BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > FARKLI GÖRÜŞLER
Siyasete ilkesizlik hakim

FARKLI GÖRÜŞLER
Siyasete ilkesizlik hakim

"İnanılmaz bir ilkesizlik var. Bunun esası şu; Ankara’daki siyasi partilerin herhangi bir görüşü yok ki her hal ve şartta kendi görüşünün arkasında dursun. Mesela bir parti muhalefette iken özelleştirmeye karşı çıkıyor, iktidara gelince özelleştirmeyi savunuyor. Bu defa muhalefete düşen parti karşı çıkıyor!"



Bu hafta, Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Başkanı Besim Tibuk ile Türk siyasi hayatını konuştuk. Sayın Tibuk, Türk siyaseti uzun zamandan beri istikrar, ilke ve kalite fukaralığı yaşıyor. Politik hayata ilkesizliğin hakim olduğu yolunda yaygın görüşler var. Bir siyasi parti lideri olarak bu görüşe katılıyor musunuz? TİBUK: İnanılmaz bir ilkesizlik var. Tabii bunun esası şu; Ankara’daki siyasi partilerin herhangi bir görüşü yok ki her hal ve şartta kendi görüşünün arkasında dursun. Mesela bir parti muhalefette iken özelleştirmeye karşı çıkıyor, iktidara gelince özelleştirmeyi savunuyor. Bu defa muhalefete düşen parti karşı çıkıyor! Partilere genelde baktığınızda içinin boş olduğunu görüyorsunuz. Şimdi bir adamın içi boşsa, ne bileyim bir müessesenin de içi boşsa tabii rüzgara göre savrulur. Onun için Ankara partilerinden bir şey beklemiyorum. Millet de beklemesin. Ama biraz daha idare edecekler tabii. O zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum. Mesajımız ne; böyle iktidarlar seçerseniz sonucuna da katlanırsınız. Biz kendimizi bunların dışında görüyoruz. Siz de izliyorsunuz, kuruluşumuzdan bu yana, ilkelerimizde en ufak bir sapma yok. Lehimizde olsun olmasın, mesela hükümet doğru bir karar alınca alkışlıyoruz. Politik tutumumuzda da bu var. Mesela 1994 yılı yayınlarımızı okudu iseniz, en şiddetli şekilde tenkit ettiğimiz parti Refah’tı. Aşırı devletçi olduğu için. Mesela Kabotaj Kanunu’nu savunuyordu. Halbuki biz Kabotaj Kanunu’na sabotaj diyoruz ve bunu ispat ediyoruz. O sıralarda ben Erbakan’ı, uyguladığı Baas rejimi benzeri ve Batı düşmanı politikalardan dolayı eleştiriyordum. Ama 28 Şubat sürecinden sonra LDP’nin Refah Partisi’ne karşı tenkitleri kalkmıştır. Onun yerine demokratik rejimin tam olarak işlemesi için ne gerekiyorsa yapmaktadır. Mesela 312. madde (Türk Ceza Kanununun 312. maddesi). DSP bu maddenin değiştirilmesi için bir teklif hazırlıyor. Meclis Komisyonu’ndan geçiyor bu teklif. O zamanlar Eşber Yağmurdereli’nin kurtarılması sözkonusu. Ama ne zaman ki, Tayyip Erdoğan bu maddeden mahkum oluyor, birileri onlara söylüyor, - mesela Başsavcı açık açık ben 312 için Mesut Yılmaz’la görüştüm diyor- ve DSP bu defa değişikliğe karşı çıkıyor. Diğer partiler de değiştiremiyor. Ben size bir şey söyleyeyim; farzı muhal MGK, “biz LDP ‘nin parti programını okuduk, hepsi ülkeye yararlı bunu uygulayın” dese, ben bunu reddederim ve “Siz işinize bakın” derim. Sizin işiniz ülke savunması. Siz o konuda hazırlığınızı yapın, bana getirin, ona da en sonunda ben hükümet olarak karar veririm. Ben bunu açık açık söylüyorum, buna göre oy alacağım. Onun için bu 28 Şubat çok ilginç bir gelişmedir. 28 Şubat sürecinde maalesef basın da ilkesiz davranmıştır. Daha önce demokrasi için kalem oynatan pek çok kişi demokrasiye sırt çevirmiştir. Kuvvetli hükümet şart Ülkede krizlerin bu kadar kolay çıkmasının bir tarafında siyasiler, bir tarafında da medya mı var demek istiyorsunuz? TİBUK: Şimdi krizlerin bu kadar çok çıkmasının sebebi, birincisi ilkesizlik, ikincisi ise kuvvetli hükümetlerin olmayışıdır. Eğer kuvvetli hükümetler iktidara gelebilirse, krizsiz götürebilir. Ama hükümet koalisyon ve zayıf olunca, bir de ilkesiz olunca, bir de basının bir ilkesi olmayınca krizler çıkıyor. Tipik örnektir; askeri darbelere bakın hepsini basın alkışlamıştır. Dünyada askeri darbeyi daha olurken, hatta olmadan önce alkışlayan bir tek Türk basınıdır. Ben tabii basının büyük bir kısmını söylüyorum. Alkışlamayan, darbeye karşı çıkan bir kesim var. Ama maalesef çoğunluk askeri darbeye yardakçılık yapıyor ve halen askeri darbeye altyapı hazırlıyorlar. İşte “siviller şöyle kötü, bunlar böyle kötü, ama Allah’tan askerimiz var” gibi bir uslupla hep bir yerlere mesaj vermeye çalışıyorlar. Ama demokrasi için prensiplere sahip çıkmamız gerekir. Demokrasilerde üstün ve hakim sivil idaredir. Başka şart yoktur. Kesin yoktur. Bu kadar açık. Demokrasiyi korumaktan söz ettiniz. İki gün önce Adana’da bir savcı, askeri darbe yaparak demokrasiyi ortadan kaldırdığı için Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Ancak Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bu iddianameyi ciddiye almadı. Dünyanın pek çok ülkesinde darbecilerin yargılandığı, - mesela Güney Kore’de iki eski devlet başkanı yargılandı, Yunanistan’da Albaylar Cuntası’nın üyeleri yargılandı- ama Türkiye’de Talat Aydemir hariç kimsenin yargılanmadığı hep yazılır çizilir. Bu konuda siz de zaman zaman beyanlarda bulunuyorsunuz. Bu son iddianame ile ilgili neler diyeceksiniz? TİBUK: Hesap sorulmasını bırakın, onore edildiler, taltif edildiler. Kenan Evren’i görüyorsunuz. Üç sene önce benim de katıldığım bir televizyon programında sert tartışmalar olmuştu. Çünkü o zamanlar sizin de belirttiğiniz gibi, Güney Kore’nin iki devlet başkanı yargılanmış, biri idama, biri de 20 seneye mahkum olmuştu. Üstelik bu iki devlet başkanı G. Kore’nin ekonomisini çok iyi bir duruma getiren kişiler. Dikkat edin, ekonomik olarak Kore’yi iyi duruma getirip sivil idareye teslim ettiler. Ama kanunsuz iş yaptıkları için yargılanıp cezalandırıldılar. O sırada Yunanistan’ı da örnek vermiştim. Ve biliyor musunuz ki, o konuşmamdan dolayı üç defa ağır cezada yargılandım. İnanılmaz bir şey. Türkiye’de bir adam darbeleri kötüledi diye ağır cezada yargılanıyor. Ama biz bu Türkiye’yi değiştireceğiz. Bunun başka yolu yok. Biz iktidara geldiğimiz zaman, bunu dizayn edeceğiz. Ha buna uymayanlar sonucuna da katlanırlar. Buna basın da dahildir. Türkiye’de yargı bağımsızdır deniliyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamışız, bu Anayasa’nın da üstündedir, diyoruz. Ama bir bakıyorsunuz bir hakim 312. maddeden Hasan Celal Güzel’i mahkum etmiş. Benim mahkemelere saygım sonsuz. Ama demokrasi konusunda yargıya taviz vermek niyetinde değilim. Bir başsavcı en büyük siyasi partiyi dehşetli şekilde itham ediyor. Onu bırakın bir kanun konusunda lobi yapıyor. Yargı ayrı yasama ayrı. Nasıl ki, yargıya müdahale edilemezse, yasamaya da müdahale edilemez, ama kimse sesini çıkarmıyor. Onun için demokrasinin prensiplerini ortaya koyacağız. Biz, ne Refah Partisi’ni çok beğendiğimiz için, ne bilmem kimi tuttuğumuz için değil, kurallar için bunu savunuyoruz. Demirel ve 27 Mayıs Bu durumlara gelinmesindeki sebep nedir? Partilerin yapısı ya da lider saltanatı yüzünden bireylerin inisiyatif kullanamaması mıdır? Kısacası yanlışlık nerededir? TİBUK: Parlamenter demokrasilerde liderlerin gücü hep vardır. Biz tenkit ediyoruz ama bu böyledir. Yanlış burada değil, yanlışlık liderlerin ilkesizliğindedir. Bakınız benim Demirel’e ilk hayranlığım onun yedek subay iken soruşturma komisyonunda, 27 Mayıs’a mertçe karşı çıkmasıdır. Ben hayatımda ilk oyumu Siyasal Bilgiler’de öğrenci olduğum sırada İşçi Partisi’ne vermiştim. Benim hayatımı değiştiren şey, Yassıada’da DP’lilere yapılan haksızlıklar değiştirdi. Yassıada’yı ve ondan önceki Demokrat Parti’yi ve iktidarının gerçek durumunu öğrenince şok oldum. Bu durumda iken, Demirel’in 27 Mayıs’ın yanlış olduğunu söylemesi, bende hayranlık uyandırdı. 12 Mart’ta Demirel’in devrilmesine tepki gösterdim. Çünkü o zaman ülke iyi durumda idi. Ekonomi çok iyi idi. Birkaç tane talebe hareketi ki talebeler bazı askerlerle ilintili, sonradan her şey ortaya çıktı. 12 Eylül’de devrilmesine daha çok karşı çıktım ve Demirel’e olan sempatim arttı. Çünkü 12 Eylül’de anarşiyi asker istese idi önleyebilirdi. Sıkıyönetim vardı, bütün yetkiler onda. Tariş olayları, Maraş olayları hep bu dönemde oluyor. Her gün gazetelerde sür manşet, en azılı militanlar cezaevinden kaçıyor. 12 Eylül olunca sinek kaçmadı. Aynı asker, aynı kanunlar, hiçbir değişiklik yok. Görüldü ki, sıkıyönetim, sivil otoritenin emrinde sıkı çalışmadı. Ama bunun sebepleri bazı hatıralarda, mesela Bedrettin Demirel’in hatıralarında açıklandı. Olaylar tırmansın da idareye el koyalım diye! Ee kardeşim bunca itiraftan sonra, bunlar hiç değilse görevi suiistimalden yargılanır. Derken Demirel’i devirdiler ki, Demirel, Özal’la birlikte 24 Ocak kararları gibi harika ekonomik kararların altında imzası olan kişi. Bakınız millet eskiyi unutuyor. Benim en çok kızdığım da bu! 80 öncesi Ecevit iktidarı döneminde bir ampul için ne kadar kuyruklarda beklediğini unutuyor. Unutma artık eskiyi kardeşim! Biraz öğren! Basınımız da, işte bu basın aynı kafada. Onun için önce demokratik konularda taşları yerine koymadık mı Türkiye düzelmez. Dikkat edin, demokrasi ve insan hakları olmayan hiçbir toplum gelişmiyor. Düzen değişmeli Peki bu belirsiz ve sallantılı durum daha ne kadar sürecek? TİBUK: Bir kere bu düzeni birinin değiştirmesi gerek. Bunun için kuvvetli iktidar lazım. İşte biz buna talibiz. Mesela açık söyleyeyim biz iktidara gelir gelmez Demokrasiyi Koruma Kanunu diye bir kanun çıkaracağız. Ve basında ve diğer çevrelerde demokrasiye ihanet etmiş basın mensuplarını, işadamlarını afişe edeceğiz. İkincisi suç işleyenleri tabii cezalandıracağız. Buna 27 Mayıs da dahil, 12 Eylül de dahil. Müruru zaman kuralı burada geçerli değil. Neden? Çünkü baskı altında ben bunu yapamıyorum. Liberal Demokrat Parti olarak biz evvela Türkiye’deki ilkesizliği, ikiyüzlülüğü ortadan kaldıracağız. Demokrasi, gelişmiş Batı toplumlarının seviyesine çıkarılacak. O batı toplumları ki, bundan dört yüzyıl öncesine kadar barbardılar. Asıl medeniyet Anadolu’dur. Romalılardan beri, Eski Yunandan beri, Selçuklular, Osmanlılar... Osmanlı tarihindeki büyüklüğe bakın. Biz delilere evliyalık verip, hastanelerde tedavi ederken, onlar içine şeytan girmiş diye delilerini yakıyordu. Şimdi Portekiz’den, İspanya’dan birileri gelip bizi teftiş ediyor. Yahu Portekiz kim, İspanya kim? Portekiz daha düne kadar Salazar’ın diktası altında inleyen, hiçbir şekilde insan hakları olmayan, bir ülke idi. İspanya kim kardeşim İspanya? 1975’e kadar Franko’nun faşist rejimi altında inim inim inlemiyor muydu? Engizisyon sahibi bir ülke. Endülüs kültürünü yıkmıştır ama dünya kültürüne hiçbir katkısı yoktur. Avrupa Rönesansını başlatan da Endülüstür. Bütün bunlar oluyor, bizim gibi medeni geçmişe sahip bir ülkeye -hakikaten gayrimedeni olmuşuz, onu da söyleyeyim- bu ülkelerden insanlar gelip bize yol gösteriyor. Bu çok zoruma gidiyor. Bir ayda sıfır enflasyon... İşadamı kimliğiniz de var. Ekonomiyi nasıl görüyorsunuz? TİBUK: Kampanya ile enflasyon düşer mi? Arz ve taleple düşer enflasyon. Örnek vereyim size. İki büyük firma hükümetin kararına uyarak “biz çok zam yapmayacağız” dedi. Faizler düştükten sonra otomobil kredilerinde bir patlama oldu. İnceleyin bakın, Ocaktan itibaren ne kadar zam yapıldı otomobillere? Yüzde 15 zam yapıldı. Niye bunun böyle olduğunu hiçbir basın yazmıyor? Peki niye zam yapıyor? Talep var onun için yapıyor. Peki 99’da, 98’de enflasyon yüzde 68 iken otomobile daha az zam yapıldı. Niye? Çünkü talep yoktu. İşin esası taleptir. Bunlar cahil. Enflasyon böyle düşürülür mü? Biz iktidara gelirsek enflasyon bir ayda sıfıra iner. Çünkü sınırları açıp da, iç ve dış arz ve talebi bir noktaya getirip yeni liraya geçtiğimiz zaman, sağlam paraya, sıfıra iner enflasyon. Çünkü daha zam yapan malını satamayınca, zam yapan ancak rakibinden daha az bir fiyatla satabilir. Zam yapsa bile ithalat açık. Bunu şunun için söylüyorum. Bunlar cahillik yapıyor. Kampanya düzenliyorlar. Herkes malını yüksek fiyatla satmak ister. Soruyorum size, bazı gazeteler fiyatını 175 bin liradan yüzbin rakamına niye indiriyor? Satamadığı için. Herkes malını en yüksek fiyata satmak ister. Ama sen serbest düzeni kuracaksın ki, tam rekabet düzenini açacaksın ki, pahalı satan yerine ucuz satan gelebilsin. Bugün Türkiye, işadamı için Avrupa’dan da kötüdür. Ne zaman ne vergi geleceği belli olmaz. Sıkıştın, vergi cezası yüzde 12 gelir. Yani ayağın kayınca, devlet seni batırır. Kanunlar çıkar önünü tıkar, niye içeri girmiyor da dışarı çıkıyor sermaye? Geçen sene Türkiye’ye 600 milyon dolar gelmiş, dışarıya 650 milyon çıkmış! İşadamı yurtdışına yatırım yapıyor. Bir de bununla övünüyoruz. Yurtdışına yapılan yatırımların hepsi o ülkeye yarardır, Türkiye’ye zarardır. Siz Rusya’da iş yapan müteahhitlerin yaptığı binalara bakın bakalım, kimin kredileri ile yapılmış. Hepsi Türk Eximbank’ın kredileri ile. Biz yurtdışına yatırım yapmayı yasaklamayacağız, ama Türkiye’yi o kadar cazip hale getireceğiz ki, bırakın Türklerin yurtdışına gitmesini, yurtdışından yatırımcı gelecek. Yurtdışından işçi değil, yatırımcı getirteceğiz. İstanbul’u finans merkezi yapacağız. Eskiden öyle idi. Eskiden Yunan kralı, Yunan tahvillerini Galata bankerlerine satardı. 19. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın en büyük ikinci borsası Galata’da idi. Birinci Londra, ikinci Galata. 18. yüzyılda da en büyük borsa Galata idi para olarak. Tam borsa yoktu ama finans olarak. Biz bunları kovmuşuz, yırtıp atmışız. Biz bunu açacağız. Şimdi biz düşük ücretli Rumen işçilerini hoş karşılıyoruz. Bizim sistemde ancak insanlar çalışacak adam bulamazsa kota ile işçi getirteceğiz. En modern teknolojinin gelmesi için ortam hazırlayacağız. Şimdi diyorlar ki sıkıntıdayız, dişimizi sıkacağız. Bu akılsızlıktan. Kuru arazide tarım yapılıyor. Ancak bire altı yedi alıyor. Halbuki sulu tarım yapılsa bire elli alınacak. Ondan sonra herkes refaha kavuşacak. Kriz çıkmaz Bir hükümet krizi bekliyor musunuz? TİBUK: Hayır hayır, hükümet krizi çıkmaz. Hükümettekilerin hepsi çok memnun. Paylaşmışlar hükümeti gayet memnunlar. Niye bıraksınlar? MHP seçimden önce böyle bir sonuç bekliyor muydu? ANAP zaten iniş sürecinde ama ihalelerde söz sahibi. Ecevit deseniz öyle. Bir daha seçilebilir mi? Hükümeti bırakırlar mı, bırakmazlar. Vatan, millet diyecekler ama hükümeti bırakmayacaklar. AB ülkelerinin bizi teftişi çok ayıp Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecini nasıl görüyorsunuz? Bir anti-AB lobisi var deniliyor, siz ne dersiniz? TİBUK: Demokratik düzeni istemeyen çevreler var. Türkiye’nin şartları değişik derler. Hep söyledikleri odur. Tarihe sığınırlar. Bu palavra. Türkiye’nin demokrasi tarihi birçok ülkeden daha ileridir. Almanya’dan, İtalya’dan, İspanya’dan daha ilerdedir. Bizden ileri Avrupa’da demokratik tradisyonda İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda filan var. Diğerleri tarih yönünden bizden geridir. AB ülkelerinin insan hakları yönünden bizi teftişi çok ayıp bir şey tabii. Çünkü bizim kendi toplumumuza bütün demokratik hakları hemen vermemiz gereklidir. Ama bu da bir ümittir. Hani denize düşen yılana sarılır gibi. Eğer AB’nin baskısı demokratikleşme için yararlı oluyorsa bu da iyidir. Ama biz iktidar olursak bütün bunlara gerek kalmadan demokrasiyi oturturuz. Tabii ki, halkıma bütün haklarını vermek gerekir. Ne demek kimden korkuyoruz? Paranoyaya gerek yok. Bu korkuları Ankara’dakiler kendi konumlarını muhafaza etsinler diye ileri sürüyor. Ankara’da zaten daha önce söyledim, fiilen idare hükümetin elinde değil. Şu kadarını söyleyeyim, biz iktidara gelirsek iki-üç senede AB’yi yırtar geçeriz. AB bize yük gelir. Çünkü ortak pazar büyük bir bürokratik imparatorluktur. İnanılmaz bürokrasi var. Brüksel aynı Ankara gibi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT