BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Boğaz’daki akıntı koca bir nükleer santrale eş değer!

Boğaz’daki akıntı koca bir nükleer santrale eş değer!

Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyoenerji ve su... Hepsi de birer Yenilenebilir Enerji Kaynağı. Bu dost enerjiler yaşanan nükleer tartışmaların gölgesinde kalmamalı...



DENİZİN DİBİNDEKİ HAZİNE Karadeniz tarafında kurulacak deniz altı türbinleri sayesinde 5 bin megavatlık enerji sağlanabilir. Akkuyu’da planlanan nükleer santralin kurulu gücü ise 4.800 megavat! Sevgili okurlar, asırlardır insanoğlu, daha Sanayi Devrimi başlamadan enerji gereksinimi rüzgâr ve akarsulardan sağlamıştı. Geçmişten günümüze kalan Su ve Yel Değirmenlerine bugün de yer yer rastlamaktayız. Bu değirmenler artık elektrik jeneratörleriyle enerji sağlayabilecek şekle dönüştürülüyor. Rüzgâr türbinleri buna en iyi örnek gösterilebilir. Güneş enerjisinin yanında, aktif volkan faaliyeti olan ülkelerde yanardağların ortama yaydığı yüksek sıcaklıklardan da yararlanmak gündemde bulunuyor. YENİ ENERJİ EMEKLEMEDE Bu tarz enerji kaynakları “Yenilenebilir” olarak isimlendiriliyor, çünkü hiçbir zaman tükenmeleri söz konusu değil. Ancak günümüzde mevcut konvansiyonel enerji kaynakları olan kömür, doğalgaz ve petrolün sağladığı enerji potansiyelini karşılamasalar da, hiç olmazsa iklimsel değişikliklere sebep olan sera gazı salınımında bulunmuyorlar. Şu hususu da ifade etmek gerekir ki, son araştırmalar bilhassa güneş enerjisi üzerinde yüksek verim sağlamaya doğru hızla yol katediyor. Dilerseniz son günlerde gündemde olan enerji açığımıza ışık tutması bakımından bu kaynakları gözden geçirelim... SU KUVVETLİ AMA SINIRLI Yer çekiminin (Gravitasyon) sağladığı hareket enerjisiyle su elekrik jeneratörlerine bağlı türbinleri çalıştırarak enerji üretir. Akarsuların su debisinin değişkenliği sebebiyle nehirlerin geçtiği vadilerin yüksek bölümlerine barajlar inşa edilir. Bu sebeple Baraj Santralleri ancak uygun konumdaki bölgelere yapılabilmektedir. Bu santraller günümüzde dünya enerji gereksiniminin ortalama yüzde 20’sine yakın bölümünü karşılamaktadır. Ancak diğer taraftan bulundukları ekosistem içindeki değişiklik sebebiyle canlılara olumsuz etkileri yanında, baraj gölünün buharlaşma ile (evaporasyon) tuzlanması ve tortulaşma ile (sedimentasyon) verim ömrünün kısalması söz konusu olmaktadır. Barajların çalışma sistemi kinetik enerjiyle oluşmaktadır. Yüksek basınçla barajdan aşağıya inen büyük hacimdeki su devasa boyuttaki türbinlerin Rotor Yapraklarını döndürmekte ve bunun sonucunda harekete geçen dev jeneratörler elektrik üretmektedir. Sistem aşağıya düşen suyun hacmine göre otomatik olarak kendini ayarlayabilmektedir. GEL-GİT’LE GELEN ELEKTRİK Diğer bir sistem “Gel-Git Barajları”dır. Ülkemizde Gel Git (Med-Cezir) fazla oluşmadığı için bu barajlar yapılmamaktadır. Ancak okyanuslara kıyısı olan ülkelerde inşası mümkün olmaktadır. Bu sistemde deniz suyu yükseldiği zaman inşa edilmiş baraj doldurulmakta ve su çekildiğinde ise baraj boşaltılmaya başlanarak türbinler çalıştırılmaktadır. Gel-Git’te çalışan türbinler durmaksızın enerji üretebilmektedir. Ancak, bu sistem de denizin doğal akışını bloke ettiği için kıyı canlı yaşamına çok zarar vermektedir. DALGA VE AKINTI ENERJİSİ Bu sistem ancak devamlı dalgalı olan denizlerde yapılabilmektedir. Birbirine bağlı türbinlerin hareketinden enerji elde edilmektedir. Daha ilginç olan şekli “Deniz Altı Türbinleri”dir. Çok şiddetli ve devamlı akıntı olan bölgelerde inşa edilmektedir. Golfstrim Akıntısının kuvvetli olduğu Bahama Adalarının yakınında kurulmuş bulunan Deniz Altı Santralinin gücü bir nükleer santralin verdiği enerjiye eş değer olduğu bildirilmektedir. Değerli okurlar, kanaatimce gerek İstanbul, gerekse Çanakkale Boğazlarının uygun bölgelerinde bu tarz bir su altı türbin sisteminin çok randıman vereceğini düşünmekteyim. RÜZGÂR ESERSE NE ÂL Ülkemizde birçok bölgede faaliyete geçmiş bulunuyor. Ancak kuruldukları yörelerde görüntü ve ses kirliliğine sebep olduklarına dair görüşler mevcut. Orta Avrupa ülkelerinde birçok kasaba ve köyde kurulmuş oldukları da bir gerçek. Yeni oluşumlar “Offshore Rüzgâr Türbinleri” şeklinde gelişiyor. En tipik örneklerinden biri Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da kurulmuş olanı. Kıyıdan uzak deniz üzerine kurulmuş bulunan bu tip santrallerden, rüzgâr estiği müddetçe elektrik enerjisi üretilebiliyor. Ancak negatif yanı, bu santrallerin sadece rüzgâr estiği müddet içinde fonksiyonel olabilmesi. Rüzgâr esmediği zamanlarda “Back-Up” sistemiyle fosil yakıt takviyesi gerekli oluyor. EN BÜYÜK POTANSİYEL: GÜNEŞ Bu sistemle ilgili geçmiş yazılarımızda örnekler vermiştik. Şu anda çok güneş alan bölgelerde kurulmakta. Özellikle Japonya, ABD’de Kaliforniya ve Avrupa’da ise İspanya üretimde başı çekiyor. Yansıtıcı aynalar güneş ışınlarını bir merkeze gönderiyor, aşırı sıcaklık ise türbinlerle jeneratörü çalıştırıyor. Bu konuda en önemli proje “DESERTEC” adlı Çöl Yansıtıcıları projesidir. Bilhassa Sahra Çölü bu konuda yakında kurulacak sisteme ev sahipliği yapacaktır. Projenin tamamı bittiği zaman Avrupa kıtasının elektrik enerjisinin 3’te biri bu sistemden sağlanacaktır. YERDEKİ?BEREKET: JEOTERMAL Yer altı sıcak suyunun volkanik aktivitelerin sonucu yeryüzüne çıkan kısmının, şehirlerde meskenlerin ısıtılması, seralarda turfanda sebzecilik gibi ticari maksatlarda kullanılması birçok ülkede gerçekleştiriliyor. Bunların başında İzlanda geliyor. Orada binaların yüzde 90’ı yer altı sıcak suyu ile ısıtılıyor. Yeni Zelanda’da ise Wairakei’de bir enerji santralinin türbinleri sıcak su ile faaliyette bulunuyor. Meksika, Endonezya, İtalya gibi ülkelerde ve Kaliforniya’da da bu tip yer altı sıcak suyu ile işleyen santraller mevcut. Ülkemizde sıcak sular birçok yöremizde ısıtmada kullanılıyor. Kütahya ilimiz, Marmara Bölgemizde ise Gönen bu konuda çok daha şanslı durumda. Jeotermal enerji bakımından ülkemiz zengin. Daha çok kullanımı yaygınlaştırılmalıdır diye düşünüyorum. Tek çözülmesi gereken tarafı nakil borularındaki kireçlenme sorunu, bu husus filtrelerle halledilebiliyor. Elde edilen enerji birçok kömürle çalışan termik santralden daha verimli ve çevre dostu bir sistem. ZAHMETLİ METOT: BİYOENERJİ Bazı bitki türleri (Filotu veya Çin Kamışı/Miscanthus ve Şeker Kamışı/ Saccharum gibi) Etanol’a dönüştürülüp biyoyakıt olarak kullanılmakta. Özellikle Güney Amerika ülkelerinden Brezilya’da taşıtların çoğu etil alkolle çalışıyor. Ancak bu sistemde büyük miktarda ekim alanları ayırmak gerekli oluyor. Bu husus ise insanın ihtiyacı olan besin maddelerine az alan kalabilir endişesini beraberinde getiriyor. Ayrıca bu bitkilerdeki zararlılara karşı kullanılacak tarım ilaçları ve zirai makinelerinin egzoz gazları ayrı bir kirlilik oluşturuyor. TÜRKİYE?BÜYÜK POTANSİYEL Sevgili okurlar, görüldüğü gibi birçok Alternatif Enerji sistemi mevcut bulunuyor. Ancak bunların çoğu bugünkü teknoloji ile petrolün, doğalgazın verdiği enerji ile ölçülemeyecek durumda. Fakat ilave rahatlatıcı sistemler olarak bütün dünyada devreye alınıyor. Diğer bir ifadeyle doğayı kirleten, iklim değişikliğine sebep olan enerji sarfiyatında bir tasarrufu sağlayabiliyor. Ülkemiz iklim şartları açısından çok şanslı bir konumda. Güneşimiz var, rüzgârımız belirli yörelerde şiddetli esiyor, yer altı termal sularımız hatırı sayılır düzeyde. Özellikle Orta Anadolu’da güneş enerjisi panelleri, Ege ve Karadeniz’de deniz üzeri offshore rüzgâr türbinleri ve güzel ülkemizin her bölgesinde mevcut bulunan sıcak sularımızdan büyük miktarlarda enerji üretmemiz mümkündür. Dilerim kısa zaman içinde bu sistemler devreye alınır. Hepinize haftanızın sağlık ve mutluluk içinde devamını diliyorum. Hoşça kalın.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT