BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diktatörlükte statik, ihtilalde dinamik dehşet!

Diktatörlükte statik, ihtilalde dinamik dehşet!

Diktatörlük deyince, beterin de beteri var... Hüsnü Mübarek zalim bir diktatördü, ama Stalin veya Mao mertebesinde eli kanlı bir katil değildi. Eş-dost kapitalizmi uygulamada Marcos’a, hatta Bin Ali’ye göre daha mahirdi. Kaddafi gerçekten deliydi!



İhtilal yaşayan ülkelerdeki en tehlikeli dönem büyük değişimler olduktan sonraki ilk yıllardır. Bu dönemlerde, büyük liderlere ihtiyaç duyulur. Diktatörlükler ilginç bir şekilde bir miktar denge ve sağlamlığa sahiptir. Bu garip sağlamlık ve denge diktatörler tarafından çoğunlukla sistemin temelindeki zayıflığı, yumuşaklığı gizleme ve toplumun dinamizmini kalıba sokma ve kontrol etme yolu olarak kullanılmıştır. Yoksa bu diktatörlüklerde neden daha fazla hapishane inşa edilsin ve neden daha fazla insan bu cezaevlerine gönderilsin? Yoksa niye bu diktatörler muazzam ordular ve güvenlik unsurları oluşturmak için bu kadar emek ve para harcasın? Yoksa neden bu diktatörler ve avaneleri ekonomiyi, bilgi akışını ve hatta eğitimi kontrol etmek için bu kadar çaba göstersin? TOPLUMU FAKİRLİKLE EZERLER Bunlar ve başka tür baskı ve zulme neden başvurur diktatörlükler? Çünkü diktatörler, avaneleri ve askıntıları, itiraf etmekte gönülsüz olsalar da, toplumu nasıl bir baskı zulüm ve fakirlikle ezdiklerini iliklerine kadar bilir ve hissederler. Tarihin hangi devrine bakarsanız bakın, zalimlerin sonu hep yıkılıp gitmek olmuştur. Hatta çoğu zaman da kendi ve avanelerinin kanlarında boğulmuşlardır. Tıpkı bir zamanlar başkalarına yaptıkları gibi son nefeslerine kadar zindanlarda çürüyen zalimler de olmuştur. Diktatörlük deyince, beterin de beteri var... Hüsnü Mübarek zalim bir diktatördü, ama Stalin veya Mao mertebesinde eli kanlı bir katil değildi. Eş-dost kapitalizmi uygulamada Marcos’a, hatta Bin Ali’ye göre daha mahirdi. Kaddafi gerçekten deliydi! Ülke ekonomisini ve insanlarını kendi yazdığı ‘Yeşil Kitap’taki megalomanyak fikirleri ile perişan etmişti. Tıpkı Mao’nun ‘Kızıl Kitap’ındaki bozuk fikirleri uygulayıp milyonlarca insanı katlettiği gibi. Hakikaten de Arap âlemi son senelere kadar pek çok zalim ve ahlaksız diktatörün boyunduruğu altındaydı. Ama yine de bu yıkılıp giden diktatörler, hatta Esat sülalesi bile, komünist zulmün yanına yanaşamaz. Sibirya’daki Gulaglar, kolektif çiftlikler, milyonlarca insanın katli yahut açlık ve hastalığa mahkum edilmesi ile Sovyetler’in komünist zulmü apayrı bir vakaydı. Libya, Tunus, Mısır, Suriye, Yemen ve diğer ülkelerde Arapların maruz kaldığı zulmü hafife almaya çalışmıyoruz elbette. Burada maksat diktatörlüklerin ağır bedellerinin ne kadar farklı olabildiğini ortaya koymak. Dünya tarihinde yaşanan suçiçeği, veba, savaşlar ve salgın hastalıklarla beraber ana felaketlerden biri diktatörlük ve zulüm olmuştur. Araplar özgürlüklerini, ekonomilerini ve eğitimlerini harap eden diktatörlerden daha iyisine layıklar. Mısır, Libya, Suriye, Yemen ve Tunus halkları diktatörlüklerin zararını farklı seviyelerde gördü, hissetti ve tattı. Bununla birlikte, 2010 sonlarından itibaren ve 2011 boyunca diktatörlükler devrilmeye başladı -hep olduğu gibi-. İHTİLALLER DERTLERE DEVA DEĞİL Bu ülkeler şimdi ihtilalin dinamik dehşeti içindeler. Her biri bunu farklı bir şekilde yaşıyor. En iyi giden yer Tunus gibi gözüküyor. Libya’da kaos ve düşük seviyeli şiddet hakim. Libya, ihtilalin ardından insani kalkınma süreci başlatmakta en çok zorlanacak ülkelerden biri olabilir. Mısır ihtilali (ki hâlâ erken bir aşamada görünüyor) başlangıçta çok az kişinin tahayyül edebileceği, kaos, güvenlik zaafı ve ekonomik sıkıntıya sebep oldu. Yemen hâlâ başlangıç aşamasında ve önünde uzun ve çetin bir yol var. Devlet olarak felç olabilir. Suriye’nin ise ihtilal sonrasında büyüyen, kalkınan barışçı bir devlete dönüşmesi çok güç olabilir. Suriye’nin bölgesine taşan aşırı şiddet dolu felçli bir devlet olma şansı her geçen gün artıyor. Arap Baharı yaşayan ülkeler uzun yıllar boyunca irili-ufaklı dinamik bir dehşet süreci geçirebilir. Bazılarının durumu diğerlerinden çok daha kötü olacaktır. En kötü olacağını tahmin ettiğim yerler Suriye ve Yemen, onların hemen ardından da Libya. Ancak, Mısır’da da bir şeyler hâlâ içten içe kaynıyor, bu da ekonomik ve sosyal durumun daha kötüye gitmesine sebep olabilir. Mısırlıların cumhurbaşkanlığı seçiminden beklentisi çok yüksek. Bu seçim, uzlaşma ve kalkınma yolunda birçoklarının umduğundan çok daha küçük bir adım olabilir. Ülkede başa çıkılması gereken, ekonomi dahil, birçok problem bulunuyor. Ekonomik problemler kolayca yeni bir isyana sebep olabilir. İhtilal yaşayan ülkelerdeki en tehlikeli dönem büyük değişimler olduktan sonraki ilk yıllardır. Bu dönemlerde, büyük liderlere ihtiyaç duyulur. Liderlerin bazen karşı konulamaz değişimler ve endişeler esnasında insanlara yol göstermesi gereken bir zamandır. Bu dönem ülkenin önündeki uzunca bir sürenin belirleneceği bir dönemdir. Sonrasında da dinamik korkular yaşanabilir. Bazıları az korku yaşar, kimileri daha fazla. Ama önemli olan şu: Tarih boyunca hiçbir ihtilal bütün dertlere deva olamamıştır. Bundan sonra da olacağını varsaymamalı. Sürprizlere hazır olun. Tarihten alınacak ders budur. Önümüzdeki dönemin siyasi ve ekonomik depremlerine hazır olmalıyız...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT