibiyle birlikte İşte o kendi küçük ancak acıları büyük ülkeye Sierra Leone’ye gitmek üzere uçaktayım. ELMAS VAR, OKUL ZİLİ YOK! Burası bir ilkokul... 7 yaşındaki bu kız çocuğu, elindeki bisiklet pedalıyla boş tüpe vurup, arkadaşlarını derse çağırıyor. Çatısı otla kaplı okula, 180 çocuk her gün 10 km yürüyerek geliyor. Defterleri tahta, kalemleri ise kamış!.. SELAMIN HER TÜRLÜSÜ Fas-Liberya aktarmalı uçuşumuzun ardından sabahın erken saatlerinde nihayet Lungi’deyiz. Bilmem kaç yerinden yamalı banttan valizleri alıp kapıya doğru yöneliyoruz. Ütünün birkaç yıl once üzerinde şöyle bir gezindiği üniforması ile izbandut gibi bir polis önümde duvar oluyor. Valizler üzerindeki numaralarla biletim üzerindeki kuponları zor da olsa eşleştiriyor. Sonra da “Yellow card” diye söylenmeye başlıyor. Dakka bir gol bir sarı kartı gördük iyi mi? Kendisini anlamadığımı görünce sol elini açıyor, diğer eliyle ortadan ikiye işaret yapıyor. Olmadı elinde enjektör varmış gibi koluma doğru yöneliyor. 8 yıldır bir defa dahi işe yaramayan uluslararası aşı kartımı istiyormuş. Sarı humma aşımı kontrol edip beni salıyor. Dışarısı zifiri karanlık. Bir iki yerden gelen jeneratör sesi çok geçmeden ayakçı takımının selam serenat faslında kaybolup gidiyor. Kendileri pek seçilemeseler de hello, morning, essalümü aleyküm gibi cümlelerle ne tür bir insan olduğumuzu seçmekte gecikmiyorlar. Aleyküm selam dememle birlikte tekbirler getiriliyor. Bu bana para ver demenin diğer bir yöntemi. ÇÖPLÜKTE AÇAN GÜLLER Defterleri tahtadan, kalemleri kamıştan, ottan mürekkep, yapraktan silgi.. Yaşları 5-13 arasında değişen 27 çocuk... Karende adını verdikleri Kur’an kursunda islamiyeti öğrenerek misyonerlerin tuzağına düşmemeye çalışıyorlar. KENDİ ÜLKELERİNDE KÖLELER Nihayet bizi karşılamaya gelen Amadu’nun sesi duyuluyor. “Abi hoşgeldiniz! Bu tarafa doğru gelin. Araca binin!” alandan hızla uzaklaşıyoruz. Amadu, İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun. İstanbul’da çalışıyor. Kapkaranlık yolları tek farıyla aydınlatmaya çalışan aracın içinden ülkeyi tanımaya çalışıyorum. Amadu da ülke ile ilgili bilgiler veriyor; “Abi burası oldukça fakir bir yer. Ancak fakirliğimiz tamamen suni. Sierra Leone dünyanın en kıymetli elmas, altın ve titanyum madenlerine sahip. Hepsi yüksek teknolojide kullanılan ya da çok para eden madenler. Anlayacağın dünya elmas rezervlerinin yüzde 70’i bu topraklarda. 1800’lü yıllarda Yahudi asıllı Belçikalı bir firma, Kono bölgesinde elmas madenlerini bulunca huzurumuz kaçtı. Onlar zengin biz fakir olduk. Şimdi sadece o firma buradan yılda 1 milyon krat elmas götürüyor. Ve halkımız da o madenlerde günlük 30 sente çalıştırılıyor. Anlayacağınız burada elmas ve altın üzerinde yalınayak bir hayat sürüyoruz. 1 MİLYONA KADAR SAYMIŞLAR Amadu, insanların el lambaları ile yöneldiği caminin önünde aracı durdurup “Haydi vakit çıkmadan sabah namazını kılalım” diyor. Cemaatten iki genç ibrikle su getirip abdest almamıza yardımcı oluyor. Kapkaranlık mescidin içinde imam efendinin yanık sesi yankılanıyor. Bir cüz bir tilavetiyle namazı kıldırıyor. Ardından sandalyeye oturuyor. Cemaat etrafında halka oluyor. Cebinden çıkardığı küçük bir fenerle elindeki kitabın sayfalarını aydınlatarak gün ağarıncaya kadar sohbet ediyor. Güneşin ışıklarıyla birlikte mescidin adam boyu duvarla örülmüş arka tarafında da kadınların olduğunu farkediyorum. Arabalı vapurla Brezilya’ya Atlantik okyanusundan komşu olan yarım ada şeklindeki başkent Free Town’a ulaşıyoruz. Burası şu ana kadar gördüğüm Afrika ülkelerinin adeta mixlenmiş hali. Başlarının üzerinde dükkan taşıyan seyyar satıcılardan tutun da sokak kuaförlerine varıncaya kadar herkes işbaşı yapmış. Gelmeden önce ülke ile ilgili bilgileri biraz karıştırmıştım. Free Town için nüfus 1 milyon yazıyordu. Sokaklara bakılırsa sanki burada 1 milyona kadar sayıp bırakmışlar. Amadu da “Şimdilik 2 milyon” diyerek bu tezimi doğruluyor. İHH’DAN 300 YETİME ŞEFKAT ELİ Programımız bir hayli yoğun Wellington Muslim Association Başkanı Osman Dumbuya’nın evine gidip orada program yapıyoruz. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın bütün bakımlarını üstlendiği 300 yetimin sağlık taramalarını yaparak işe başlayacağız. Bizleri yerli halka benzetmekte kararlı güneşin kızgınlığı altında Free Town’un tozlu sokaklarını bir bir geçip çocukların toplandığı sağlık merkezinde varıyoruz. Tek tük annesi ya da babasıyla gelenler hariç birçoğu yalnız. En büyügü 12 yaşındaki yavrucakların bizleri görmesiyle yüzlerindeki gerginlik bir anda tebessüme dönüşüveriyor. Sanki elimizde büyümüşler gibi kucağımıza oturanlar, boynumuza sarılanlar. Belki de yıllardır hasretini çektikleri şefkati bizde arıyorlardır kimbilir? Akşama kadar süren taramalar sona eriyor. Doktor, bir iki küçük rahatsızlık dışında çocukların çoğuna sağlam raporu veriyor. İHH ve Türkiye’ye de bu çocuklara kol kanat gerdiği için ülkesi ve vatandaşları adına teşekkür ediyor. OTTAN MÜREKKEP YAPRAKTAN SİLGİ İHH sorumlusu Ahmet Sarıkurt, ülkede Müslümanların kurduğu Bilal İbni Rabah Yetimhanesini ziyaret edip oranın ihtiyaçlarını tespit etmek istiyor. Yola çıkıyoruz. Şehrin en fakir bölgelerinden Ascention Town’dan geçerken yol kenarında loh adı verilen bir metre boyundaki tahtalara kendi elleriyle yazdıkları sureleri hıfzetmeye çalışan kız erkek 8-9 minik yavruyu görünce duruyoruz. Kurstaki çocuklar Abadu, abadu (beyaz adam) diye kendi aralarında konuşmaya başlıyorlar. Kimi elindeki loha, kimi de Kur’an-ı kerime sıkıca sarılıyor, birbirlerine biraz daha sokuluyorlar. Selam vermemizle rahatlıyorlar. Muhammed adlı çocuk elindeki kamışı ot kökünden elde edilen mürekkebe daldırıp 40 yıllık hattat edasıyla tahtaya ayetleri yazıyor. Kursun en küçüğü Nala ise ezber yapılan tahtalardaki yazıları sert tüylü bir yaprakla silme telaşında. Başlarında kendilerinden yaşça büyük ablaları Culde ise dizinin dibine oturttuğu Fatımata’ya Fetih suresini ezberden okutturuyor. Çok geçmeden Karende’nin hocası Şeyh Abdullah geliyor. 70 yaşlarında pirifani bir adam. Bizleri tek tek kucaklıyor. Çocukların korkularını anlatıyor; “Daha önce eğitim gördüğümüz bina bir Hıristiyanındı. Onun şikayeti üzerine kapı dışarı edildik. Buraya sığındık. Çocuklar da sizi farkedince korkmuşlar. Bana haber verdiler geldim” diyor. Sabah öğle ve akşam olmak üzere 27 çocuğa Kuran-ı Kerim öğrettiklerini söyleyen Şeyh Abdullah, “Geçtiğimiz ay buradan geçen bir bakan bizi görünce burada 10 yıl boyunca kalabileceğimizi söyledi. Şimdi bu gördüğünüz derme çatma yeri toparlamaya çalışıyoruz” diyor. O binanın yapım işini İHH olarak Ahmet Sarıkurt üstleniyor. Biz ayrılıyoruz, akşama ise inşaat başlıyor. ACIYI ONLAR SEFAYI BAŞKASI SÜRÜYOR Bütün ülkeler hazinesi olduğu için refah ve bolluk içinde yaşıyor. Sierra Leone halkı ise bu yüzden çile çekiyor, öldürülüyor. ONLAR KUTSAL EMANETLER Sierra Leone’li yetimlerin üzerine adeta titreyen, onları bir an olsun yalnız bırakmayan İHH düzenli sağlık taramaları yapıyor. Dünya genelinde 23 bin 500 yetimin bakımını üstlenen İHH İnsani Yardım Vakfı, Sierra Leone’de 300 yetimin; eğitim, sağlık, giyim ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyor. Ülkede 12 yıl boyunca süren savaşta isyancılara taraf olmayanlar ya kollarını ya bacaklarını kaybetti. BİR ONBAŞININ YAPTIĞINA BAK Sierra Leone; Batı Afrika’da yer alan, güney batısında Atlantik Okyanusu, güneydoğusunda Liberya, kuzeydoğusunda Gine’nin yer aldığı bir Afrika ülkesi. 71,740 km karelik bir alan üzerinde yaklaşık 6 milyonluk ülke nüfusu yaşıyor. 340 km’si deniz kıyısında, bunun bir bölümünü başkenti Free Town kaplıyor. Şehirde 2 milyonun üzerinde insan yaşıyor. 1827’de misyonerler tarafından kurulan Fourah Bay College, Batı Afrika’nın batı tarzı eğitim veren ilk yüksekokulu olmakla övünüyor. Yüksekokul dile kolay tam 90 yıl, İngiltere’deki Dunham Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışıyor. Ülke uzun bir süre İngiltere tarafından sömürülüyor. Zaman zaman ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırılıyor. 1898’deki Kulübe Vergisi Savaşı, bu ayaklanmaların en önemlisi sayılıyor. İngilizler halkın kulübeleri için vergi vermesini istiyorlar, kabile reisi Bai Bureh ise buna yanaşmıyor. Savaş, iki taraftan da yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanıyor. Bai Bureh İngilizler tarafından ele geçiriliyor ve Gana’ya sürgün ediliyor. Dünya değişiyor. Sömürgeler bir bir “İngiliz Milletler Topluluğu” adı altında toplanmaya başlıyor. Sierra Leone de 1960 yılında İngiltere’de gerçekleştirilen anayasa çalışmalarından sonra 21 Nisan 1961’de bağımsızlığını ilan ediyor. Ya anne yok ya baba... Varsın elmas da olmasın... GÜYA BAĞIMSIZ Sonrası daha karışık. Bir yığın etnik grup devlette ağırlık kurmaya çalışıyor. 1971’de devlet cumhuriyete geçiyor ve Siaka Stevens başbakan oluyor. Stevens, her an indirilebileceğini biliyor, 2 yıl boyunca Gine’den istediği askeri destekle başta kalıyor. Rakiplerini kaybediyor. 14 yıl başbakan olarak kalıyor. Yerine Sierra Leone Silahlı Kuvvetleri’nin başında yer alan general Joseph Saidu Momoh geçiyor. Asıl problem Momoh başa geçtikten sonra çıkıyor. Ekim 1990’da, Momoh’un çok partili sisteme geçme isteği üzerine sivil savaş patlak veriyor. Hükumetin kötü yönetimi ve elmas madenlerinin iyi yönetilememesi gibi bazı iç faktörlerle beraber, komşu ülke Liberya’daki iç savaş da, savaşı tetikliyor. Liberya’daki NPF’nin kurucusu Charles Taylor, Kaddafi’nin gizli servisinde birlikte çalıştığı Onbaşı Foday Sankoh’u destekliyor. Sankoh, Kono bölgesine giderek elmas madenlerini dolaşıp işçileri isyana çağırıyor. Sonra da yönetimindeki RUF ile ülkeye giriyor, kısa sürede Kailahun bölgesini ardından bütün doğu bölgesini hakimiyeti altına alıyor. Ancak madenler kontrol edilemiyor. Yetkililere sus payı veriliyor, elmaslar oluk oluk Avrupa’ya, Amerika’ya akıyor, zenginlerin takılarını süslüyor.Saldırılar sebebiyle halk evinden barkından kopuyor, ölenlerin hesabı tutulmuyor. Söylenenlere göre RUF, kabile reislerini topluyor, başlarını kesip kazıklara geçiriyor. Bununla da yetinmeyip, strateji gereği çocuk askerler topluyor. Kandırılan ve uyuşturulan minik bedenler, ağırlıkları kadar silahlarla arkadaş ediliyor. 1992 yılında 6 genç asker iktidarı deviriyor, içlerinden Yahya Kanu başa geçiyor. O da suikaste kurban gidiyor ve yerine bir başkası başkan oluyor. İç savaş 11 yıl sürüyor, yaklaşık 100 bin civarında insan ölüyor, 2 milyonun üzerinde insan evlerinden ayrılmak zorunda bırakılıyor. 1 milyon çocuk yetim kalıyor. 2000 yılında BM ülkeye asker gönderiyor. 1991’de başlayan iç savaş, 18 Ocak 2002’de resmen sonlanıyor. Yarın: ADLARI Muhammed AMA KENDİLERİ PAPAZ!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT