BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevmek bu mu?

Sevmek bu mu?

Nasıl anlatayım bilemiyorum. Aslında bu duygularıma isim vermek de istemiyorum. İçinde bulunduğum hale ne desem bilmem ki?



‘Tamam işte, bugün karşısına çıkıp ona olan duygularımı söyleyeceğim!” diyorum. Ama ne çare? Nerede bende o cesaret? Şarkılarda söylendiği gibi, yanına gelince unutuyorum. Dilim kilitleniyor. Söyleyemiyorum.” ‘Ben 17 yaşında lise son sınıf öğrencisiyim. Öncelikle belirtmek isterim ki Hayatım Roman köşenizi hergün dikkatle takip ediyorum. Ayrıca insanlara, bu tür anılarla tecrübe kazandırdığınız, böylece onları bir takım saplantılardan kurtardığınız için teşekkür ediyorum.’ Böyle diyor İstanbul Tuzla’dan rumuz “Gölge Çiçeği.” Ardından, ne yapıp etse de bir türlü gem vuramadığı duygularından söz ediyor. “Köşenizle paylaşmak istediğimi konuya gelince... Ben bir şirkette staj görmekteyim. Yani haftanın üç günü çalışıyor, iki günü ise okula gidiyorum. İşte şu an, çalıştığım şirkette birinden fena halde hoşlanıyorum. Ona olan bu ilgim işe başladığım günden beri devam ediyor. Ne bileyim sanki staj görmeye değil de onu görmeye gitmişim gibi, ona takıldım işte... Nasıl anlatayım bilemiyorum. Aslında bu duygularıma isim vermek de istemiyorum. İçinde bulunduğum hale ne desem bilmem ki? Hoşlanmak... İlgi duymak... Ne bileyim ne denilirse... Ama şu var ki, onu gördüğüm zaman, yüreciğimin birden bire küt küt attığını, kafesteki bir kuş gibi çırpındığını hissediyorum. Elimde değil, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oluyor. Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Yüzüm heyecandan al al oluveriyor. Dilim tutuluyor birdenbire... Bunlar neyin belirtisi bilemiyorum. Kimseye açamadığım bu tuhaf halimi kendi kendime soruyorum: -Ben aşık mı oldum yoksa? Bu bir arzu mu? Bir sevgi mi? Dedim ya ne yapacağımı bilemiyorum. Kafam karmakarışık. Duygularıma yön veremiyorum. Bütün bu heyecan fırtınaları, kıvılcımlar çok güzel de, aramızdaki yaş farkına ne demeli? O benden on yaş büyük. 27 yaşında. Üstelik şirketin de saygın simalarından... Diyeceksiniz ki, “Kızım yoksa onun saygınlığı mı sizi bayıyor?” Bilemiyorum. Ama bildiğim birşey varsa onu gördükten sonra kalbimin çarpmasını durduramadığımdır. Biliyorum, belki tüm bunlara “Çocuksu duygular” diyeceksiniz. Ama bana sorarsanız değil işte... Çünkü onun her hareketi benim içimde fırtınalar kopartmaya yetiyor. Onun gülüşü, konuşması her an kulaklarımda yankılanıyor. Bakışları, gözleri, sanki içimde sönmeyecek bir ateş başlatıyor. Onu gördüğüm günden beri hiçbir zaman hayalimden çıkmıyor ki. Ah diyorum, ona olan duygularımı dile döküp anlatabilsem. Hatta bazan kendi kendime söz veriyorum: “Tamam işte, bugün karşısına çıkıp ona olan duygularımı söyleyeceğim!” diyorum. Ama ne çare? Nerede bende o cesaret? Şarkılarda söylendiği gibi, yanına gelince unutuyorum. Dilim kilitleniyor. Söyleyemiyorum. Aslında belki biraz da, her zaman olduğu gibi, gururumu ayaklar altına almak istemiyorum. Yani sizin anlayacağınız bin bağımlı bir platoniğim. Ama inanıyorum ki bu zamana kadar bunu ona hiç belli etmedim. Bundan sonra da etmeyeceğim. Onu hep kaçamak bakışlarla takip edecek ve kıskanacak olan şu yüreğime ve gözlerime bir hakim olabilseydim keşke... Son olarak şunu söylemek istiyorum. Belki bu yazdıklarımı okurken bana gülüp geçeceksiniz. Belki de, “Ne biçim bir kızmış. Oraya staj için gitmiş, iki gün içinde takıldığı şeye bak!” diye kızacaksınız. Ama şu bir gerçek ki, günlerin karşınıza ne çıkartacağını bilemiyorsunuz. Bu tür hadiseler bazen elinizde olmadan sizi sımsıkı kavrayabiliyor. O duyguların esiri olabiliyorsunuz.
Kapat
KAPAT