BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yalan tarihle nereye kadar?

Yalan tarihle nereye kadar?

Geçen asrın ilk çeyreğinde Cihan Devleti’miz yıkılmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni kurulan devletin, özellikle çanak yalayıcıları; kraldan daha fazla kral kesilerek: “Kahrolsun eskiye ait ne varsa! Yaşasın yeniye ait olanlar ve olacaklar!” demeye başladılar. Hem de nerede; biliyor musunuz sevgili okuyucularım? Meclis’in çatısının altında..



Geçen asrın ilk çeyreğinde Cihan Devleti’miz yıkılmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni kurulan devletin, özellikle çanak yalayıcıları; kraldan daha fazla kral kesilerek: “Kahrolsun eskiye ait ne varsa! Yaşasın yeniye ait olanlar ve olacaklar!” demeye başladılar. Hem de nerede; biliyor musunuz sevgili okuyucularım? Meclis’in çatısının altında.. Köksüzlerden oluşan bir yığın meb’us; Meclis kürsüsüne çıkarak, başta Fatih Sultan Mehmed Han olmak üzere bütün Osmanlı sultanları, ağza alınmaz hakaretlerle karalanıyor ve sözüm ona tarihin çöplüğüne atılmak isteniyordu. Eskiye ait ne varsa yekûnunu inkâr-iptal ve istiskalle işe başlanmış ve bu cümleden olarak; mahut ve meş’um 1017 sayılı kanun çıkarılmıştı. Bu kanuna göre; eskiye ait ne kadar resmî bina (okul, hastane, valilik, kaymakamlık, mahkeme, üniversite vb.) varsa; bunlar padişah tuğrası ve eski yazıyla kitabe ihtiva ediyorsa, bütün hepsi kazınıp yok edilecek veya binaları yıkılıp yer ile yeksan edilecekti! Tarihçi-yazar Osman Öndeş’in pek yerinde tespiti ile; “Bu kanuna göre İstanbul Valiliği yanlış binada icra-i faaliyette bulunuyor. Ya bu kanun yürürlükten kaldırılmalı veya İstanbul Valiliği o binadan taşınmalıdır!” Ama, burası Türkiye diyorsanız; o başka!.. Toprağı bol olsun, müteveffa Zakaryan Kalfa, babama anlatmıştı: “... Gizli emir Ankara’dan gelmişti. Bu pis iş için Ermeni usta ve işçiler seçilmiş ve görevlendirilmişti. Bizler gizlice kilisede toplanıp durumu müzakere ettik. Bu emre uyarsak, bu yazıların sahipleri günün birinde gelip Ermenilerden hesap sorarsa ne yaparız?! Uzun konuşmalardan sonra çözümü bulmuştuk; yazı ve tuğraların üzerleri sıva ile kapatılacak; vakti gelince üzerleri kazılıp alttaki yazılar ortaya çıkarılacaktı. Öyle yaptık. Ama, Kağıthane boyunca onca köşklerin, kasır ve sarayların bir cm kalınlığındaki buzlu camlarını balyozlarla kırıp tarumar etmemizi ve o tarihî eserlere nasıl kıydığımızı anlatamam!” Ecdadını inkârla işe koyulan ve onlara küfretmeyi maharet bilen onca köksüz ve yüreksiz insanın, bunca kini nerelerine sığdırdığını doğrusu merak etmemek mümkün değildir!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT