BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eski sevgilim Sapanca

Eski sevgilim Sapanca

Pazar gecesi sallanmamıza yol açan deprem anılarımızı tezeledi. Ne anılar ama... İnsanoğlu ilginç ve unutmaya meyilli. O büyük depremin sebep olduğu panik bile geçmişin bir parçası oldu.



Pazar gecesi sallanmamıza yol açan deprem anılarımızı tezeledi. Ne anılar ama... İnsanoğlu ilginç ve unutmaya meyilli. O büyük depremin sebep olduğu panik bile geçmişin bir parçası oldu. Ateş düştüğü yeri yakmaya alışık olduğundan düşmediği yerlerdekiler rahat günlerine döndüler. Bu bir eleştiri değil. Acı da olsa hayatın bir gerçeği. Ne yazık ki bu gruba bizler de dahiliz. Ama küçük bir hatırlatma, 4.5 şiddetinde bir yoklama o bildik korkuyu uyandırıverdi işte. Pencereden dışarı baktığımda Pazar gecesinin sükunetinin yok olduğunu ve aniden herkesin yürüyüş yapma isteğinin su yüzüne çıktığını gördüm. Yiğitliği zedelememek için herkes, “hava çok sıcak, çocuğu alıp şöyle bir dolaşalım dedik” moduna girmişti. Bir an deprem sebebiyle boşalan Yeşilköy’e taşınmanın iyi bir fikir olup olmadığını tarttım. Sonra bu yaşıma kadar taşıdığım hayat felsefemi hatırladım. “Ecel gelmişse cihane baş ağrısı bahane.” Gelelim hava durumuna. Bahar geldi diye sevinip dururken galiba yaz geldi. Alışılagelmiş Nisan yağmurlarından henüz ses seda yok. Bizim apartmandakiler inatla geceleri kalorifer yakıyorlar ama bu eylemlerini fazla uzatabileceklerini sanmıyorum. Bu sıcaklık beni biraz huzursuzlandırmaya başladı. Klasik deprem geyiği biliyorum ama lüzumunun üzerinde hava sıcaklığı şüphelenmeme yol açıyor işte. Bir de Sapanca meselesi var. Özellikle depreme kadar son iki sene aşağı yukarı her hafta sonu gittiğim o güzeller güzeli Sapanca’nın böyle zor tecrübeler yaşaması beni çok üzüyor. Anladığım kadarıyla orada bulunan tek otel konumundaki Sapanca Oteli ikinci katına kadar suların altında kalmış. Ve gölün suları yükselmeye devam ediyor. Bunların üstüne Pazar gecesi gerçekleşen depremin merkez üssü yine Sapanca! Orada yaşayanlara Allah kolaylık versin. Bu satırları yazmaya başlarken niyetim aslında sizleri gülümsetmekti. Ama nedense kalem bana katılmak istemedi. O öyledir. Bazen ben bir şeyler yazmaya karar verir masamın başına geçerim, bir de bakarım ki bambaşka konular çıkıyor ortaya. Benim kalemim biraz anarşist ruhlu sizin anlayacağınız. Şimdi de Sapanca’yı anlatacağım diye tutturdu işte. Ne yapayım, Pazar gecesinden beri gölde yüzmesine alıştığım iki kaz gözümün önünden gitmiyor. O kazlar galiba birbirine sevdalı bir çiftti. Ben onları izlerken hep evli olduklarını falan düşünürdüm. Sonra büyük bir huzur duygusu aşılayan alabalık lokantaları, tam gölün yanında yer alan Dedeman Göl Evi, Sapanca Pazarı, Maşukiye ve orada edinmiş olduğum dostlarım... Bütün bunların o çok sevdiğimiz ve büyük bir zevkle izlediğimiz Sapanca gölünün suları altında kaldığına inanmak çok zor geliyor. Hayat böyle işte. Deprem olmasaydı ben çoktan tası tarağı toplayıp eski sevgilim Sapanca’ya gitmiş olurdum bu günlerde. Ama eski sevgililerin kaderi böyledir değil mi? En ufak bir terslikte terk edilip unutulurlar. Bazen kendimden utanıyorum. Sözün Özü Saklanmak doğanın adetidir. LEVHA Denizde bulunan kimse rüzgarın emrine tabidir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT