BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Ben babamsız yaşayamam...”

“Ben babamsız yaşayamam...”

Mukadder hanım yemeğin altını bir kez daha yaktı. Bu üçüncü ısıtışıydı öğleden sonra pişirdiği çorbayı. Serdar bir köşede ders çalışıyor, öğretmeninin verdiği ezbere hazırlanıyordu kısık sesle. Pencerenin önündeki sedire usulca ilişti kadın.



Mukadder hanım yemeğin altını bir kez daha yaktı. Bu üçüncü ısıtışıydı öğleden sonra pişirdiği çorbayı. Serdar bir köşede ders çalışıyor, öğretmeninin verdiği ezbere hazırlanıyordu kısık sesle. Pencerenin önündeki sedire usulca ilişti kadın. Gözlerini kısarak gecenin içine dikti gözlerini başını cama dayayıp. Hiç bu kadar geç kalmazdı kocası. Yüreğinin daraldığını hissetti. İçinde kocaman bir yumruk vardı sanki boğazını sıkan. Mırıldandı: - Hayırlara çıkart Ya Rabbi! Bu ne kötü bir gece böyle... Nerede kaldı bu adam? Serdar başını kaldırıp annesine baktı: - Anne babam nerede? - Gelir oğlum, herhalde işi uzadı. - Ben çok acıktım ama.. Saate kaydı gözleri endişe dolu bakışlarla: - Biraz daha bekleyelim. Saat dokuz oluyor neredeyse. Şimdi gelir. Bir saat daha geçmişti tedirgin bir bekleyiş içinde. Serdar bir köşede uyuyup kalmıştı. Mukadder hanım yavaşça kalktı yerinden. Oğlunun omzuna dokundu şefkatle: - Serdar, oğlum, haydi kalk, sen beklemeseydin keşke bu saate kadar. Kalk birkaç lokma bir şey ye de yat. Uykulu gözlerini kırpıştırdı küçük çocuk: - Babam.... Babam gelmedi mi daha? - Gelmedi oğlum, ben de merak ediyorum. Çaresizlik içinde dördüncü kez ocağa koydu çorbayı. Beş dakika sonra masaya, oğlunun yanına oturmuş, onun iştahsızca yemek yiyişini seyrediyordu. Serdar karnı doyduktan sonra elini yüzünü yıkadı, çantasını topladı. Fehmi bey saatinde gelmiş olsa bu saate kadar oturmasına izin vermezdi oğlunun. Bunu hatırladı Mukadder: - Haydi yavrum, hemen yat. Baban gelince seni uyanık bulursa kızar, biliyorsun. - Neden gelmedi babam anne? Yoksa bir şey mi oldu? - Allah korusun evladım, ne olacak? Kötü haber tez duyulur hem, meraklanma, mutlaka bir işi çıktı. Hiç yapmazdı böyle ama... Birazdan burada olur. Sen yat haydi... Küçük oğlan annesinin yanaklarından öptü boynuna sevgiyle sarılıp. Çantasını alıp odasına gitti. İçi titreyerek baktı arkasından Mukadder. Hayattaki en kıymetli varlığının, biricik evladının endişe içinde olduğunu anlıyor, kendi korkularını bir yana bırakıp onu teselli etmesi gerektiğini düşünüyordu. Gülümseyerek peşinden gitti. Serdar’ın yatmasına yardım etti, üzerini örttü güzelce, eğilip alnından öptü: - İyi geceler oğlum, meraklanma. Gelir baban. - Ona bir şey olmasın anne sakın... Ben babamsız yaşayamam... Başını salladı iki yana: - Haydi bakayım, düşünme kötü şeyler, ne olacak ki... Uyumana bak. Uyu ki baban gücenmesin. Işığı söndürüp çıktı odadan. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Tekrar sedire gelip oturdu. Işığı söndürmüş, dışarıyı daha iyi görmeye başlamıştı. Gece pırıl pırıldı. Gökyüzünde yıldızlar parlıyor, adeta bir avize gibi aydınlatıyordu ortalığı. Sokakta kimseler kalmamıştı. Karşı evlerin ışıkları yanıyor, açık pencerelerden televizyonların sesi geliyordu. Kaç saat geçtiğini farkında bile değildi. Neden sonra gözü duvardaki saate ilişince irkildi. Gece yarısını geçeli bir saat olmuştu neredeyse. Ağlamaklı bir halde kalktı ayağa: - Nerede kaldı bu adam Allahım? Saat kaç olmuş. Çaresizlik içinde bakındı etrafına. Hiç kimsesi de yoktu bu koca şehirde. Yardım isteyebileceği kimsecikler gelmiyordu aklına. Hem ne yapabilirdi ki? Umutsuzca beklemeye devam etti. Gözünü dahi kırpmadan bakıyordu karanlık sokağa. Bir hareket görse fırlayacaktı yerinden. Sabahın ilk ışıkları ortalığı aydınlatmaya başladığı zaman korkuları had safhaya ulaşmıştı artık. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT