BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sakarlık aryası

Sakarlık aryası

Adettir. 1 Nisan günü insanlar birbirlerine şaka yaparlar. Kahkahalar atılır, başkalarına anlatılır ve gün neşe içinde sürer gider. Bütün bunlar güzel şeyler elbette. Ama benim gibi en olmadık şakayı kendi kendinize yaparsanız başka tabii.



Adettir. 1 Nisan günü insanlar birbirlerine şaka yaparlar. Kahkahalar atılır, başkalarına anlatılır ve gün neşe içinde sürer gider. Bütün bunlar güzel şeyler elbette. Ama benim gibi en olmadık şakayı kendi kendinize yaparsanız başka tabii. 1 Nisan’a iki gün vardı. Güneşli bir sabahtı ve benim keyfim çok yerindeydi. Gazetenin Cuma günkü yazısını gönderir göndermez kendimi sokağa atmıştım. Yalnız değildim. Yapmamız gereken birçok iş vardı ve hepsi de acildi. Tatsız olanı, bütün işlerin resmi dairelerden takip edilmesi mecburiyeti idi. Sizi bilmem ama ben o gri boyalı, her zaman kalabalık ve her zaman gergin olan resmi dairelerden hiç haz etmem. Yolumun düşmemesi için elimden geleni yaparım ama bazen kaçamıyorum işte. O gün, Bakırköy nüfus idaresine adım attığımda bir şeylerin ters gideceğini hissetmiştim zaten. Haklı olarak burnundan soluyan görevliye yaklaşıp gerekli işlemlerin yapılmasını rica ettiğimde bana sanki E.T’nin kız kardeşiymişim gibi baktı. Meğerse istediğim işin yapılması en az bir hafta alırmış. Bu arada istediğim sadece nüfus kaydım. Eyüp’te kayıtlı durumdayım. Elimde, devletin verdiği nüfus cüzdanı var. Ama ne hikmetse bu cüzdan yine devletin kendisi tarafından yeterli görülmüyor ve kaydın aslını istiyorlar. Ve Eyüp’ten Bakırköy’e gelmesi bir hafta sürüyor. Ama anlayışlılar. İstersem gidip elden alabileceğimi belirtiyorlar da içime su serpiliyor. Hava sıcak, ben sinirlenmeye başlıyorum. Bütün planlarım alt üst olmuş vaziyette. Neden hâlâ bilgisayar sistemine geçmediklerini anlayamıyorum. Bir tuşa basarak vatandaşın kimliğini tespit etmek dururken bunca zahmet niye. Bütçe diyecekler biliyorum. Para yoksa o zaman bari insanların beyanlarına güvenseler. O bedava çünkü. Giderek terliyorum ve tahmin ediyorum yüzümün rengi kırmızıdan laciverte doğru değişiyor. Sıkıntıya sebep olmamak için dışarı çıkıyorum ve birlikte yürümeyi kararlaştırdığım kişiye laf yetiştirmeye çalışırken “çaat” diye bir ses duyuyorum. Bir de bakıyorum ki ayağım durması gerektiği gibi durmuyor. Engelliler için yapıldığı iddia edilen eğimli kaldırıma normal yol muamelesi yaptığımı ve bu yüzden ayağımı burktuğumu şıp diye anlıyorum. Hep gülerim böyle sakarlıklara. Yine gülmeye başlayacakken, o ayağın üzerine basma gafletinde bulunuyorum ve bir anda yıldızları sayıyorum. Tarifi mümkün olmayan bir acıyla kıvranıp ağlamaya başlıyorum. Çocuk gibi. Bir yandan kendimi ayıplıyorum. Ama susmam zor. Gözyaşları ip taklidi yaparak yanaklarımdan süzülüyor. Dışarıdan görenler kim bilir neler düşünüyor... Sonrası hastane koridorları, röntgenler, doktorlar. Kendimi hafif aptal gibi hissediyorum. Kayak yaparken düşüp ayağımı kırsam neyse. Ama düz yolda yürürken hastanelik olmak pek zekice gelmiyor. Aksi gibi de herkes kazanın nasıl olduğunu soruyor. Ayağımın acısına mı yanayım yoksa içinde bulunduğum duruma mı bilemiyorum. Bildiğim tek şey o korkunç acı. İyice sarılıp sarmalandıktan sonra elimde koltuk değneği ile eve geldiğimde bir şeyi ilk kez fark ediyorum. Biz en üst katta oturuyoruz ve asansörümüz yok. Bunun ne demek olduğunu her basamakta daha iyi anlıyorum. Gördüğünüz gibi kendime yaptığım 1 Nisan şakası hiç de iç açıcı değil. Ama yine de iddialıyım. Hayat güzel. En basit işlemler için canınızı çıkartsalar da, engelliler için yarım yamalak yollar inşa edip engeller oluştursalar da, sakarlık sonucu hastanelik olunsa da güneş parlıyor. Sözün Özü Akılsız başın çilesini ayaklar çekermiş. Levha Fırtınalar, insanın denizi sevmesine engel olmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT