BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kriz çıkmasın

Kriz çıkmasın

AB gözlemcileri, cumhurbaşkanlığı seçiminin uzlaşma ile kısa sürede sonuçlanmasının, ağır aksak giden Ankara-Brüksel ilişkilerine olumlu yansıyacağını belirttiler.



Yıllardır istenilen düzeye getirilemeyen Türkiye-AB ilişkileri, Helsinki Zirvesi ile tarihi bir dönemeci katetti. Türkiye-AB ilişkilerini tarif etmeye çalışırsak, haritada yeri belli olmayan bir şehire benzetebiliriz. Brüksel’den Ankara’ya ulaşan çok süslü siyasi mesajların arkasından, Kopenhag kriterlerinin siyasi bölümünün hayata geçirilmesi eleştirileri geliyor. Brüksel’de herkes, “neler oluyor, niçin umutsuz bir ortama girildi” sorusunun cevabını arıyor. AB’nin Türkiye’ye karşı mali alanda cömert davranmaması, oluşturulacak kurumsal mekanizmalarda ayak sürümesi akla bir çok soruyu getiriyor. Kriz uyarısı Cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde, Ankara’nın “siyasi ve ekonomik krize gidiyor” görüntüsünü ise AB gözlemcileri “Türkiye’nin bu kadar lüksü yok” şeklinde değerlendiriyor. Ankara’nın yeni bir siyasi ve ekonomik krizi kaldıracak gücü olmadığının altını çizen AB kaynakları “Kendi kalenize gol atmak istiyorsanız, ülkeyi krize sokarsınız” görüşünü ortaya koyuyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminin uzlaşma ile kısa sürede sonuçlanmasının ağır aksak giden Ankara-Brüksel ilişkilerine olumlu yansıyacağını vurgulayan AB gözlemcileri, 12 aday ülke ile Türkiye’nin arasındaki farkın kapatılması için iki tarafa da çok önemli işler düştüğünü belirtiyorlar. Zamanın iyi değerlendirilmesinin, Ankara açısından hayati önem taşıdığını kaydediyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda Avrupa basınına yansıyan haberlerde, Ankara’nın yeni bir problem ile karşılaşacağı vurgulanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Türkiye’de sürekli mesele çıkardığı tespitinin yapıldığı haberlerde, demokrasinin tam olarak işlediği ülkelerde ise bu tür problemlerin baş göstermediği yorumları dikkat çekiyor. İç mesele AB Komisyonu Sözcüsü, cumhurbaşkanlığı seçiminin Türkiye’nin bir iç meselesi olduğuna ve Ankara-Brüksel arasında kat edilmesi gereken uzun yol bulunduğuna dikkat çekerken, hesapların çok iyi yapılması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’yi kısa bir süre önce ziyaret eden sözcü, hayatında ilk defa geldiği ülkemizi bakın nasıl tarif ediyor: “Avrupa’da tahmin edildiğinden daha farklı bir Türkiye gördüm. Ancak ülkenin gündemi iç politikaya kilitlenmiş izlenimini edindim. Dünyaya açılmakta tereddüt eden, dünyayı yakından takip etmeyen Türkiye görüntüsü aldım. Dinamik bir ekonomi ve gençlik var. Sanki Türkiye kendi gücünden haberi olmadan yaşıyor. Herşeye rağmen Türkiye’den etkilendim. Bir daha gideceğim.” Kayıp yıl olmasın Bununla birlikte, AB Komisyonu’nda Türkiye masasının Verhuegen tarafından güçlendirileceği yönündeki açıklamalara rağmen herşey yerli yerinde duruyor. Komisoyunun Türkiye Masası Şefi Van der Linden’in Slovenya’ya AB temsilcisi olarak atanacağı söylenirken, yerine ise kimin ne zaman göreve başlayacağı ise bilinmiyor. Açıkcası, konu Türkiye olunca herşey “ağır, aksak” ilerliyor. Brüksel’de Türkiye ilgili bazen olumlu, bazen de siyasi eleştirilerin dışında yaprak kıpırdamıyor. AB-Türkiye arasındaki en yüksek karar organı olan, 11 Nisan’da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısında ilişkilere yeni bir ivme kazandırılmazsa, 2000 yılı tam anlamıyla kayıp bir yıl olacak. Ankara’nın ısrarlı bir şekilde haklarını Brüksel’de araması ve meselelere geniş bir ekiple sahip çıkarak bire bir müzakere ile sonuca gitmesi gerekiyor. Herşeyi AB’nin atacağı adımlara göre ayarlamaya kalkmak ise zaman kaybından başka bir şey değil. Bu açıdan Türkiye, anlaşmalar çerçevesinde AB’yi harekete geçirmesi için etkin bir çalışma başlatması çok önemli. Devamlı savunmada kalan, haklarını aramaktan korkan ve sesini yükseltmeyen Türkiye’nin Brüksel’den istediğini alması çok zor. AB gözlemcileri, “Ağlamayan çocuğa bir şey verilmez” düşüncesinden hareketle, Ankara’nın kolları sıvamasının, kat edilecek yolun erken alınması açısından hayati önem taşıdığını belirtiyorlar. Türkiye’nin katkısı büyük Belçika’nın “Diplomatik News” dergisi, son sayısında Türkiye-AB ilişkilerine geniş yer ayırdı. “Türkiye AB’de” başlıklı haberde; Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, AB nezdindeki daimi temsilcimiz Büyükelçi Nihat Akyol ve TÜSİAD AB Temsilcisi Bahadır Kaleağası ile yapılan röportajlara yer verildi. Türkiye’nin uzun süren bir bekleyiş sonrası Helsinki’de resmen adaylığının tanındığını ifade eden İsmail Cem, Helsinki’deki kararı “yanlışlıkları düzelten bir gelişme” olarak niteledi. Türkiye’nin adaylığının, AB’nin jeopolitik açılımına güven ve istikrar getireceğinin altını çizen Cem, dinamik, gelişen Türk ekonomisinin Avrupa’ya katkıda bulunacağını, bu aşamada Türk demokrasisinin gelişeceğini söyledi. Savunma Bakanı Sebahattin Çakmakoğlu da Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) alanındaki çalışmalara dikkat çekerek, AB’nin NATO’nun imkan ve yetenekleriyle yapacağı operasyonlarda, AB üyesi olmaya ülkelerin tam katılımının önemli olduğunu vurguladı. 1952 yılından bu yana Batı savunmasına Türkiye’nin önemli katkıda bulunduğuna işaret eden Çakmakoğlu, Türkiye’nin AB’den AGSK’ne tam katılımını sağlayacak beklentisi olduğunu kaydetti. Silah tartışması Yunanistan’ın Selanik şehrinde 9-10 Mart tarihlerinde yapılan “AB Silahlanma Direktörleri Toplantısı”nın ana gündemini, Türkiye ve Yunanistan’ın, Avrupa silah sanayiine ilgisiz davranmaları oluşturdu. Türkiye’nin saldırı helikopteri ihalesinde, Alman ve Fransız şirketlerini elemesini “düşündürücü ve endişe verici olarak niteleyen uzmanlar, Yunanistan’ın da Avrupa’da üretilen Eurofighter’ı bir kenara bırakarak, ABD’den 50 adet F-16 savaş uçağı almasına tepki gösterdiler. Toplantıda, Türkiye’nin Avrupa silah sanayiine ilgisizliğine karşı, Brüksel’e, elindeki siyasi kozları oynaması gerektiği çağrısı yapıldı. Soykırım yalanı AB’ye taşınıyor Ermeniler; İsveç, İtalya, Fransa, Hollanda ve İsviçre’de yeniden gündeme getirilen sözde soykırım iddialarını, şimdi de AB’ye taşıyor. Avrupa Parlamentosu’ndan daha önce istediklerini alan Ermeniler’in gözü şimdi de AB Konseyi’nde. İsveç Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımı iddiasını içeren bir raporu kabul etmesinden sonra, İtalya Meclisi Kuzey Birliği Partisi Milletvikili Gioncarlo Pagliarinim’in sunduğu, “soykırımın tanınmasına” ilişkin önerge de bugün görüşülecek. Son aylarda ısıtılarak yeniden gündeme getirilen soykırım yalanlarının, AB Konseyi’nin gündemine İskandinav ülkeleri tarafından getirilmeye çalışıldığı ileri sürülüyor. Sinsi kampanya Alman Hıristiyan Sosyal Parti (CSU) Başkanı Edmund Stoiber, bir yandan Avusturyalı ırkçı lider Haider’i ince diplomatik manevralarla savunurken, öte yandan Türkiye’nin AB üyeliğine karşı imza kampanyası başlatmaya hazırlanıyor. İspanyol El Pais gazetesine konuşan Stoiber, bakın neler diyor: “AB, Türkiye’nin adaylığı konusunda dikkatli bir şekilde hareket etmelidir. Ankara AB’ye üye olursa ağır sonuçlar ortaya çıkar. Tunus, Fas, Rusya, İran, Irak’ın da AB’ye tam üye olma hakları olur. Bunun için AB içinde Türkiye tartışılması yapılmalıdır. Bavyera’da halka genişleme ile ilgili görüşlerini sorup, Ankara’nın üyeliği konusunda imza toplayacağız”.
Reklamı Geç
KAPAT