BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dağların yalancısı

Dağların yalancısı

80’li yıllardı ve gazeteciliğe daha yeni başlamıştık... O da İstanbul’da polis teşkilatının en kritik şube müdürlerinden biriydi... Etrafı o kadar kalabalıktı ki, biz sadece ayaküstü görüşebilirdik...



80’li yıllardı ve gazeteciliğe daha yeni başlamıştık... O da İstanbul’da polis teşkilatının en kritik şube müdürlerinden biriydi... Etrafı o kadar kalabalıktı ki, biz sadece ayaküstü görüşebilirdik... O, devletin en tepe makamlarına yükseldikçe, düşmanları da bir o kadar alçalıyordu... Devlete, bayrağa, vatana edemedikleri küfürleri Ağar‘a ediyorlardı... O belki de bunların farkındaydı... “Susurluk” olayı olduktan sonra da bir araya çok defa geldik... Bir gün dahi derinlemesine bir şey konuşmadık... O sustu ve hiç konuşmadı ama sustukça sıranın kendisine de geleceğini hesaplamadı... Görevi boyunca da gazeteci-polis ilişkisinden ve alışverişinden daima uzak durduk... Kurumsal taleplerimizin dışında kişisel bir isteğimiz de hiç olmadı ve dostluğumuzu bozacak hiçbir talepte de bulunmadık... Öğrendik ki, Mehmet Ağar‘a cezaevi aranıyormuş... * Eski bir sözdür işte... Derlerdi ki; - Savaşanlar ayakta kalırsa felaketin eşiğindedir... Savaşanlara barış zamanında yer bulunmazmış... Savaşanlara en güzel armağan cephede düşüp ölmektir... Çünkü savaşanlar barışmasını bilmez. Ve en önemlisi unutamaz... Biz diyenlerin yalancısıyız! Bir gün İngiliz atasözünü hatırlatarak demişti ki; - Hiçbir iyilik cezasız kalmaz! Ve kalmadı da! * Eski şarkıdır işte... Söylerlerdi; -Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz! Biz söyleyenlerin yalancısıyız! Eşkıyanın başına koca bir ‘Ada’ tahsis edilirken, idam kararı TBMM’de apar topar bir gecede kaldırılırken, kararı veren hakim kalemini kırdığıyla kalırken, ‘eşkıyanın başı görüldüğü yerde ezilecektir’ nutukları şehit tabutlarının konulduğu musalla taşları önünde çekilirken ve eşkıyayı da gördükleri yerde ‘memlekete hoşgeldin’ denilirken, bin asker ve 45 subayla can güvenliği korunurken, devlete maliyeti trilyonları bulurken, terörle mücadelede simgeleşen, terörün hedefinden ve listesinden hiç düşmeyen Mehmet Ağar’a da cezaevi aranıyormuş! Kararı verenlere sorulsa; adalet! Bize sorulsa; anlamını vicdanlarda yitirilmiş bir mahkumiyet... Üstad Necip Fazıl‘ın dediği gibi; - Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa! Elbette adaletin kestiği parmak acımazmış... Ama 40 bin kişinin katili ‘tosunlar’ gibi adada beslenirken ve talimat yağdırmaya devam ederken Ağar’a cezaevi aranması büyük bir çelişki değil miydi? PKK’yı kumar, uyuşturucu parasıyla finanse eden ve silahlandıran baronlarla savaşırken, kendine cezaevi aranacağı günlerin de geleceği aklına gelir miydi! Daha kendisini aramadım... Ne diyecektim ki? Geçmiş olsun mu! Yok, bazan geçmiyor... Delip geçiyor... Derler ki; - Şifa bulmamış yaralar iz bırakır... Eski bir hikayedir işte... Dağ, kuşa sormuş, -Nereye yapmak istersin yuvanı? Kuş demiş ki; - Senin tepene! Biz dağların yalancısıyız!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT