BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Osmanlı mücevheri güç alameti olarak kullandı

Osmanlı mücevheri güç alameti olarak kullandı

Prof. Dr. Gül İrepoğlu, “Osmanlı sultanları, mücevheri gösteriş için değil, tebaasına ve yabancı elçilere gücünü göstermek için kullandı” diye konuştu.



PADİŞAH GÜCÜNÜ SERGİLEMELİ 16. yüzyılda gösterişli mücevherler bir ihtiyaçtır. Padişah mutlaka en güzel mücevherlere bürünmeli, en güzel taht üzerinde oturmalı ki gücünü sergileyebilsin. Katiyen burada süslenme kaygısı yok. Bu hafta sanat tarihçisi, mimar, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Somut Kültürel Miras Komitesi Başkanı, yazar Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun evindeyiz. Kapıdan adımınızı atar atmaz kocaman kütüphanenin, her köşeye yerleşmiş neredeyse her dilde kitapların, bilgisayarın, salonda sizi karşılayan antika çalışma masasının birbiriyle ahengi, size bu evde her an her daim çalışıldığını hemen hissettiriyor. Belki de bir profesörün evine girdiğinizde çok doğal sayılacak bu durum, mor ve yeşilin iddialı uyumuyla boyanmış duvarlara asılmış tabloları, ince objeleri, süslemeleri ile aynı zamanda bir sanat tarihçisinin evinde olduğunuzu da hemen hissettiriyor. Sanat tarihçisi ve yazar Prof. Dr. Gül?İrepoğlu, Osmanlı dönemindeki kültür ve sanat faaliyetlerini arkadaşımız Betül Altınbaşak’a anlattı. OSMANLI’DA SARAY MÜCEVHERİ Söylemeden edemeyeceğim, beni bir başka etkileyen nokta da, günde neredeyse 16-17 saat çalışan birisinin nasıl bu kadar canlı, heyecanlı ve bir o kadar da hoş, alımlı ve bakımlı olmayı başarabilmesiydi. Zarif hocamızla romanları, sanat tarihi, mimari ve çok yakında baskısı çıkacak olan son romanı “Osmanlı Saray Mücevheri” üzerine birçok konuda konuştuk. Siz bir mimar hem de bir sanat tarihçisisiniz; sanat tarihine yönelmenizde Teyzeniz Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un emeği büyük sanırım. Evet, mimarlık okudum ama sanat tarihi geleneği olan bir aileden geliyorum. Sanat tarihi profesörü olan ve dünyaca da tanınan teyzem bir gün “Mimarlık okudun, şimdi seni sanat tarihi alanında yetiştireceğim” dedi. Çocukluğumda sergilere, yurt dışında konferanslara götürdü. Onun çırağıyım, gurur duyuyorum. Beni sanat tarihinde akademik kariyere yöneltti. Mimarlık okuduğum için de çok mutluyum. Mimarlık insana bir vizyon kazandırır. Roman yazarken bile mimarlık vizyonumun etkisini görüyorum. Yıllar önce Almanya’da resim sanatı üzerine bir konferansımda birisi “Çok şaşırdım; ancak bir mimar konuşmasını bu şekilde planlar” demişti. Mimari insana disiplin verir. KÜLTÜRÜMÜZ ÇOK ZENGİN Bizim sanatımızda olduğu kadar Avrupa sanatında da uzmansınız. Bizim kültürümüz çok zengin; farklı açılardan değerlendirecek çok şey var. Akademik kariyerin başında Avrupa sanatı okuyup, dersler de verdim. Zaten tek bir tarafı bilmek katiyetle yetmez. Dünya sanatı içerisinde karşılaştırma imkânına sahip olmalısınız ki sağlıklı değerlendirme yapabilesiniz. Hem Osmanlı hem de Avrupa sanatı üzerinde çalıştığım için de şimdi bunların meyvelerini topluyorum. KENDİME VAKİT AYIRAMIYORUM Akademik hayatınıza erken veda etmişsiniz. Bilinçli bir şekilde erken emekli oldum; zamanımın efendisi olmak istedim. Bir yandan roman yazıyordum; edebiyatın özgürlüğüne sığınmıştım ve onu devam ettirmek istiyordum, bir yandan da sanat tarihinde yazacağım çok şeyim vardı. TRT’de kültür sanat programları, yaptım. Hâlen UNESCO Türkiye milli komisyonunda yönetim kurulundayım. Tam biraz kendime vakit ayırayım derken başka işler devreye giriyor. Neler yazıyorsunuz? Çok yeni bir kitabım bitti. İsmi “Osmanlı Saray Mücevheri”. Bu kitabın alt başlığı benim için daha da önemli; o da şu “Mücevher Üzerinden Tarihi Okumak”. Konuya başka bir açıdan baktım. Mücevher yalnızca parlak değerli taşlar değil; çok farklı simgeleri var. Osmanlı İmparatorluğunun, imparatorluk karakterini sergilemesinin güçlü bir aracı aslında mücevher. O dönem için mücevherin önemi çok büyük o hâlde. Tabii çok önemli; 16. yüzyılda gösterişli mücevherler bir ihtiyaçtır. Padişah mutlaka en güzel mücevherlere bürünmeli, en güzel taht üzerinde oturmalı ki gücünü sergileyebilsin. Katiyen burada süslenme kaygısı yok. Padişah her Cuma büyük bir alayla yakındaki bir camiye gider. Burada tebaasına gücünü gösterme olduğu gibi yabancı elçilere ve kendisini izleyen dünyaya da gücünü gösterme vardır. At koşumları değerli taşlarla bezelidir. Başındaki sorguçtan kılıcına kadar ihtişam sergilenir. OSMANLI HAZİNELERİ Bu muhteşem mücevherler nasıl korunmuş? Kayıp var mı? Topkapı Sarayı hazinesi dünyadaki, İslam hazineleri içerisinde en büyük olanıdır. Buradan padişahın haberi olmadan hiçbir şeyin çıkması mümkün değildir. Tarih boyunca, ihtiyaç hâlinde, örneğin: Kanuni Zigatvar seferine çıkacak, hazineden bir takım altın eşyaları alıyor ve akçeye çevriliyor. Ama ata yadigârı parçalar çok iyi korunmuştur. Bu durum Osmanlı döneminde de, cumhuriyetin ilk yıllarında da, bugün de aynı saygıyla devam ediyor. Dünya mücevherleri içerisinde Osmanlı mücevherlerinin ağırlığı nedir? Ağırlık diye bir yorumda bulunmak doğru değil. Çünkü, örneğin: Britanya mücevherini bir de bizimkileri düşünürsek aradaki fark konsept ve anlayış farkıdır. Ama İslam hazineleri içerisinde Osmanlı mücevherlerinin en büyük olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı tam bir imparatorluk sentezidir. Doğulu ve batılı tasarımcılar vardır; bu nedenle de muhteşem bir hazinedir. Doğuda, batıda yapılan fetihlerle hep en iyi ustalar katılmıştır. Onların kendi memleketlerinde aldıkları görgü de beraberinde geldi. Osmanlı karakterini oluşturdu. LALE DEVRİ’NDE SANAT İmparatorluğun ihtişamını yansıtan ve aynı zamanda da tartışmalı bir dönem, Lale devri ve hakkında sizin de bir kitabınız var. “Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde“ roman tadında bu dönemi anlatıyor. Bu döneme biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Lale devri büyük eğlencelerin, büyük israfın olduğu bir dönem gibi görüldüyse de artık daha farklı bakılabiliyor. Lale Devri Osmanlı kültür ve sanatında aynı zamanda ciddi bir yükselişin olduğu dönemdir. Önemli eserler var. Bir takım yeni kavramlar çıktı. Meydan çeşmelerini düşünün; daha önce böyle bir şey yoktu. Gerek Boğaz gerekse Kâğıthane kıyılarında yerleşimin artması ve dışa açılan bir mimari ortaya çıkması meydan çeşmeleri geleneğini ortaya koydu. Lale Devrinin en önemli simgelerinden biri bana göre III. Ahmet çeşmesidir; dönemin zevkini yansıtır. Müzik ve edebiyatta bu dönemde çok eser ortaya konmuştur. LALE ÇILGINLIĞI Bu dönemde bir lale çılgınlığı da var. Evet, çok önem verilmiş; nadide lale soğanlarına biçilen bedeller inanılmaz değerlere yükselmiş. Bu sebeple, “Bin altından fazlaya lale satılamaz” denmiş. Lale inceliğin ve zarafetin sembolüdür. İleride bu dönem, bu sebeple lale devri olarak anılıyor. O dönemde yaşayan insanlar Lale Devri deneceğini bilmiyor elbette. Yahya Kemal bunu söylemiş, tarihçi Ahmet Refik bunu kullanmış ve ondan sonra belli bir dönemi ifade ettiği için yerleşmiş bu terim; bence güzel bir terim ve bir dönemi belirliyor. Yabancı elçilere, zengin karşılama! Mücevherin, her dönemin en sofistike yansıması olduğunu göz önüne almalıyız. Her sanat dalı döneminin beğenisini yansıtır. Ama mücevher bütün bunların içerisinde en incelmiş zevktir. Taşlar, kimin ürettiği, tasarımı, kimin için olduğu, amacı, gibi sorular size bir tarih panoraması verir. Örneğin: 16. yüzyıl çok renkli bir dönem. Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir yüzyıl. Bu dönemde renkli taşlara özellikle yakut, zümrüt ve firuzeli mücevherlere merak çok. O dönemin tezhibine, kumaşına, çinisine baktığımızda da aynı renk zevkini görüyoruz. Taşlar taht gibi gösterişli eşyalarda kullanılıyor. Tahtların, örneğin bir yabancı elçiyi kabul ederken ki kullanılışı; sonra padişahın o elçiyi kabul ederken başına taktığı sorguç ve bununla da yetinmeyip tahtının yanına iki tane kavuk ve üzerine yine gösterişli sorguçlar konması bize gösteriş gibi görünse de aslında mücevherin nasıl bir güç alameti olduğunu gösteriyor. Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Zümrüt, yakut, lal ve incili sorguç. Osmanlı kültür ve sanatının kıymetini çok iyi bilmeliyiz Osmanlı sanatını anlamak veya göz ardı etmek, çağa ayak uydurmak, yeni bir sanat meydana getirmek konularında neler söylersiniz? Kültür ve sanatta hiçbir şey birdenbire olmaz. Kültür ve sanatın bir devamlılığı vardır; illa şundan başlıyor buradan başlıyor diye bir şeyi tarih kabul etmez. Çağa ayak uydurmak başka şeydir, Osmanlı sanatını anlamak başka şeydir. Çok zengin bir kültürdür Osmanlı kültür ve sanatı. Ne kadar incelmiş bir zevk olduğunu da söyleyebiliriz. Günümüzün zevksizliğine inat güzellikleri vardır. Günümüz koşullarına baktığımızda elbette ki bu hızda geçmişin sanatını yakalamak çok kolay değil. Ancak bu eskinin güzelliklerini, kıymetini bilmeye engel değil. Tarihi korumak için nereden dönersek kârdır Mimar gözüyle sizce eski mimariyi koruyabildik mi? Tarihi kent peyzajlarını doğru korumamız ve doğru değerlendirmemiz gerekiyor. Geç kaldığımız birçok şey var bu konuda ama zararın neresinden dönülürse kârdır. Bir kent içinde tek başına bir bina değil bir bütün olarak görünmelidir. Özellikle tarihi dokular içerisinde hepsi birbirine uyumlu korunmalıdır ve doğru işlev verilmelidir bu binalara, aksi takdirde yaşatamazsınız bunları. Bunların yalnızca bizim değil insanlığın malı olduğu bilinciyle hareket edilmelidir. Harem, saraydaki kadınların eğitim aldıkları bir yer > Harem kadınını anlatan “Cariye” isimli kitabınız birçok dile çevrildi; Harem konusunda ne dersiniz? Gizemli bir yer; değil mi? Harem elbette ki gizemli. Osmanlı literatürlerinde de bu konuda çok bilgi yok. Harem çok özel bir yer olduğu için, daima hayallerde büyütülmüş bir yer. Sadece padişah eşleri diye düşünmek yanlış. Saraydaki kadınların eğitim aldıkları bir yer. Hepsi okuma yazma biliyor, çok iyi terbiye almış kadınlar. > Dizilere girdi şu sıralar? Çok konuşmak istemem ama çok gerçekçi bulmuyorum. Kılık kıyafet, kullanılan eşyalar o dönemi yansıtmıyor, ama sonuçta görsellik oluşturulmak isteniyor. Yaşantı, giyim vb. unsurlar daha gerçekçi olabilirdi. Bu tip dizilerin tarihe olan ilgiyi artırdığı kesindir. Ayrıntılar daha iyi planlanabilir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT