BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 28 Şubat ve 31 Mart Vakası

28 Şubat ve 31 Mart Vakası

Sadece tesadüf tabii... Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında, çok önemli kilometre taşlarından biri olan 31 Mart Vakasının (13 Nisan 1909) 93. sene-i devriyesinde, 28 Şubat Süreci’nin aktörlerine karşı soruşturma operasyonu başladı...



Sadece tesadüf tabii... Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında, çok önemli kilometre taşlarından biri olan 31 Mart Vakasının (13 Nisan 1909) 93. sene-i devriyesinde, 28 Şubat Süreci’nin aktörlerine karşı soruşturma operasyonu başladı... Bu ülkede askerî müdahaleler serüveninin iki yüz yıllık bir geçmişi var. Taa 1808’deki Sened-i İttifak olayına kadar gider. Ama bugüne kadar uzanan mahut alışkanlığın esas başlangıcı, 1876 yılında, Sultan Abdülaziz Han’ın önce hal edilmesi, dört gün sonra da, Harbiye Kumandanı Süleyman Paşa tarafından iki bölük askerle kaçırılıp katlettirilmesidir... 31 Mart Vakası, bugüne kadar resmî ideoloji tarafından hep tersine anlatılmış ve bu konuda sadece halkın beyninin yıkanmasıyla kalınmamış, buna göre bir tarih tezi ve siyasi düşünce kalıbı oluşturulmuştur. Hiçbir zaman Taksim Kışlasındaki avcı taburlarına bağlı askerlerin, hangi sebep ve saiklerle ayaklandığı; bundan doğan karışıklıklardan kimlerin istifade ettiği, siyaseten ne gibi sonuçların alındığı, doğru dürüst irdelenmemiştir. O gün ayaklanan ayak takımına, “Din elden gidiyor...” diye slogan attırılıyordu. 28 Şubat Sürecinin gerekçesi ise, “şeriat tehlikesinin” gelmekte olmasıydı... Ancak temelde, maksat ve hedef aynıydı! Dönemin kirli oyunlarını gün yüzüne çıkaran bilgi ve belgeleri ele geçiren istihbarat elemanlarından, “ONBAŞI SARMUSAK” diye ünlenen Kadir Sarmusak, o dönemde garip kıyafetleriyle sokaklarda nümayiş yapan ve dolayısıyla şeriat tehdidinin varlığını ispatlayan(!) Aczmendilerin yüzde kırkının askerlerden meydana geldiğini söylüyor iyi mi? Doksan üç yıl önce, 31 Mart‘ta da aynı oyun tezgâhlanmamış mıydı? Ne yazık ki, iş işten geçtikten sonra; oynanan oyunların farkına varmak, bir şey ifade etmiyor. Zira bazı şeylerin telafisi imkânsızdır. Tıpkı 12 Eylül öncesinde, aynı silahın hem sağcıların hem de solcuların eline verilerek, cinayet işlettirildiğinin ortaya çıkması gibi... O tür cinayetlerle bu ülkenin nüfus ortalamasına göre en iyi tahsil görmüş beş binden fazla genci katledildi! 31 Mart Vakasında, İttihat ve Terakki hesabına harekete geçen Selanik’teki 3. Ordu, güya “İRTİCA TEHLİKESİ”ni bastırmak için; “Hareket Ordusu” ismiyle İstanbul’a gelerek, Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indirdi. Ondan sonra da İmparatorluk fiilen dağılma sürecine girdi. Gerisi malum zaten... Sadece dokuz sene içinde koskoca Osmanlı Devleti, milyonlarca kilometrekarelik topraklarıyla birlikte dağıldı gitti!.. 28 Şubat Süreci de, irticaa karşı “POST MODERN BİR DARBE” olarak sahne aldı. On binlerce gencimizin istikbalini kararttı. Devlette, özellikle Ordu’da görev yapan, binlerce devlet memurunu, hukuksuz bir şekilde, özlük haklarından da mahrum bırakarak sokağa atıverdi. Bunların içinde bunalıma girenler, hayatına son verenler de oldu... Urfa Belediyesi’nde düşük ücretli işte dahi çalışmasına izin verilmeyen ve eşiyle üç çocuğuna ekmek parası bulamadığı için Öğretmenevi’nin çatısından atlayarak intihar eden Yüzbaşı Abdülmuttalip Yıldırım’ın dramını kaç kişi hatırlıyor?.. 31 Mart’lardan gerekli dersi çıkaramadığımız için, 93 sene sonra, bu defa 28 Şubat’ın maddi ve manevi tahribatını konuşuyoruz. İşin kötüsü, hâlâ daha 31 Mart’ı ve 28 Şubat’ı yanlış okuyanlar o kadar çok ki... Ne hazin bir durum!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT