BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ahmedinejad mı rahatsızdı, İran mı?

Ahmedinejad mı rahatsızdı, İran mı?

İran ile ilişkilerimiz tarih boyunca diplomatik nezaket ifadelerinin önüne pek geçememiş. Birbirimize karşı hep itinalı ve ihtiyatlı davranmışız. Ulusal çıkarlarımız için birbirimizi idare etmişiz. Zaten ülkeler arası ilişiler hissiyatla değil, karşılıklı kazanımlar üzerinden yürür.



MEŞHED İran ile ilişkilerimiz tarih boyunca diplomatik nezaket ifadelerinin önüne pek geçememiş. Birbirimize karşı hep itinalı ve ihtiyatlı davranmışız. Ulusal çıkarlarımız için birbirimizi idare etmişiz. Zaten ülkeler arası ilişiler hissiyatla değil, karşılıklı kazanımlar üzerinden yürür. İran ile şu andaki durumumuz da bence ‘tarihin tekerrürü’nden ibaret. Devrimden sonra Avrupa ve Amerika ile arası limonileşen, son dönemdeki nükleer krizi ile de hedefteki ülke haline gelen İran, bu badireyi hasarsız atlatma konusunda Türkiye’ye hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyor. Türkiye de bazen ‘stratejik ortağı’ ABD’yi kızdırma pahasına bu desteği hakkiyle veriyor. Daha iki gün önce Başbakan Erdoğan, “İran’ı ne zaman vuralım?” sorusuna cevap aranan bir dönemde gerçekleşen ve İran’ın davet bile edilmediği Nükleer Enerji Güvenliği Zirvesi’nde bile İran’a çok ciddi destek verdi. ...VE GELDİK İRAN’A Temaslar başladı. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Rahimi ile yapılan görüşme sonrasında karşılıklı olarak iki ülke arasındaki ilişkiler, “Kardeşçe ve kesinlikle zarar görmez” olarak tarif edildi. (Hoş içeride kavga edilse bile dışarıda yine böyle konuşulur.) Bir süre sonra da Sadabad Sarayı’ndaki resmî yemek için hazırlıklar başladı. Ancak, tam yola çıkmak üzereyken yayın yönetmenlerinin arasına bir bomba düştü: “Yemek iptal...” Böyle bir saatte böyle bir söz şaka değilse gazeteciler için tek anlamı “kriz” demektir. Altı doldurulmaya başlandı bile... “Zaten Rahimi ile yapılan görüşme sonrasında, ‘Suriye’yi hiç konuşmadık’ ifadesi de oldukça manidardı!..” Nitekim İstanbul’daki meslektaşlarımız da teyakkuza geçmiş, bizden “Krizin ayrıntıları”nı soruyordu. Daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın rahatsızlığından bahsedildi ama bizim literatürde bunun anlamı da “diplomatik gerekçe”dir... Yapacak bir şey yok. Kıyafetlerimizi değiştirip yemeğe gittik. GERÇEKTEN KRİZ OLABİLİR Mİ? Bu düşünceler gazetecilik açısından oldukça cazibeli ama acaba gerçekten doğru mu? Şu anda iki ülke arasındaki en belirgin iki pürüz doğalgaz fiyatı ve “Suriye”dir. Birincisinde asıl mağdur Türkiye, ayak sürüyen İran’dır. Suriye konusunda ise İran’ın, aylar önce can kaybı konusunda uyarmak zorunda kaldığı ve artık Rusya’nın bile savunamadığı Beşar Esad için, en çok ihtiyacı olan Türkiye’yi bu kadar kolay gözden çıkarması pek akılcı görünmüyor. Nitekim, aynı akşam bir süre sonra yemeğe katılan başbakanlık danışmanları da, “Kriz mi var” sorumuzu şaşkınlıkla karşıladı. Zaten dün de malumunuz görüşme gerçekleşti... Anlaşılan odur ki, rahatsızlık Türkiye ile ilgili değil. O halde Ahmedinejad hakkında bir “iç hastalık” söz konusuydu. “Yüksek tansiyon”dan veya “yüksek kademe”den...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT