BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Misyonerlerden çirkin tuzak

Misyonerlerden çirkin tuzak

Fakir Müslümanların dinini değiştirmek için her yolu deniyorlar. Adı Muhammed olanlar özellikle seçiliyor!



YETiMLER ÜLKESi SİERRA LEONE -2- OSMAN SAĞIRLI KANLI ELMAS ÜLKESİNDEKİ HAYATLARI YAZIYOR osman.sagirli@tg.com.tr SELAM BEYAZ ADAM*SEKE ABADU Adı Muhammed olan papazlar Gün boyu sıcaktan dilimiz dışarı çıkmış... Ananas mı harareti alır? Karpuz mu? Yok yok en iyisi şöyle buz gibi bir su içelim! İstanbul’da kar kıştan çık gel burada sıcaktan kavrul. Soluğu Wellington Muslim Association Başkanı Osman Dumbuya’nın işyerinde alıyoruz. İşyerinde sıcaktan pinekleyenler o kadar gürültüye kıllarını bile kıpırdatmıyor. Yetim çocuklara aldığımız hediyelerin içinde olduğu valiz THY’nin bağlantılı seferinde kaybolduğundan çarşı pazardan birşeyler almamız lazım. Tabii ki bunun içinde para bozdurmak lazım. Zira burada sokaklarda dolar geçmiyor. İHH’dan Ahmet Sarıkurt bir miktar para çıkarıyor. Dumbuya’dan parayı bozdurmasını istiyor. Paranın gelmesini beklerken sıcaktan dertli insanlar olarak sıcak kahve ile ağırlanıyoruz! Bir süre sonra elinde bir çuval para bir genç geliyor. Bir çuval parayla Free Town’da dolaşmak bayağı bir cesaret. PAPAZ JOHNSON ÖLDÜ Dükkana orta yaşlı bir adam giriyor. Osman Dumbuya yerinden kalkıp adamın boynuna sarılıyor, oldukça yakın ilgi gösteriyor. Bizim Türkiye’den geldiğimizi Müslüman olduğumuzu söylüyor. Bize de bu kişinin eski bir papaz olduğunu iki sene önce islamiyetle şereflendiğini aktarıyor. Benim için ilginç bir durum. Ne yalan söyleyeyim kanım kaynıyor. Koyu bir sohbete başlıyorum. Adı Mustapha (Mustafa) Tubhoku, 35 yaşında... Aslında ailesi Müslümanmış. Ancak kendisi misyoner okullarında okumuş. Mustafa, “Bizim bu okullarda okumamız için kesinlikle Müslüman gibi davranmamaz yasak. İncil mecburi ders, bu dersi geçmeden sınıf geçmemiz mümkün değil. Yani bir Hristiyandan daha fazla incil bilgisine sahibiz. Bazı arkadaşlarım İslami kıyafetlerle Hıristiyan okullarına gidip geldikleri için kovuldu. Ben de uzun süre bir Hristiyan gibi yaşadım. Hatta buradaki kilisenin papazı idim. Çünkü aldığım eğitim sonucu beni papaz olarak yetiştirdiler” diyor. ÖZELLİKLE SEÇİYORLAR Sierra Leone’de misyonerlik faaliyetlerinin oldukça fazla olduğunu söyleyen Mustafa derin bir iç çekip gözlerini gözlerime kilitliyor. Başlıyor anlatmaya; “Burada ne yazık ki Müslümanlar çok fakir durumda. Okulların yüzde 80’i misyonerlere ait. 150 yıllık büyük kolejler, şehir merkezlerindeki okullar hep onların. Eğer bir baba çocuğunu okutacaksa bu okullara göndermek zorunda. Ailesi Müslüman fakat yoksulluk ve fakirlik çekenler mecburen misyonerlerin eline düşüyor. İslami şuurun azlığı ve fakirlik en önemli faktör. Sadece bu değil. Çocuğunuzu bu okula göndermeniz halinde iş bulabiliyorsunuz, devlet dairelerinde adam yerine konuluyorsunuz.” Mustafa sanki benden hesap soruyor gibi davranıyor. Siz gelmezseniz başkaları gelir. En az siz de bizim kadar suçlusunuz demeye getiriyor. Öyle bir cümle sarfediyor ki. Altında kalmamak mümkün değil, “Biz dinimizi burada kimden öğreneceğiz? Kim elimizden tutacak? Bak şimdi burada adı Muhammed olan çocukları özellikle papaz yapıyorlar. Ailelerine servet veriyorlar. Ev, araba ne isterlerse. Onlar çok itibarlı kişiler kabul ediliyor. Sokaklara bak her yede onların kampanya afişlerini göreceksin!” CAMİDEN ÇOK KİLİSE VAR Mustafa’dan ayrılıp arabaya biniyoruz. Söyledikleri halâ kulaklarımda çınlıyor. Sokaklarda misyonerlerin kampanya afişleri gözüme bir başka batmaya başlıyor. Yüzde 70’i Müslüman olan bir ülkede, camiden çok kilise var. Dünyada o kadar Hrıstiyan ülke gezdim burada gördüğüm kadar kiliseyi hiçbir yerde görmedim. Neredeyse 10 kişiye bir kilise düşüyor. Bu konuda Amadu da megerse ne kadar dertliymiş; “Ülkede insanlar bir kab yemek karşılığı Hrıstiyan yapılıyor. Ticari ve ekonomik alanda Hrıstiyanlar söz sahibi. Ülke yönetiminde mesela şu anda devlet başkanı Hrıstiyan, yardımcısı Müslüman. Gerçi devletin bir resmi dini yok. Ama yine de burada olup bitenleri benim aklım almıyor. 1980 yılına kadar burada Hrıstiyan nüfus yüzde 5 idi. Şimdi bu rakam yüzde 30’lara dayandı. Birşeyler yapmamız, Çocuklarımızı Müslüman olarak yetiştirmemiz, onları korumamız lazım “ diyor. OMBUDSMAN CEZAYI KESİVERİYOR Gece sivrisineklerle olan mücadeyi hafif yaralı bir şekilde atlatıp sabahın dördünde Amadu’nun araç başında aldığı içtimada tekmil veriyoruz. Free Town’un trafiğine takılmadan bir an önce şehirden çıkmamız lazım. Bir saat sonra ortalık zifiri karanlık olmasına rağmen sokaklardaki en iyi yerleri kapma telaşındaki seyyar satıcılar yolları kilitleyecek. İstikamet Amadu’nun köyü. Amadu’nun annesi de bu yolculukta bize eşlik edecek. Kahvaltıyı yolda yapacağız. Pazar yerlerinden birinde duruyoruz. Ekibimizden Behçet bir iki görüntü almak için araçtan aşağı iniyor. Çok geçmiyor ortalık birbirine giriyor. Behçet ortada, Amadu ve annesi cenk halinde. Görüntüsü alınan bir kadın kameraya el koyma telaşında. Çok geçmiyor olay yerine polis çağrılıyor. Kadın, “Bu beyaz adamlar benim videomu çekti. Ülkelerine döndüklerinde bizi aşağılayacaklar” diye veryansın ediyor. Bir başkası ise “Parasını versin. Bu beyazlar bizim sırtımızdan para kazanıyorlar. Kimbilir kaç bin dolar kazanacak?” diye ortalığı fişekliyor. Her kafadan volumü oldukça yüksek sesler çıkıyor. Polis olaya el koyuyor. Amadu ve annesi kalabalık tarafından suçlanıyor. Onlar da ortalığı karıştıran kadından şikayetçi. Pazarın sorumlusu da olay yerine geliyor. Polis olayı ona devredip çekiliyor. Biz de olsun mu? olmasın mı ?diye aylarca tartıştışığımız ombudsmanlık sistemi devrede. Pazar sorumlusu bizimkilere 40 bin leon (10 dolar) diğer kadına da 20 bin leon ceza kesiyor. Parayı ödeyip olay mahallinden ayrılıyoruz. Beğenmesek, her kötü icraatta örnek versek te Afrika bu konuda bizden oldukça ileri... YETKİ AMADU’NUN ANNESİNDE Port Loko’ya kadar 120 kilometrelik yolda kontrol teyzenin eline geçiyor. Stop! diye bağırdı mı şoför İbrahim olduğu yere çakılıyor. Aracın etrafına dizilen seyyar satıcılar teyzenin pazardan kalma hırsından nasipleniyor. Sıkıysa hafif yeşili olan muz satmaya tevessül etsinler ya da ananasların küçüğünü getirsinler. Hindistan cevizinin suyunu yere dökenin vay haline. Esip gürlüyor o kızgınlığı sayesinde Afrika’nın meyve yarışmalarında dereceye girmesi muhtemel bütün lezzetlerini vücudumuza davet ediyoruz. Derken Mabereh köyünün yoluna giriyoruz. Arabanın etrafına takılan çocukların “Abadu, abaduuuuu aaabbaaaaduuuu” çığlıkları arasında seçim çalışmasına çıkmış siyasiler gibi el kol hareketi yaparak köye giriyoruz. “Seke Abadu” (Selam beyaz adam) faslından sonra Amadu’nun evine giriyoruz. Temizlenmemiz için eve kova kova su taşınıyor. Adını sanını çeşit çeşit balıklardan mükellef bir sofrada karnımızı doyurup köy meydanında toplanan civardan gelen İHH’nın bakımını üstlendiği yetim çocuklarla buluşuyoruz İHH’NIN YETİM ÇOCUKLARI 500 nüfuslu köyde kim varsa hepsiyle hava kararıncaya kadar tanışıyoruz. Havanın kararmasıyla yaşlılar evlerine çekiliyor. Ancak çocuklar bizimle. Bol bol oyunlar oynayıp bizleri eğlendiriyorlar. Bir ara megafon sesi ile yataktan fırlıyorum. El yordamıyla telefonu bulup saati kontrol ediyorum. Henüz sabahın 05.00’i... Megafondan gelen ses yerel dilden. Amadu’yu ayağa dikip bu adamın bu saatte ne istediğini soruyorum. Amadu, “O caminin imamı. ‘Haydi sabah oldu. Herkes yatağından kalksın. Rızıkların dağıtıldığı bu saatte tembeller gibi yatmayın. Çoluğunuzu çocuğunuzu da kaldırın. Herkes camiye gelsin. Allahın rızık dağıttığı, merhamet ettiği bu saatte yatmayın. Gününüz hayırlı olsun” dediğini aktarıyor. Kaldığımız evin muhtelif yerlerinde süngerler, otlar üzerine yatan çoluk çocuk hepbirden caminin yolunu tutuyoruz. Kadınlar da camiye geliyor. Ortaya konulan lambayla aydınlatılan köy camisinde cemaatle namazı eda ediyoruz. Ardından kahvaltı. Akşamdan ayarlanan ambulanslar da köye giriş yapıyor. İstikamet 77 yetimle birlikte Port Loko Devlet Hastanesi... YİNE GEL BEYAZ ADAM Gece boyu eğlenen çocuklar Boynundaki haçı sergilemekten gurur duyan Dr. Gerald Yong’un kontrolünden geçiyor. 9 yaşındaki Santigi Conte, Suri Kago, Aysatu, Ramatu Sisi gibi onlarca yetimden tek tek kan alınıyor, testler yapılıyor. Kiminde malarya kiminde sıtma, tek tük suya bağlı yaralar tespit ediliyor. İHH çocukların sürekli kontrol altında kalmaları gerekenleri tespit edip, tedavilerinin sürmesi için gerekli girişimleri yapıyor. Velisi olduğuna dair birkaç belge imzalıyor. Çocukları orada bırakıp ayrılıyoruz. Bu defa Türkiye’deki hayırseverlerin desteğiyle İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yapımını üstlendiği 1250 öğrencinin eğitim göreceği 6 sınıflı Rotifunk Köyü ilkokulundayız. Kilometrelerce yol yürüyüp Hrıstiyan okullarında eğitim gören birçok çocuk artık burada üstelik Müslüman olarak eğitim görecekler. Hemen yanındaki çatısı ottan kaplı okuldaki çocukların yakın ilgisiyle karşılaşıyoruz. Ziyaret edecek yüzlerce yetim, sohbet edilecek onlarca insan var. Artık dönme vakti. Köyden ayrılırken aracın peşinden uzun süre koşturan çocuklardan İdris’in sesi yankılanıyor. Heeeey Thank you white man... Come again... (Teşekkürler beyaz adam yine gel) Nerede? Sierra Leone; Batı Afrika’da yer alan, güney batısında Atlantik Okyanusu, güneydoğusunda Liberya, kuzeydoğusunda Gine’nin yer aldığı bir Afrika ülkesi. 71.740 km karelik bir alan üzerinde yaklaşık 6 milyonluk ülke nüfusu yaşıyor. MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ Yüzde 70’i Müslüman olan ülkede camiden çok kilise bulunuyor. 10 kişiye bir kilisenin düştüğü Sierra Leone’de camiler parmakla sayılıyor. Yetimlerden biri olan Santigi Conte, yoğun bir tetkikten geçiyor. Kafasındaki yaralar sebebiyle müşahede altına alınıyor. Now, look at white man... (Şimdi, beyaz adama bakın) Yetimler, yaptıkları resimlerle Türkiye’deki yarışmaya katılacak. Fashion 2012... Yarın: ARA BELKİ ALTIN BULURSUN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT