BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir gün öncesi, bir gün sonrası

Bir gün öncesi, bir gün sonrası

29 Mart Çarşamba, siyâsî tarihimizde çok konuşulacaktır.Bilhassa Cumhurbaşkanlığı yenilemelerinde.



29 Mart Çarşamba, siyâsî tarihimizde çok konuşulacaktır.Bilhassa Cumhurbaşkanlığı yenilemelerinde. Faruk Gürler’in devrin Başbakanı Süleyman Demirel’in uzattığı mavi boncuğa kanarak erkenden havaya girip mavi boncuğu tutan elin bir geri manevrası ile hüsrana uğraması unutulmaz oldu ise 29 Mart da unutulmayacaktır. Bu günün bir gün öncesi ve bir gün sonrası var. Bir gün öncesi 28 Mart 2000’de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkmenisten Devletbaşkanı Sefer Murat Türkmenbaşı’nın konuğu olarak atavatandadır. Mutad ve program gereği hey’etlerarası ve ikili görüşmelerden sonra bir merasim yapılır. Bu merasimde Türkmenbaşı, meslektaşı anavatan Cumhurbaşkanı Demirel’e cübbe ve kalpak giydirir. “Türkmensitan’ın saygıdeğer büyüğü” unvanının da verildiği o gün, Demirel’in giydiği uzun beyaz saçaklı kalpakla cübbenin hususî bir mânâsı vardır... Bir kere daha seçilme niyetindeki Cumhurbaşkanı, kendisine bu yolu açacak veya kapayacak olan Anayasanın 101. Maddesinin oylanacağı tarihten bir gün evvel yapılan bu taltifle dışarıda ne kadar itibarlı olduğunu mu göstermek istemiştir? Olabilir de olmayabilir de. Kınanacak tarafı yoktur. “Siyaset imkânları kullanma san’atıdır..” Bu sebeple onu geçerek cübbe ve ak kalpak giymenin mânâyı hususisine atfı nazar eyleyelim... Türkmenistan’da 63 yaşına kadem basan her koca, Peygamber Toyu denen bir yemek verir. Bu bir şenliktir. Aynı zamanda vedadır da. Resuller Resulü, aleyhissalatü vesellem, bu fânî âlemden ebedî âleme 63 yaşında intikal etmiştir. Türkmen yaşlısı, toyda cümle eş, dost akran ve akrabayı taallukatı ile helalleşir. O gün malûm cübbe ile malûm ak kalpağı giyer... Ve sakal bırakır. Bu bir töredir. Komünizm döneminde bile sürmüştür. Cumhurbaşkanı Demirel’e TBMM’deki oylamadan 24 saat evvel, Aşkâbâd’da bir Türkmen kocası muamelesi yapılması ne hoş bir tesadüf olmuştur. Hani insan şüphelenmiyor değil; yoksa Türkmenistan’ın değişmez devletbaşkanı Türkmenbaşı, bir oyun mu oynadı? Böyle bir ihtimali var saymak aşırı şüphecilik olur... Bu bir kader göstergesidir. Bir gün öncesi böyle... 29 Mart’ın bir gün sonrasına gelince... O gün de Başbakan Bülent Ecevit Hindistan’da idi. Ecevit, bu güne kadar bir çok yabancı ülkeye gitti. Hindistan’a ise yabancı bir ülkeye değil de hacca gider gibi gitti. Gitmeden evvelki, gittikten sonraki beyanları, hasretleri, memnuniyeti hep bir hacı adayının ruh haleti idi. Gayrı semavî dinlerden hindulukta hac müessesesi var mı bilmiyoruz ama, Bülent Ecevit’in şu nazik günlerde yapılması çok da şart olmayan bu seyahatten aşırı duygulanması mecburen böyle bir çağrışım yaptırmakta. Bir insan bir şairin tesirinde kalabilir. Ecevit’in zor zamanlarda Tagore’un şiir iklimine sığınması ise tesirden ziyade mânevî bir hâl. En büyük hayalinin Hindistan’ı görmek olduğunu açıklaması da Hindistan’a çok cömert bir övgüydü. Moskova’da Çeçenler, Yeni Delhi’de Keşmir Müslümanlarını unuttu. Bu sözün bir de mefhumu muhalifi var. Devlet, bir Başbakanını ziyaret etmek istediği bir memlekete göndermekten âciz midir? Bir vakitler arayış içindeki batılılar arasında Hint felsefesi moda idi. Hindistan’a gidip bu felsefeyle tanışarak Nirvana’ya kavuşmak isterlerdi. Nirvana hiçliktir. Her şeyin sonunu hiçliğe bağlayarak bu dünyadan soğumak. Böyle bir davranış, “her şeyin başı para” diyen kapitalist ‘felsefe’den bunalan batılı münevver için normaldir. Doğulu, hele hele İslam cemiyeti mensubu için asla. Çünkü dinimiz dengeler nizamıdır. O, hayatın sonunu hiçlik, yokluk sayarak insanı yaktırıp küllerini nehirlere attırmaz. İnsanın dirisi de ölüsü de kıymetlidir. Hint felsefesinin aksine tasavvuf, insana hayatı değil, nefsini hiçlemeyi teklif eder. Evliyanın “hiç ol ki hep olasın” sözündeki hikmet budur. Hak veya batıl, her ne ise... Hacı olmak da vedadır. Eskiden Anadolu’da hacca gidenler her şeyden el-etek çekerlerdi. Bu kanaat, haramlardan uzak durma fikrinin yanlış anlaşılmasından başka bir şey değildi. O yüzden Ecevit, politikadan re’sen çekilmeyecektir. Karşı karşıya veya yan yana durarak kader birliği yapmak durumunda olan Demirel ve Ecevit ya birlikte kalacak veya birlikte gidecekler. Maddî ve metafizik sebepler bunu gösteriyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT