BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hindistan - 2 -

Hindistan - 2 -

Avrupa saplantımızdan dolayı, Doğumuzdaki, Orta Asya ve Kafkaslar’daki, gelişmelerin, alternatiflerin ve de tehlikelerin pek farkında değiliz. Farkında olsak bile, iç politikadan vakit bulup da bunları düşünmüyor ve tartışmıyoruz.



Avrupa saplantımızdan dolayı, Doğumuzdaki, Orta Asya ve Kafkaslar’daki, gelişmelerin, alternatiflerin ve de tehlikelerin pek farkında değiliz. Farkında olsak bile, iç politikadan vakit bulup da bunları düşünmüyor ve tartışmıyoruz. Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in bulunduğu Hint “alt” kıt’asında dünya nüfusunun altıda biri yaşıyor. Hindistan’ın bugünkü 1 milyara yakın nüfusunun, gelecek on yılda 1.250.000.000’u bulacağı tahmin ediliyor. Hindistan şimdiye kadar ihmal ettiğimiz, başlıbaşına bir dev potansiyel, bir süper güç. Büyük nüfusuna ve yönetim güçlüklerine rağmen 1991’den beri, ekonomik reformlar gerçekleştirmiş ve demokratik rejimi komşularından fazla geliştirebilmiş, korumuş. Nüfusunun büyük kısmı binlerce küçük köyde tarımla uğraşıyor, ama binlerce kişi de yüksek teknoloji merkezlerinde bilgisayar programları üretip Amerika’ya ihraç ediyor. Amerika’da, Hindistan’ı, şimdiye kadar, ihmal etmiş hatta soğuk savaş döneminde, Pakistan müttefik sayılırken, Hindistan tarafsız ülkelerden olarak Sovyetler Birliği ile birlikte hareket ettiği için, gözden çıkarılmıştı. Eski Başkan Carter’ın 1978’deki ziyaretinden beri hiçbir Amerikan Başkanı Hindistan’ı ziyaret etmemişti. Ama şimdi Hindistan, 21. yüzyılda ABD’nin Asya’daki stratejilerinin anahtarı olmak durumuna geliyor. Yeni durumlar Amerikalı iki strateji uzmanı Juli McDonald ile Enders Winbush, Wall Street Journal’de yayınlanan bir makalelerinde, şöyle diyorlar: “Eğer Clinton, Hindistan’da Hintlilerle sadece nükleer silahlanma ve insan hakları konusunda nasihat vermekle ve hatta Pakistan’la ihtilafını uzlaştırmaya hasrederse, Amerika eğer Hindistan’a bitaraf da olsa potansiyel bir hasım nazarıyla bakmakta devam ederse büyük hata yapar. Bu, Amerika’nın Asya’daki çıkarlarına karşı stratejik tehditler ve jeopolitik tehditler oluşturur. Oysa Amerika ve Hindistan biribirlerinin hayati çıkarlarını korumak için müttefik olmak veya sıkı işbirliği yapmak zorundadırlar.” Yazarlara göre, Amerika Çin’e açılırken bu ülkenin büyük hasmı Hindistan’la ilişkilerini ihmal etmiş hatta Hintliler’i kızdırmıştı. Sovyetler Birliği çöktükten ve soğuk savaş sona erdikten sonra Moskova-Delhi ekseni ortadan kalktı ve bugün Rusya’nın Hindistan’a çok ihtiyacı var ama karşılığında vereceği fazla birşey yok... Hindistan şimdilik orta yerde... Diğer taraftan ekonomisi reformlar sayesinde gelişiyor; özelleştirme ile birlikte yabancı sermayeye -Amerikan sermayesine- ihtiyacı var. Gandhi’nin ve Nehru’nun eski “Kendi kendine yetme” düşüncelerinin yerini reel politikanın, global ekonominin zaruretleri alıyor. Bunlarla birlikte Hindistan nasıl oldu ise oldu, dünyanın yüksek teknoloji -bilgisayar teknolojisi- merkezlerinden biri haline geldi. Başka acı gerçekler Fakat bu umutların yanıbışanda başka gerçekler, fukaralık, sefalet, Jawarhlal Nehru’nun “çürük bir diş gibi ıstırap veren fakat bir türlü köklerinden söküp atamadığımız İngiliz idaresinin kötü mirası” dediği, endemik bürokrasisi, yolsuzluklar, sağlık ve eğitim, sosyal güvenlik alanlarındaki güçlükler de var. Ama herşeye rağmen, Hindistan düzinelerle yerel diline ve parçalanmış yönetim sistemine rağmen, dağılmamış, birliğini korumuş ve demokratik rejimi, bazı aksamalara rağmen, mesela Pakistan’a kıyasla başarı ile sürdürebilmiştir. Şu bağlamda, Hindistan Amerika ile ve dolayısıyla Türkiye ve İsrail’le potansiyel işbirliklerine hazır durumda! Çin ve Rusya faktörleri Şurası aşikar ki, şimdi ne kadar umut bağlanırsa bağlansın Amerika’nın Asya’daki potansiyel hasımları Çin’dir ve Rusya’dır. Türkiye için de hasım her zaman, gene Rusya olacaktır. Çin, Bangladeş’te, Pakistan’da ve Güneydoğu Asya’da nüfuz sahası kurmaktadır. Buna karşılık Hindistan büyük bir güç olarak Asya’daki enerji yollarını ve kaynaklarını özellikle Basra Körfezi’nden dışarı giden stratejik deniz yollarını kontrol edebilecek durumdadır. Nihayet Hindistan eski düşman Vietnam ile ve demokratikleşebilecek bir İran’la ABD ile aracı olabilir. Bütün bu gelişmelerin Türkiye için, Türk devletleri ve Kafkasya için önemi aşikardır; süpergüç ABD aramızda bazı konularda düşünce ve çıkar farkları olsa bile başlıca müttefikimizdir ve uzun süre öyle kalacaktır. Amerika’nın, Türkiye’nin stratejik ve potansiyel önemini başka her ülkeden fazla idrak ettiğinden de şüphe yoktur. Amerika, kendi çıkarları açısından, zaman zaman şartlarını yanlış değerlendirse bile, Türkiye’nin istikrarını ister ve bu istikrarı isterken de, AB’ye girmemize de yardımcı olmaktadır. Ama, uzun vadede, ABD’nin, Türkiye’nin AB’nin tam bir “vasal”ı olmasını, kendi kontrolünden tamamiyle çıkmasını da herhalde istemez. Gelecek on yılda... Ondokuzuncu yüzyılda Avrupa devletleri İngiltere, Fransa ve Almanya arasında, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da, çoğu zaman ajanlar vasıtasıyla oynanan Büyük Oyun’un konusu Hindistan ve Hindistan’a giden yolları kontrol altına alabilmekti. O zaman Osmanlı Devleti bu oyunda olsa olsa bir piyon ve yardımcı oyuncu idi. Şimdi bu oyun çok daha geniş bir alanda ve çok düzeyli satranç tahtalarında oynanıyor. Eski baş oyuncular şimdi tali rollerde; ABD baş oyuncu, Türkiye de eğer doğru hareket ederse, piyon hatta sadece “pivotal” (üzerinden hareket edilecek) ülke olmaktan çıkabilir. Hindistan’ın kendisi başlıbaşına bir güç haline geliyor. Önümüzdeki yıllarda, hatta on yıl zarfında bu alanda, Asya’da ilginç gelişmeler, köklü değişiklikler olacak. Gelecek yazımda buradaki muhtemel senaryolardan bazılarına temas edeceğim. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Hindistan’a egemen olan bütün Asya’ya egemen olur!” Lord Robert Clive (1725-1774) -Doğu Hindistan Kumpanyası adına fakat Britanya İmparatorluğu’na Hindistan’ı kazandıran ve ilk Genel Vali olan İngiliz Komutanı, İngiliz Parlamentosundaki 1770’deki konuşmasından...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT