BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hiçbir şey kendiliğinden olamaz!..

Hiçbir şey kendiliğinden olamaz!..

Varlıkların hiçbirisi, kendiliğinden, tesadüfen meydana gelmemiştir. Her şeyin yoktan var olduğu, aklen de, ilmen de açıkça bilinmekte ve görülmektedir...



Kâinatta var olan, yaratılan ve meydana gelen hiçbir olay, kendiliğinden olmamıştır. Bütün bunları, yoktan yaratan, bir yaratıcı vardır. Bugün fabrikalarda binlerce ilâç, ev eşyâsı, sanâyi ve ticâret maddeleri, elektronik âletler, harp vâsıtaları yapılıyor. Bunların çoğu, ince hesaplardan, yüzlerce tecrübeden sonra elde ediliyor. Bunlardan birine dahi, kendi kendine var oldu denebilir mi? Bunların, bilerek ve isteyerek yapıldıkları söyleniyor ve hepsinin bir yapıcısının bulunması lâzımdır deniyor da, canlılarda, cansızlarda görülen ve her asırda, daha yenileri, daha inceleri keşfedilen ve çoğunun yapısı henüz anlaşılamayan milyonlarca maddenin, hâdisenin kendi kendilerine tesâdüfen var olduklarını söylemek mümkün mü? Eğer bunlara, tesadüfen olmuş denirse, bu hâl, ikiyüzlülük ve koyu bir inât olmaz mı? Muhammed Rebhâmî hazretleri, Riyâd-ün-nâsıhîn kitabında şöyle bir hâdise naklediyor: İMÂN EDEN ATEİST!.. “Rûm kayseri, imparatoru, Abbâsî halîfesi Me’mûn bin Hârûn’a bir haberci gönderdi. Bu habercinin yanında, heybetli, kendini beğenmiş biri vardı. Haberci, halifeye; -Bu adam, dinleri inkâr ediyor. Bir yaratıcı olduğuna inanmıyor. Rûm papasları buna cevâb veremedi. İslâm âlimleri bunu susturursa, milyonlarca Hristiyanı ve Müslümânı sevindirecektir dedi. Halife, âlimlerle görüştü ve Bağdâd âlimleri; -Buna ancak Ahmet Nişâpûrî hazretleri cevâp verir, dediler. Bunun üzerine Halîfe, sarâyda, belli bir gün ve sâatte âlimlerin toplanmasını emretti. O gün ve saatte, ateist dahil herkes toplandı. Fakat Ahmet Nişâpûrî hazretleri toplantı yerine geç geldi ve; -Yolda, acâyip, şaşılacak bir şey gördüm. Onu seyredince, buraya geç kaldım. Dicle kenârında gemi bekliyordum. Yerden büyük bir ağaç çıktı. Sonra bu ağaç kendi kendine yıkıldı, parçalandı ve bu ağaçtan tahtalar meydana geldi. Sonra da bu tahtalar, birleşerek, bir gemi oldu. Gemi, bir kaptanı falan olmadan, suda kendi kendine hareket etti dedi. Bizans’tan gelen ateist, bu sözleri işitince, yerinden fırladı ve; -Bu adam deli olmuş. Hiç böyle şey olur mu? Böyle söyleyen, yalancıdır ve buna aklı olmayanlar inanır dedi. Ahmet Nişâpûrî hazretleri söze karışarak; -Bunlar, kendi kendine olamayınca, yeryüzündeki şaşılacak şeyler, kendi kendilerine nasıl var olur? Bunları yaratan biri olmadığını söyleyen, daha akılsız ve ahmak olmaz mı? dedi. Bu sözleri işiten ateist; -Her şeyin bir yaratıcısı olduğunu şimdi anladım ve buna inandım diyerek Müslümân oldu...” Dünyânın her yerinde ayrı ayrı manzaralar var. İnsan, bunlara bakmaya doyamıyor. Bunların her biri, hep hesaplı ve düzenli, sanki hepsi aynı bir makineden çıkmış gibidir. Her şey fizik, kimyâ, biyoloji, astronomi kanunlarına bağlı olarak meydana gelmiş. Hele, insanın yaratılışındaki âhenk ve nizâm, insanı hayretler içinde bırakmaktadır. İçimizdeki organların, bir makinenin parçaları gibi, birlikte çalışması, anlayanları hayrân bırakmaktadır. Meşhûr İngiliz fen adamı Darwin bile; “Gözün yapısındaki intizâmı, incelikleri düşündükçe, hayretten tepem atacak gibi oluyor” demekten kendisini alamamıştır. “TESADÜFEN OLMUŞ!..” Bütün varlıklar, birbirlerine değişmez kanunlarla bağlıdır. İslâm âlimleri, bunları yaratan, bilen, bir Hâlık, Yaratıcı var diyor. Hiçbir dîne inanmayanlar ise, her şey rastgele, tesâdüfen var olmuş diyor. Yaratıcı, Peygamberleri ile haber de gönderiyor ve; (Her şeyi ben yarattım. Hepinizin sâhibi benim. Bana inanırsanız, sizi Cennetime koyacağım. Sayısız ni’metler vereceğim. Sonsuz zevk ve saâdet içinde yaşayacaksınız. Peygamberlerime inanmayanları Cehennemde sonsuz yakacağım) buyuruyor. Netice olarak, bu varlıkların hiçbirisi, kendiliğinden, tesadüfen meydana gelmemiştir. Her şeyin yoktan var olduğu, aklen de, ilmen de açıkça bilinmekte ve görülmektedir. Her şeyi yoktan var eden ve hiç yok olmayan bir yaratıcı yaratmıştır. Meydânda olan şey, inkâr olunamaz. Allahü teâlânın, varlığına inanmamak, meydânda olan şeyi inkâr etmek olur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT