BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Engelli”lerle ilgili birkaç kelime -2-

“Engelli”lerle ilgili birkaç kelime -2-

İslâmiyet, insanları ancak güçleri nisbetinde sorumlu tuttuğu için, görme özürlü insanlar, ancak güçlerinin yettiği şeylerden sorumlu olurlar...



Evvelâ ifâde edelim ki İslâm dîni; dil, ırk, milliyet, siyâsî inanç ve tahsîl seviyesi ayırmaksızın, sağlam veya engelli olduğuna bakmaksızın, her insanın şeref ve i’tibârına hürmet edilmesini emreder. Hadîs-i şerîfte de: “Allah, sizin sûretlerinize [dış görünüşlerinize] ve mallarınıza bakmaz [onlara önem vermez], fakat kalplerinize ve niyyetlerinize [diğer bir rivâyette amellerinize] bakar” buyurulmuştur... İslâmiyet nazarında, herkes aynı haklara, aynı i’tibâra sâhiptir. Dînimiz, sâdece ferdin, muayyen bir topluluğun, hattâ yalnız Müslümânların değil, bütün insanlığın, hür ve medenî bir hayât seviyesine ulaşmasını emreder. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: “Kendisi için istediğini, din kardeşi için de istemeyen kâmil mü’min olamaz.” [Buhârî] “Allah indinde en makbûl amel, bir mü’mini sevindirmek, kederini gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.” [Beyhekî] YÜKSEK HASLETLER... Binâenaleyh, her Müslümân, diğer Müslümân kardeşlerini, en az kendisi kadar düşünmek mecbûriyetindedir. Müslümân, kendisine yapılmasını uygun görmediği şeylerin başkalarına da yapılmamasını istemek durumundadır. Bu hadîslerde zikredilen prensipler, çok yüksek hasletlerdir. Bundan dolayı, Marcel A. Boisard isimli Fransız yazar, “L’Humanisma de l’Islam” adlı eserinde: “...Târihte ilk defâ insana ahlâkî, hukûkî, rûhî, siyâsî ve sosyal değerlerini en iyi şekilde veren, bu anlayışla büyük bir medeniyet ve eşsiz bir kültür meydâna getiren İslâmdır...” demektedir... Allahü teâlâ tarafından Kur’ân-ı kerîmde ve yine Peygamber Efendimiz tarafından defalarca medhedilen Eshâb-ı kirâm arasında, doğuştan a’mâ olan veya gözlerini bir hastalık yahut da savaşta yaralanma sonucu sonradan kaybeden bir haylî sahâbî vardır: Bunlar arasında Abbas b. Abdilmuttalib, Abdullah b. Cahş, Abdullah b. Ebî Evfâ, Abdullah İbn-i Ümmi Mektûm, Berâ b. Âzib, Câbir b. Abdillah, [Hz. Ebû Bekr’in babası] Ebû Kuhâfe, Ebû Sufyân, Ka’b b. Mâlik, Hassân b. Sâbit, Itbân b. Mâlik, Mâlik b. Rebîa, Sa’d b. Ebî Vakkâs ve hanımlardan [Abdullah İbnü’z-Zübeyr’in annesi] Esmâ zikredilmektedir. Hazret-i Peygamberin amcazâdesi, “tercümânü’l-Kur’ân=Kur’ân’ın tercümânı” ve “bahru’l-ilim=İlim deryâsı, okyânûsu” gibi sıfatlarla anılan Abdullah İbn-i Abbâs’ın, son zamanlarda a’mâ (görme engelli) olduğu bilinmektedir. Kitaplarda, genç yaşına rağmen, akıl, kâbiliyet, tecrübe ve bilgi sâhibi olan, Yemen gibi mühim bir bölgeye vâlî ta’yîn edilen Muâz b. Cebel’in (ö. 17/638) ortopedik engelli (topal) olduğu kaydediliyor. Yine Sahâbeden Mücâlid b. Mes’ûd es-Sülemî ile Amr İbnü’l-Cemûh‘un da yürüme engelli [topal] oldukları kitaplarda yazılıdır... GÜÇLERİ NİSBETİNDE!.. İslâmiyet, insanları ancak güçleri nisbetinde sorumlu tuttuğu için, görme özürlü insanlar, dînî görevlerle ilgili olarak, ancak güçlerinin yettiği şeylerden sorumlu olurlar. Allah yolunda cihâd yapma, savaşa katılma ile ilgili olarak, “Hastaya güçlük yoktur; a’mâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur” [Nûr, 61; Fetih, 17] buyurulmaktadır. Bu âyet, görme özürlülerin de, ortopedik özürlülerin de savaşa katılma zorunluluklarının olmadığını ifâde etmektedir. “Mü’minlerden özür sâhibi olmaksızın (cihâddan geri kalıp) oturanlar ile Allah yolunda mâllarıyla ve cânlarıyla cihâd edenler eşit olmazlar” [Nisâ, 95] meâlindeki âyette; zihnî ve bedenî her türlü özür sâhibi olanların ve hastaların savaşa katılmayabilecekleri bildirilmektedir. Bu âyetteki “özür sâhibi olmaksızın” cümlesi, görme özürlü Abdullah İbn-i Ümm-i Mektûm’un “ben a’mâyım” diye şikâyette bulunması üzerine inmiştir. Peygamberimiz, özürlülere devlet başkanına vekâlet, vâlîlik, imâmlık ve müezzinlik gibi önemli görevler vermiş, böylece özürlülerin yapabilecekleri işlerde istihdâmı ve üretken hâle getirilmesi, isti’dât ve kâbiliyetlerinin, yeteneklerinin âtıl bırakılmaması ve onlar için iş sâhaları açılması konularında, günümüze dahî önemli mesajlar vermiştir. [Daha sonra, inşâallah, bu konuya tekrâr temâs etmeyi arzû ediyoruz.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT