BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünya Kadınlar Gününde...

Dünya Kadınlar Gününde...

“Hâlen hayatta olan yüz yaşlarındaki annem, buğday başaklarını havanda döverek, ekmek pişirdiğini ve böylelikle açlığını gidererek işe gidebildiğini hep anlatır...”



Komşularımız çok fakirdi. Değirmenimize öğütmek için getirdikleri buğdayın içine bakla, kuru armut, süpürge tohumu, mısır koçanı, nohut gibi yenilebilir şeyler katıştırırlardı. Bundan dolayı da oldukça kalitesiz un elde ederlerdi. Bu undan yapılan yufkalar da çok kalitesiz oluyor, çabuk bayatlıyordu. Sofrada yemek yerken, yani tabaklardan yemek alırken çabuk bozuluyor ve çabuk dağılıyordu. Bundan dolayı, dürümlerimiz tabaktan boş dönerdi. Bu da bizi çok üzerdi. Türkiye 2. Dünya Savaşından yeni çıkmıştı. İnsanlar aç kalmamak için ekmeği dahi elde ederken öğütülecek buğday içine o yiyecek maddelerini de katmak zorundaydı... Bizim köyde o yıllarda kaşık sıkıntısı vardı. Biz yemek yerken yufkayı kürek gibi yapar, kaşık yerine kullanırdık. Fakat kaşıkla yemenin yerini tutmazdı. Daha az yemek yiyebiliyorduk. Biz kalitesiz unlardan şikâyet edince, babamız bize derdi ki: “Bunda ne var? Dedeniz una karıştırmak için topladığı ayrık otlarını kurutmak amacıyla çula sermiş ama biri bunları çalmış, bunun üzerine maniler yakmış, hatta hasta olmuş...” Şimdi hâlen hayatta olan yüz yaşlarındaki annem, kurumuş buğday başaklarını havanda döverek, ekmek pişirdiğini ve böylelikle açlığını gidererek işe gidebildiğini sık sık anlatır. Bundan da kötü durumlar yaşandığını, kıtlık zamanında, bir kadının, yaylada ekmek yapacak ununun bittiğini, Bozkır’dan buğday getirilmesi için eşek gönderildiğini ama buğday gelmeden kadının açlıktan öldüğünü büyüklerimiz anlatırlar. Buna benzer bir olayı da değerli hemşehrim Tevfik Arıburnu anlatmıştı. Sabah kahvaltı yapmadan anne, baba ve oğul çalışmaya gitmiş. Öğle olmuş ama yiyecek bir şey yokmuş. Anne oğluna “acıktın mı?” diye sorar. Baba ise: “Niye çocuğa bu soruyu soruyorsun? Aklında yoksa bile açlığı aklına getiriyorsun” diye anneye çıkışır. Anne de, ne de olsa anne yüreği “akşam bir parça ekmeği kuşağımın içine saklamıştım” der. Şimdiki gençler bu satırları okuyunca belki de “bu kadar da olmaz” diyeceklerdir. Ama ben savaşa katılan pek çok istiklâl gazisinden, savaş sırasında birkaç günlük bayat tayını (kumanyayı) alabilmek ve yiyebilmek için tayın dağıtılma zamanını dört gözle beklediklerini, hatta katırların dışkılarından arpa tanelerini ayıklayıp yıkadıklarını, sonra da tavada kavurup yediklerini çok dinlemişimdir. Dışkıdan arpa temizleyip yemenin yanında, yufka ve somun bir hayli lüks yemek (!) sayılmaz mı? Osman Nuri Yıldırım-Antalya Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT