BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yürümek ne renktir?

Yürümek ne renktir?

“Ne yaptım dersiniz? Her çocuğun yaptığını... Gidip anneme sarıldım. Geçti mi dersiniz yüreğimdeki korku ve bilinmez heyecan? Eh işte! Birazcık...”



Mahallemizin küçük bir tepesi vardı. Şöyle yüksekçe... Sanki bir bina kondurmayı unutmuşlardı üstüne. Annem ve komşuları yürürdü en yüksekteki bir düz alana. Toplanıp beş çayı içerlerdi konu komşu. Serince ortamda kısır ve zeytinyağlı sarma servisi yapılırdı. Ve beraberinde hamur işleri... Çaydan bir yudum alıp gözlerimi aşağıda oynayan arkadaşlarımın heyecanına kaptırınca atılmıştım. Tökezleyip yere düştüm. Belimden düşecek kadar bol pantolonu şöyle yukarı çektim. Kendimi sağlama alıp tekrar seğirttim yanlarına. Kemerimi iyicene sıktım... Oysa kavga etmiyorduk. Yaptığımız çocukça kovalamaca oynamaktı. Tutan yakalayacak ve kazanacaktı. Karşı caddeden yürümek istemişti henüz tanıştığımız bir arkadaş. Fakat hızla geçecek olan bir aracın altında kalacağını nereden bilirdik. Küçüktüm! Ellerimle kapattım gözlerimi. Gördüğüm ilk büyük kazaydı. Asfaltta gördüğüm kan, bir çocuk kanıydı. O gün yürümesi oyun içindi bir çocuğun. Ve yürümek, iç geçirerek gözyaşlarına korkuyla varmaktı bizim için... Ne yaptım dersiniz? Gidip anneme sarıldım. Geçti mi yüreğimdeki korku ve bilinmez o heyecan? Eh işte! Birazcık... Köyden akrabalarımız yatıya geldi o hafta. Bizim eve iki yoldan gelinirdi. Şoseden de, Asfalttan da... Yol ikiye ayrılmıştı semtimiz Keçiören’de... Biri sağdan bir soldandı. Ve iki yoldan yürüyenlerin yolu tam da bizim okulun olduğu orta yerde kesişirdi. Ben yürürdüm, insanlar yürürdü... Herkes yürür ama kimsenin yüzü gülmezdi. Bir sağdan bir soldan... Ve nihayet bir ihtilal patlak vermişti. Bugün yargılanan bir ihtilal... Radyo ve siren sesleri alıp yürümüştü... Ve ben yürüyordum sadece evdeki misafirler için... Bir şişe kolonya ve bir de içi şeker dolu kavanoza... Vazgeçilmez geleneklerimiz vardı bizim. Misafire yapılması gereken hürmet ve ikram... Çok uzun seneler geçti aradan... Ne kavgalar ettim hayatın nice hengâmeleriyle. Bir tarafta isyan bir tarafta tövbe... Yürüdüm... Allahın kulları her biri ayrı imtihan içinde... Ben Nasuh tövbeliyim... Duaya kalkan ellerleyim... 4 yaşındaki oğlum sordu geçen akşam: “Baba yürümek ne renk?” Uykuya geçerken... Anılarıma doğru yürüdüm başucunda... Bir ara uyandı ve “Su!” diye seslendi. Bir bardak suyu içirirken sarıldım minicik bedenine ve fısıldadım: -Söyle bakalım ne renktir yürümek? -Mâ-mi. -O niye o? -Yüyüyken uçcaz gökyüzüne... -Meğer biliyormuş kerata cevabı... Bir babanın duyduğu misk gibi evlat kokusu, yürürken ihsan edilen bir kuvvet bizlere? Rumuz: “Eydalı”- Keçiören/Ankara Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT