BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Allah yazdı ise bozsun”

“Allah yazdı ise bozsun”

(Allah yazdı ise bozsun demek imanı yok eder) diyenler çıkıyor. İrade-i cüziyye risalesinde buyuruluyor ki: İmâm-ı Gazâlî buyurdu ki: (Kaza-i mu’allak, Levh-i mahfûzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duâsı kabul olursa, o kaza değişir).



(Allah yazdı ise bozsun demek imanı yok eder) diyenler çıkıyor. İrade-i cüziyye risalesinde buyuruluyor ki: İmâm-ı Gazâlî buyurdu ki: (Kaza-i mu’allak, Levh-i mahfûzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duâsı kabul olursa, o kaza değişir). Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Kader, tedbîr ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur). Duânın belâyı def etmesi de, kaza ve kaderdendir. Yâni, o kimsenin duâ etmesi de, takdîr edilmiş ise, duâ eder, kabûl olunca, belâyı önler. (Ecel-i kaza)yı da, iyilik etmek geciktirir. Fakat, (Ecel-i müsemmâ) değişmez. Ecel-i kaza, bir kimse, eğer iyi iş yapar, yâhut sadaka verir, hac ederse ömrü altmış sene, bunları yapmazsa kırk sene diye takdîr edilmesi gibidir. Vakit tamam olunca, eceli bir ân gecikmez. Birinin üç gün ömrü kalmış iken akrabâsını, Allah rızası için ziyâret etmesi ile, ömrü otuz seneye uzar. 30 yıl ömrü olan kimse de, akrabâsını terk ettiği için, ömrü üç güne iner. takdîr, ezelde Levh-i mahfûzda yazılmıştır. Sonradan birşey yazılmaz. Yâni, Levh-i mahfûzda olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır ki, buna kaza-i mu’allak denir. Allahü teâlânın kaderi, yâni ezelde ilmi nasıl ise, Levh-i mahfûzdaki değişiklikler, ona uygun olur. (Ecel, bir ân gecikmez ve vaktinden önce gelmez) ayeti, (Ecel hazır olduğu vakit gecikmez. Fakat, ecel hâsıl olmadan önce, sadaka ile, duâ ile, amel-i sâlih ile, ömür uzar. Zîrâ Fâtır sûresinde, (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması hep yazılıdır) buyurulmaktadır) dedi. Şu halde, “Allah yazdı ise bozsun” demek, eceli kaza ise Allah takdir etmesin demektir. Kaza ve kaderi bilmeyenler böyle rastgele konuşabilir. Kimileri de (Ben cahilim demek, cahiliyet devrini kabul etmek olur) diyor. Halbuki peygamber efendimiz, (Âlimim diyen kimse cahildir.) buyuruyor. (Taberânî) Hz. Şabi, (Bilmem, demek, cahilliğini söylemek ilmin yarısıdır. Allah rızası için bilmediği bir konuda, susanın aldığı mükâfat, bildiği konuda konuşanın aldığı mükâfattan az değildir. Çünkü cehaleti kabul etmek nefse çok ağır gelir.) buyuruyor. İmam-ı gazali hazretleri, Tevekkülün ikinci derecesini anlatırken buyuruyor ki: (Bu kelime-i tevhîdin mânasına, kalbin inanmasıdır. Bu inanış, yâ başkalarından görerek, işiterek olur ki, bizim gibi câhillerin inanışı böyledir. Yâhut delîl ile, aklın isbât etmesi ile inanır. Din âlimlerinin, kelâm ilmi üstâdlarının inanması böyledir.) Hikmet ehli bir zat, (Kötü sözlerimize dayanan, isteyene veren ve cahilliklerimize göz yuman bizim efendimiz) der. Ben cahilim demenin, ben cahiliyet devri itikadındayım demekle hiç bir ilgisi yoktur. (Bekarlık sultanlıktır sözü yanlıştır.) diyenleri de duyuyoruz. İslamın ilk zamanları evlenmek tavsiye ediliyordu. Peygamber efendimiz, (Evlenmek benim sünnetimdir, sünnetime uymayan benden değil) buyuruyordu. Fakat ahir zamanda bu durum değişmektedir. Çünkü Ebu Ya’la’nın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber efendimiz, (İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîfülhâz olandır) buyurdu. Hafîfülhâz nedir, dediklerinde, (Hanımı ve çocuğu olmayandır) buyurdu. Bişr-i Hafî, Bayezid-i Bistamî, Ebül-Hüseyn Nuri [ve Rabia-i Adviyye] gibi büyük âlimler bekar idi. Hicretin ikiyüz yılından sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şeref ve üstünlüklerini, bu hadis-i şerif bildirmektedir. (İhyâ) Ebu Süleyman-ı Daranî hazretleri, (Bekarlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan, onların eziyetine katlanmak, cehennem ateşine dayanmaktan daha kolaydır) buyurdu.
Reklamı Geç
KAPAT