BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Filozof Kayahan

Filozof Kayahan

Kayahan, Ege kıyılarında “Gönül Köşkü” dediği villasında “Kedicik” diye adlandırdığı eşi İpek Hanım ile gönlünce yaşıyor



illere destan bir düğünle dünyaevine girdiniz. Neler yapıyorsunuz? Hayatınızda neler değişti? K.A : Burada bizim ilk kışımız. Tabii ki oturmaya çalışan bir sistemin aksayan yönleri oluyor biz de bu aksaklıkları gidermeye uğraşıyoruz. Çiçek dik, boyanacak yerleri boya ve tabii ki müzik. Evin tadilatı vardı; burasını bir gemi gibi düşünüyoruz ve buranın tamamlanması için gereken işleri yapıyoruz. Akşam üzeri olduğunda gün batımını seyrediyoruz çünkü burada muhteşem manzaralar oluşuyor. (Tabiatla içiçe olmak sizin hoşunuza gidiyor ya İpek Hanım’ın?) İ.A : Burada doğayla içiçe bir yaşantımız var, vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Sessiz ve sakin ortamları çok seviyorum, bir de buranın havası çok güzel. Özellikle İstanbul’a gidip geldiğimde daha iyi anlıyorum ne kadar şanslı olduğumuzu. Tek olumsuz yönü her istediğiniz şeyi bulamıyorsunuz ben de eksiklerimi İstanbul’dan tamamlıyorum. Evliliğimize gelince; evlendikten sonra çok fazla bir şey değişmedi çünkü biz daha önce de birlikte yaşıyorduk. Mutlaka evli çiftlerin birbirlerini etkilemeleri sözkonusu. Ben çok olumlu, insanlar hakkında olumsuz düşünmeyen bir insandım. İş çevresindeki ilişkileri gördükçe insanlara karşı daha realist ve temkinli yaklaşmaya başladım. Bu yönüm bir hayli değişti. Önceden optimist bir açıdan bakıyordum herşeye, artık değilim. Klasik olmak İstanbul’dan uzak olmak müzik adına olumsuz etkiliyor mu sizi? K.A : Müzik istanbul’da yapılacak diye bir kaide yok. Tam tersine İstanbul’da müziği yapmayı engelleyen bir sürü şey var. Ha bu yeni sanatçıları nasıl yorumladığım aşamasına geldiğinde; “beni sadece kendi yaptığım iş ilgilendiriyor” yorumunu yaparım. Herkes kendince birşeyler yapıyor, bana doğru gelen de var yanlış gelen de. Zamanla yanlışı ve doğruyu kendileri bulacaklar. Sizin hayatınızda da bu böyle miydi? K.A : Tabii ki. Ben ilk plağımı yaptığımda onyedi yaşındaydım. Ve bir anda insan psikolojik olarak farklı ortamlara dalıyor, işte bu değişikliklerde içine sindirerek yaşamazsan hayal kırıklıkları olabilir. “Satışla gelen başarıdır, satılmayan başarısızdır” mantığı o kasetin kaç kuşak kendini dinleteceğini belirlemez. Sen çok iyi satarsın birkaç ay sonra senin kasetinin üzerine, “Dürüyemin güğümleri kalaylı”yı çekiverirler. Klasikleşmek zordur önemli olan bunu başarmaktır. Ben şarkılarımı öyle olsun diye yaptım ve öyle de oldu. Ya İpek Hanım, beste ya da güfte çalışmanız var mı? İ.A : Yok yok. Ben öyle bir yeteneğim olduğuna da inanmıyorum. O ayrı bir olay. Siz şarkı söyleyebilirsiniz ancak bu beste yapacağınız ya da güfte yazacağınız anlamına gelmez. Acaba yaradılıştan mı yoksa sonradan mı kazanılıyor bu özellik? İ.A : Bana kalırsa kesinlikle yaradılıştan kaynaklanıyor. K.A : Kesinlikle yaradılış meselesi. Sonradan sanatçı olunmaz. Siz diğerlerinden farklısınızdır, aynı olsaydınız sanatçı değil dinleyici olurdunuz. Aynı olup sanatçı olmaya çalışırsanız da kifayetsiz muhteris olursunuz. Hem iyi olup hem iyi satış yapabilirseniz sanatçısınızdır. Bebek ne zaman? Konuyu biraz özele kaydırma niyetiyle sohbeti ısıtmaya başladık. Yeni evli çiftlere hep sorulur; “Çocuk düşünüyor musunuz?” diye K.A : Düşünüyoruz tabii... Bir de Galatasaray maçı var (Konu tamamiyle farklı boyuta kaydırılmaya çalışılıyor. Usta bir demogog manevrasıyla malum olayı farklı bir konuyla gündemden uzaklaştırıyor) İ.A : Aynı. Düşünüyoruz tabii. (Boynuz kulağı geçmiş. Aslında bir şüpheyle sorulan soruya net ve açık bir cevap alamadık. Neyse bekleyip göreceğiz) İnsan sadece sanatçı olmak adına mutsuz olamaz mutlaka onu mutsuz edecek çevresindeki faktörler de olacaktır. Mesela kızınız sizi mutsuz eden faktörlerden birisiydi... K.A : Ben kızımdan dolayı mutsuz değilim. Ben kızımın mutsuz olmasından rahatsızım. Sevdiğiniz, canınızdan bir parça mutsuz olursa siz sanki hiç birşey yokmuş gibi davranamıyorsunuz. Beste’nin hayatını hakettiği biçimde yaşamamış olmasını görmek beni rahatsız ediyor. Beste’nin sağlıklı ve yaşıyor olması beni mutlu ediyor. Ayrıca ben kızımın çok donanımlı olduğuna inanıyorum fakat bu donanımını gösterecek hiçbir faaliyette bulunamıyor. Ondan daha az kapasiteye sahip olanlar birşeyler yapıyor ama Beste kapasitesine rağmen yerinde sayıyor. Atladığımız bir konuda sadece onun değil, birlikte olduğu kişinin de birşeyler yapması ve bu konuda çaba harcaması gerekir. Gördüğüm kadarıyla Beste evine tek başına bakmak istiyor, birlikte olduğu kişiyle ben hiç görüşmedim, çalışmak konusunda çabası var mı yok mu bilmiyorum. Beste’yi biz çok donanımlı birisi olarak yetiştirdik. Ancak zamanla birşeyler ilave edilemeyen dolu şeyler bile boşalır. Ha nedendir bilmiyorum Beste, televizyon dünyasında çok güzel şeyler yapabileceği halde bekliyor. İki yol var Acaba o uygun iş ortamını bulamadı mı? K.A : Bakın iki türlü yol vardır. Birisi, “Olurlu yol”, diğeri “Gururlu yol”dur. Birinci yolu seçenler malzeme olurlar, piyasayı oluştururlar onların neden orada olduğunu hepimiz biliriz, onlar kendi düşünceleri olmayan ve kukla gibi yönetilenlerdir. Ve bir gün iplerinizin elinde olan kişi, “Seninle artık işim bitti, sen gir şu sandığın içine orada otur” der. Gururlu olan yolu seçerseniz mutlaka özünde kazanansınızdır çünkü siz malzeme değilsinizdir. Günümüz Türkiye’sinde adamı ve madamı olanlar, adam ya da madam yerine geçiyorlar ama bu onlar için bile huzursuz bir ortamdır. Yani her an iplerinin ne zaman çekileceği korkusuyla yaşarlar. Hakederek o yeri işgal etseler bu korkuyu yaşamazlar. Düşünsenize kerameti sizden olmayan bir siz varsınız bu ne işe yarar. Bunun farkına varsalar diğer yolu seçerlerdi çünkü kendi yolunda giden adamı yolundan etmek mümkün değil. Neysen onu yap, yapamayacağın şeyi özleme. Özledikçe mutsuz kalırsın. Ama bugün yaptığınla iktifa etme, yapabileceğin ufkunu genişlet. Uzayabildiğin kadar uza, uzanamayacağın dala uzanarak kolunuda kırma. Ben bunu sadece kendi kızım değil tüm gençlere söylüyorum asla ipleri başkasının elinde olan kuklalara özenmesinler. Kendi hayatlarını kendi çizdikleri özgür yolda sürdürsünler. Büyük bir salonda söylediğiniz şarkıyla küçücük bir mekanda söylediğiniz şarkı bir olmaz. Her ikisinde de müzik ve sözler aynıdır ama hisler farklıdır. Bütün bunları neden söylediğimi de bilmiyorum. Galiba ben bugün içimdeki bütün sırlarımı veriyorum size... (Konu biraz efkarlandırdı Kayahan’ı ve bir sigara yaktı, derinden çekti içine.) (İpek Hanım’a dönüyoruz) Beste’yle sizin aranızda problemler olduğu yönünde basında farklı yorumlar vardı. Sizin bu konuya yaklaşımınız ne şekilde? İ.A : Bu çok abartıldı. Asla Beste’yle aramızda böylesine problemler yaşanmadı. Düğünümde ben zaten heyecanlıydım kendilerince o telaşımdan kaynaklanan birtakım yorumlar çıkarmış olabilirler. Basın ara sıra insanın üzerine lüzumsuz geliyor. “Ben Anadolu çocuğuyum, Yolum sevgiden geçer Kimsenin hakkını yemedim ki ben.” Kimsenin hakkını yemeden bugünlere gelmek kolay iş değil, hele böylesine zor bir ortamda. Sizi bu denli dirayetli kılan hırsınız olabilir mi acaba? K.A : Ben çok hırslıyımdır. Kendimledir yarışım. Lüzumsuz bir hırsım vardır. Şömineyi yakarken bile kendimle kavga ederim. İ.A : Gerçekten öyle ben bazen kızarım niye bu kadar yıpratıyorsun kendini diye. “O odun yandı bu niye yanmadı, bunu da yakarım, onu da yakarım” diyerek kendisiyle uğraşıyor. Gitardan yüreğe hitap eden nağmeleri daima bizlere ulaştırandı Kayahan. Hepimizin o deli çağını yansıtan, gönlümüzde fırtınalar estiren sözlere hayat verdi gitarının telleriyle. Onun için söylenecek çok söz var; ama dilerseniz bırakalım yine kendisi için söylenecek en güzel sözleri, yine kendisinin güftelerinden dinleyelim... “Böyle geldim dünyaya, Pişmanda değilim. Başakları ellerimle büyütürüm ben, Başaklar eğilir, ben eğilmem. Ben Anadolu çocuğuyum. Bildiğin gibi, Kızdı mı dünyaya yakarca bakan, Sevdi mi içinde ormanlar yanan, Tek tabanca yalansız çıkmış yıllardan, Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar, Benim bu aleme aklım ermiyor... “
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT