BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kanaat zor zanaat

Kanaat zor zanaat

“Ah para, ah para; varlığı bir dert yokluğu yara...” vecizesi döküldü dudaklarımdan. Felsefeye hevesli olduğumdan değil, cüzdanı evde unutmuşum!



“Ah para, ah para; varlığı bir dert yokluğu yara...” vecizesi döküldü dudaklarımdan. Felsefeye hevesli olduğumdan değil, cüzdanı evde unutmuşum! Aslında zenginimdir, yanlış anlaşılmasın. Bura, şura, ahanda gözünün gördüğüüü taa ora, bütün bu tarlalar bizim. Çantayı silkeledim, cepleri ters çevirdim; ı ıhh kuruş yok... Ayol daha dün damdan paralar savuranken bugün meteliksiz yol ortasında kalakalmışım. Her ne kadar “Para önemli değil” desek de kazın ayağı bir bambaşka azizim. Parasızlığın hissedildiği an, insan bir garip oluyor. Çıplak ayakla çürük domatese basmışsın gibi... Fonda da klasik Türk filmi repliği; “Fakirsin sen, fakir fakirrr!.. “ Kimileri tam üç gündür siyah havyar yiyemediğinde fakir hisseder kendini, kimileri ise; “Az çorba, bol ekmek” siparişi verdiğinde... Tatlı krizi, kesme şekerle bertaraf edildiğinde... Açlığı laf salatasıyla bastırma girişimine, mide gurul gürül isyan ettiğinde... “Büyük ikramiye çıkınca ilk iş akbili aylık yaparım” dediğinde... Boş krem çikolata kavanozunu evirip çevirip, etiketini soyup afiyetle yediğinde... Teknomarkette dokuz Tele’lik şeyi sekiz taksite böldürdüğünde... “ay sonunu zor getiriyoruz” “evde beş boğazız” “hayır ödetmem de, nakit yok. O açıdan...” benzeri kalıpları sık yinelediğinde... Ezkaza binilen takside taksimetreyi izlerken yaşanan gerilimde... Önde oturuluyorsa; çaktırmadan taksimetreyi dizle sıfırlama girişiminde, fark edilmesi akabinde gereken menüsküs ameliyatı ödemesinde... Lidyalıları bulup bir güzel pataklamak istediğinde... Dolmuşta para üstü geç kalınca yaşanan tedirginlikte... Koltuk araları, dolap arkaları, çekmece dipleri, kalemlik niyetine kullanılan kupanın içine yönelik bozuk para arama kurtarma faaliyetlerinde... Bayat ekmeğin tadına vardığında... Otobüste, trende, vapurda ızdırap verici ‘Polifonik boş akbil melodisi’ çınladığında... Fakir edebiyatı yaptığında, dozu ayarlayamayıp “Biz o kadar fakirdik ki; abim eskilerini kendi giyerdi, ben ööölece dolaşırdım” benzeri saçmalamalarda... Küçükken, küçücükken barbi yerine püsküllü taze mısır, oyuncak kamyon yerine babanın kırk beş numara ayakkabısıyla oynadığında... Komşu çocuğun, muzu üç ısırıkta yiyip ikinciye geçtiği anda... Yaa, ben bitmesin de abimi kıskandırayım diye... ya neyse... işte öyle... ‘Fakir aza sahip olan değil, daha fazlasını isteyendir’ diyoruz özetle... > Ninem diyor ki; Fukaranın kalbine her kim dokuna, dokuna sinesi Allah okuna!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT