BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kopya çekiyorsa ceza vermeyin!

Kopya çekiyorsa ceza vermeyin!

Başarısız olma endişesi, kendini arkadaşlarından yetersiz görme, sınıf içindeki rekabet gibi sebepler çocuğu kopya çekmeye itebilir. Neden böyle bir şey yapma ihtiyacı duyduğunu sorun. Cezalandırmak yerine, düşük not alsa bile, kendisine sevginizin değişmeyeceğini ifade edin...



DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ marmara.edu.tr 0 212 639 68 81 Dün akşam, kızımın öğretmeni beni telefonla arayarak kızımı matematik sınavında kopya çekerken yakaladığını söyledi. Kızım 5. sınıfa gidiyor ve onun bu davranışı beni çok üzdü. Bu konuda ne yapacağımı bilemiyorum. Nasıl davranmam gerektiği ile ilgili bana yardımcı olursanız çok memnun olurum. (Hatice Sönmez-İstanbul) Öncelikle sizi çok iyi anladığımı söyleyebilirim. Hiçbir anne-baba çocuğunun öğretmeninden böyle bir telefon almak istemez. Ancak bu konuda sakin olmaya ve sağduyulu davranmaya çalışın. Kendi öğrencilik hayatımızı gözden geçirelim. Umumiyetle çoğumuz eğitim hayatımız içinde en az bir defa kopya çekmiş veya kopya çekmeye teşebbüs etmişizdir. Kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki o da hiç kimsenin mükemmel olmadığıdır. Bununla birlikte her çocuğun hata yapma hakkı vardır. Çocuklar, bazı doğruları yanlış yaparak öğrenirler. Bir ebeveyn olarak görevimiz, çocuğun yanlış davranışları karşısında ona doğruyu ve güzeli anlatmaktır. Dolayısıyla çocuğu bu hatası için hemen cezalandırmak ve azarlamak yerine kopya çekme sebebi hakkında onunla konuşma yolunu tercih etmeliyiz. Mesela, neden böyle bir şey yapma ihtiyacı hissettiğini ve niye matematik dersinden kopya çektiğini gergin olmayan bir ses tonuyla ona sorabiliriz. Bunun yanında anne-baba olarak ondan beklentilerimizi, kimlerin toplumda saygın kişiler olduğunu ve öğretmeninin güvenini kazanmak için neler yapması gerektiğini anlatabiliriz. En önemlisi de sınıfta rekabet ortamı olup olmadığını, başarılı olması yönünde aşırı bir baskı hissedip hissetmediğini anlamaya gayret etmeliyiz. Bazı durumlarda, çocuklar kendisini arkadaşlarından daha yetersiz hissederek sınavda kopya çekmeden başarılı olamayacağına inanabilir. Bunun gibi çok çeşitli sebeplerle böyle bir davranış içine girmiş olabilir. Çocuğumuzla yapacağımız bu konuşma sonunda belki de yoğun bir şekilde “başarısız olma” endişesi yaşadığını veya aşırı beklentilerimizin onu çok fazla tedirgin ettiğini öğreneceğiz. YAPICI TEPKİLER VERİN Kopya çekme davranışı bir problemin su üstüne çıkması olarak yorumlanabilir. Önemli olan bu olağanüstü durumun bizim tarafımızdan doğru değerlendirilip değerlendirilmediğidir. Eğer çocuğumuzu dinlemeden peşin fikirli olarak cezalandırma yoluna gidersek kırmızı ikaz lambasına yapıcı ve mantıklı bir tepki vermemiş oluruz. Özetlemek gerekirse çocuğunuzun yaşı daha çok küçük. Bu tarz bir davranışın ileride alışkanlık hâline dönüşmemesi için çocuğunuza kopya çekmenin dürüst bir insanın yapmaması gereken bir davranış olduğunu, kopya çekmenin yalan söylemekle eşdeğer kabul edildiğini ve alın teriyle elde edilen notların her zaman daha değerli olduğunu ona, anlayabileceği şekilde anlatmalısınız. Özellikle sınavların hayatımızda amaç değil bir araç olduğunu, kopya çekenlerin eninde sonunda hak ettiği sonucu alacağını ve sınavlarda düşük not alsa bile ona olan sevginizin değişmeyeceğini ifade etmeniz, çocuğunuzun sağlıklı bir karakter geliştirmesi açısından çok önemlidir. Çocuğu daha iyi tanımak için onunla rekabet içine girmeyin Çocuğumla sohbet ederken ona: “Seni senden daha iyi tanımak için seninle yarışacağım.” dedim. O da bana böyle bir durum karşısında beni rakip olarak görmek istemediğini söyledi. Bu konuda acaba ona rakip olmalı mıyım? (Ahmet Erdoğan-Sivas) Böyle bir soru sorduğunuz için sizi kutluyorum. İlginç, bir o kadar da pedagojik açıdan farkındalık gerektiren bir soru. Bu soruyu cevaplarken bir müddet düşündüğümü itiraf etmeliyim. Birçok ebeveyn, çocuk ile arasında geçen bu tarz diyalogların altında yatan ince ayrımın farkına varamaz. Çocuklar hayata baktıkları pencere itibariyle biz yetişkinlerden farklı olarak dünyayı görür. Konuşurken bizim kullandığımız cümleler ve kelimeler, çocukların beyinlerinde anlamlandırılamayabilir. Çünkü çocuklar; hayatı daha saf, daha yalın ve daha açık olarak algılar. Buna paralel olarak sizin bahsettiğiniz duruma gelecek olursak çocuk için anne ve baba kavramı ile rekabet, yarışma ve rakip olma kavramları birbirlerinden farklı anlamlar ifade eder. Bu yüzden çocuğunuz size babalık rolünü yakıştırmış olup sizi bir rakip olarak görmeyi reddetmektedir. Her ne kadar rakip olmak istediğiniz konu, onu daha iyi tanımak ve anlamak olursa olsun, iki kavramın sahip olduğu anlam yükünü birbirine karıştırmak istemiyor. Sonuç olarak çocuğunuzla konuşurken onun seviyesine inip onun anlayabileceği dilden cümleler kurmanız karşılıklı iletişiminizin kalitesini yükseltecektir. PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: BULUTLAR Yarım saat çiğnedi fakat yutmadı Her çocuk hayal etmiştir üzerinde yürüdüğünü veya yaylanarak zıpladığını. Hatta yetişkinler de arzular bunu. Bulutlar devasadır, görkemlidir, insanı cezbeder. Bulutların bazıları sadece güneş battıktan sonra gözükür, bazılarıysa insan etini pek sevmezler. İkincisi ne alaka derseniz madde 3’te. Bulutlar hakkında bilmediğiniz 3 şey... 1. Nem ve sıcak hava, daha soğuk bir seviyeye yükseldiğinde su, toz veya bakteriye benzeyen mikroskobik tohumlara dönüşür. Su+tohum+yukarı yönlü hava akımı = bulut. 2. Yukarı ve aşağı akımlı bulutlar, yayığın içindeki ayran misali çalkalanıp dönen bir silindir hâlini alır. Müthiş gözükür, fakat genelde yaklaşan bir fırtınanın habercisidir. Gündüz görünmez, fakat geceleyin ufkun diğer ucundan güneş ışınlarını yakalayıp ışıl ışıl olur. 3. 1959’da Amerikalı Yarbay William Rankin F-8 savaş uçağıyla içinden geçmek mümkün olmayan bir bulut tipi olan boran bulutun üzerinden uçuyordu. Bulutu aşamadan uçağın motoru bozuldu ve hemen paraşüt ile atladı. Yarbay Rankin, bu bulutun içinde bir o yana bir bu yana top misali sekti ve kendini yarım saat çiğneyip yutmayan buluttan kurtuldu. KARMA SÖZLÜK ÖĞRETMEN > 3 ay tatil yapmayandır. Bunu söyleyen ya öğretmenlik hakkında bir şey bilmiyordur ya da öğretmenle öğrenciyi karıştırmıştır. (hopisgood) > Bir Çin atasözü der ki: “Öğretmenler sadece kapıyı açarlar, içeriye kendiniz girmelisiniz.” (dongidongi) > Zamanında öğrenci olduğunu da bilendir. (medusa5) > “Öğretmen kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.” Horace (talisman) > Teacher olanı da var ama ilköğretim 2. kademeden itibaren öğrenciler tarafından “hoca” ismiyle hitap edilir. (çayındibi) > Cemil Meriç şöyle der “Bu Ülke”de: “Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. “ (aliey) ÖĞRENCİ > Kungfu öğrenenlerine çekirge de denir. (yok) > Kaygısızdır ve bundan ötürü mutludur ama mutluluğundan haberi yoktur. Mezun olunca vay be ne mutluymuşum öğrenciyken der. (sabmy) > Cebindeki parayı kuruşu kuruşuna bilendir. (cmbrk) > Ekmek elden su gölden yaşayan tipler vardır, ancak herkes öyle değildir. (spitzer) > Sınav (vize - final) dönemlerinde çalışkansa rütbesine rütbe katan, diğer zamanlar bir dediği genelde birde kalan kımıl zararlısı. (eksisever) Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com TWEETÇİ mutlumemur Bir çocuk için melek olan bir annenin eşi için baş belası olarak tanımlanması sonrasında matematikte diferansiyel konusu ortaya çıktı. Orhan Gunes Pazar gününün kısa sürmesinin sebebi arta kalan zamanın pazartesiye eklenmesinden dolayıdır. Doğal olarak pazartesi de bu yüzden uzundur. Eda Yıldırım “N’olur n’olmaz akşamüstü soğuk olursa üşümeyeyim.” diyerek yanına bir hırka ne bileyim bir ceket almanın keyfi üstüne yok. Bugün anladım. Barış Lebowski “Emret komutanım” derken emir kipiyle konuştuğun için aslında sen komutana emrediyorsun. Aklınızda bulunsun belki askerde bunla avunursunuz. Murat Yıldırım Yazın geldiğini müjdeleyen ilk sivrisineği gördüğümde sivrisineğe sarılıp bir damarımı ona vermeyi düşünüyorum. Arda Şimdi Sabri ilerde hoca olursa ona da mı “teknik” direktör diyeceğiz? Bence demeyelim abi, göz var nizam var adamın hiç bişeyi teknik değil. Linkoln Ruslardan iyi yazarlar çıkar tabii. Adamlar çocuklarına Roman diye isim bile koyuyorlar, bebek daha okumayı öğrenmeden edebiyat eseri oluyor. ozguRugzo Uluslararası ilişkiler okuyanları uyarmak isterim; okul bitince kendi konsolosluğunuzu açamıyorsunuz. Part-time elçilik de yok. uzunmaltepe Geçen 50 lira bozuk lazım oldu, bankaya 50 lira yatırdım sonra 5 kere 10 lira çektim, esnafa muhtaç kalmadım. Evrim Güvenç -Germiyan Oğulları’nın Kısa Tarihi: - Abi diyorum ki imparatorluk kuralım. + Germeyin oğlum ortalığı durduk yere ne güzel duruyoruz işte ya! etkiliyorum İbrahim Cebeci icebeci@ihlaskoleji.com twitter.com/etkiliyorum Tarihî Başlangıç Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez. Tarihimizi, ecdadımızı çok iyi bilip onlara layık olmalıyız. Günümüzde eğitim anlayışı oldukça değişti. İnsanlar çok hızlı yaşıyor ve çok çabuk sıkılıyor. Teknolojik devrim insanları, dolayısıyla kültürü çok değiştirdi. Çok değil yaklaşık 40 yıl önce televizyonun hayatımızda yeri yokken şu an binlerce kanaldan, yüzlerce diziden bahsediyoruz. Tabii buna paralel olarak sinema sektöründe de harıl harıl film çekiliyor. Gelişmiş ülkeler bu sektörü çok iyi etüt etmiş ve insanlarına vermek istedikleri mesajları, öğretmek istedikleri tarih ve kültürlerini sadece ders kitaplarında değil çok kaliteli filmler yaparak veriyorlar. Hatta sınırları aşıp dünyaya kendi tarih ve kültürlerini empoze etmeye çalışıyorlar. Sadece; “Rambo”, “Rocky”, “Piyanist” desem maksat hâsıl olur herhâlde. Ya çocuklar? Onlar için ürettikleri çizgi film kahramanlarının aralarına serpiştirdikleri kültür ve hayat tarzları çocuklarımızda inanılmaz tahribatlara yol açtı. Artık bu noktada bizlerin de akıllanması ve boş durmaması gerekiyor. Son yıllarda ülkemizde çekilen dizilerin belli bir kısmı bizim kültürümüzle hiç de bağdaşmayan ve aile yapımıza çok ciddi zararlar veren diziler. Sinema filmlerimizin de dizilerden aşağı kalır yanı yok. Fakat son zamanlarda ülkemizde de ciddi filmler çekildiği için “Tarihî bir uyanış başladı mı?” suali soruluyor. “Muhteşem Yüzyıl”la hayal kırıklığına uğrarken “Fetih 1453”ü merakla, biraz da elimiz yüreğimizde bekledik. “Acaba bu filmde de tarihimiz yanlış mı aksettirilecek!” endişesini, duyarlı vatandaşlarımızın hepsi yaşamıştır. Ne acı değil mi? Tarihimiz, dizi ve film vasıtasıyla insanlarımıza öğretilmiyor diye serzenişte bulunurken bir de tarihimiz yanlış anlatılıyor sıkıntısına düşüyoruz. Tez zamanda bu sıkıntılardan kurtulmalı, “Fetih 1453”ün elde ettiği başarıyı fırsat bilerek yeni tarihî filmlerin hazırlıkları yapılmalı. Dünyada, bu konuda sermayesi bizden daha bol bir millet olduğunu zannetmiyorum. Sadece Türk tarihini değil İslam tarihini de işin içine katmalıyız. Mesela yıllardır İslamiyet’in doğuşu temalı “Çağrı” filmi ilgiyle seyredildi fakat onun üzerine yeterli şekilde yeni filmler çekilemedi. Sultan Abdülhamit Han, Sultan Vahidettin Han, Sultan Alparslan, Selahattin-i Eyyubî Hazretleri, Nene Hatun, Baki, Fuzulî, Nedim, Ali Kuşçu, Piri Reis... Filmleri çekilebilecek bu örneklerden sayfalar dolusu yazabiliriz. Ben aklıma bir çırpıda gelenleri yazdım. Yapımcılara, yönetmenlere, senaristlere sesleniyorum: Korkmayın, tarihimizdeki müstesna insanları tarihî gerçeklere göre beyaz perdeye aktarın. Zarar etmezsiniz, maddi manevi kâr edersiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT