BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin hikayecisi yok!

Türkiye’nin hikayecisi yok!

Önceki yazımda turizm konusuna temas etmiş ve Türkiye‘nin turizme gerekli ilgiyi göstermediğinden yakınmıştım.?Tepki?de aldım; övgü de. Tepki verenler, “sanayi varken turizm de ne oluyor” havasında.



Önceki yazımda turizm konusuna temas etmiş ve Türkiye‘nin turizme gerekli ilgiyi göstermediğinden yakınmıştım.?Tepki?de aldım; övgü de. Tepki verenler, “sanayi varken turizm de ne oluyor” havasında. Övenler ise “bacasız fabrika” diye turizme methiyeler döktürmekte.?“Sanayi”?diyenlere?iki çift lafım var. Sanayi dediğiniz şey, ne? Elin adamının?makinesine,?teknolojisine,?tasarımına işçilik ilave edip satmıyor mu Türkiye!?Buna?sanayi demek ne kadar doğru,?onu?takdirlerinize?bırakıyorum.?Ha, olmasın?mı? Olsun tabii. Bu kadar kişinin istihdamına?imkan?veriyor,?neden olmasın? Da... katma değeri düşük olduğu için sanayiden?elde?ettiği?gelir?Türkiye’nin dişinin kovuğunu doldurmuyor bir kere. Dolayısıyla “cari açık” problemiyle cebelleşip duruyor. Bunun iki yolu var. 1) Katma değeri yüksek üretim 2) Teknoloji ve tasarım. Türkiye her ikisini de istiyor aslında ama akşamdan sabaha olacak şey değil bunların hiçbirisi. Turizm öyle mi?ya??Zaten?var.?Yapılması?gereken tek şey, mevcut cevheri ele alıp parlatmak ve dünyanın ilgisine sunmak. Bu kadar?basit!?Kaç?defa yazdım. Türkiye’nin?sahip olduğu tarihi eserlerin değeri en az bir trilyon dolar. Hititler, Roma, Bizans, Selçuklu,?Osmanlı...?bu?devletlerin eserleri üzerinde oturuyor Türkiye. Medeniyetin?beşiği.?Güneşin?altında?yatıp duruyor?bu?eserler.?Eriyip?gitmesi?de mümkün, ülkenin geçim kapısı olması da. Tercihe kalmış. Türkiye madem bu kadar büyük bir servetin üzerinde oturuyor; peki neden değerlendirmiyor? Bunun cevabı çok basit aslında. Önemsemiyor ve ne yapacağını bilmiyor; şaşkın! Hele şehirleri “marka”?yapmayı?hiç?bilmiyor!..?Geçenlerde bir arkadaşım Milano‘ya?gitti. Oradan Pisa ve La Spezia taraflarına geçmiş.“Beş köy” diye?bilinen?Cinque Terre’ye uğramadan?olur mu, uğramış tabii. Manarola‘daki?“Aşk?Yolu”?namıyla meşhur ?Via Dell’Amore‘u anlata anlata bitiremedi. 8 euro ödemiş, o yolda yürümek için! Roma‘daki “Aşk Çeşmesi” de öyle. Paris’e “Aşk Şehri” demeleri de boşuna değil. Hakeza Lyon şehri, ona da “ışıklar şehri” deniyor. Bunlar bir?şehrin?marka?olması?için üretilmiş hikayeler.?Amsterdam’daki?yel değirmenleri de öyle değil mi sanki? Hasılıkelam, Türkiye‘nin marka şehirlere ihtiyacı var. Antik değeri yüksek sayısız şehrimiz olmasına rağmen onları marka yapamıyoruz. Yapamıyoruz çünkü,?hikaye?yazanımız?yok.?O?şehirleri dünyanın?tanımasını kolaylaştıran hikayeleri yok. Varsa da parlatamıyoruz onları. Şayet Türkiye‘nin turizm alanında iyi bir master planı olsa; ülkeye yatırımcı yağar?ama?maalesef?yok?bu?plan?ve strateji. İşin en garibi ne biliyor musunuz? Avrupa ülkeleri iklim ve tabiat şartları bakımından yaşanmayacak kadar zor şehirlerle dolu. Fakat adamlar o şehirleri planlamış, peyzajını yapmış, yürüyüş kulvarları ve yeşil alanlarla donatmış, süslemiş püslemiş ve yaşanılır hale getirmişler. Biz ise yaşamaya doyum olmayan şehirlere sahibiz ama öyle hoyrat kullanıyoruz ki, bir müddet sonra yaşanmaz hale geliyor o güzelim şehirler. Birileri “dur” desin artık bu kötü gidişe!
Reklamı Geç
KAPAT