BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kaç mezar, kaç ölüyü bekler?

Kaç mezar, kaç ölüyü bekler?

Ve o an işte... Yıllarca yattığı yatağında boylu boyunca uzanmış ve üzerini örtmüşlerdi. Bana her gidişimde yaptığı gibi, “hoş geldin oğlum” diyerek boynuma sarılıp ağlamasını bekledim ama boşunaydı artık...



Balıkesir’den Aslan Torun’un hatırası, babasının vefatı sebebiyle bir defin işlemini yorumlaması bakımından, gerçekten kayda değer... 1999 yılının Şubat ayıydı. Telefon, memleketteki ablama aitti: -Babamın durumu hiç iyi değil. İstersen yetişebilirsen son bir defa daha görebilirsin. -Hemen geliyorum. Babamın durumunu biliyordum zaten. İnşaallah son bir kez görebilirim diye yola çıktım. Ama Balıkesir nere, Artvin nere? Biri Türkiye’nin bir başı, diğeri tam Rusya hududu. Bir günde ancak Rize’ye varabildim. Orda araba beklerken telefon açtım: -Ben şu an Rize’deyim, araba bekliyorum. Babamın durumu nasıl? İçli bir ses cevap verdi: -Kritik. Telefon ettiğim sırada babamın vefat ettiğini sonradan öğrenecektim. Neyse, biz akşama ancak köye varabildik. Babam hastayken hep ablamların evinde kalmıştı. Baktım onların evi kapalı. Bizim evin ışıklarıysa tamamen yanıyor. Aklıma kötü şeyler geliyor ama gönlüm el vermiyor, acı gerçeği kabullenemiyordum. Beni yolda balkonda karşılayıp “hoş geldin”diyen yakınlarımın seslerini hiç duymuyordum bile. Bir an önce içeri dalıp babamı görmek istiyordum. Ve o an işte... Yıllarca yattığı yatağında boylu boyunca uzanmış ve üzerini örtmüşlerdi. Bana her gidişimde yaptığı gibi, “hoş geldin oğlum” diyerek boynuma sarılıp ağlamasını bekledim ama boşunaydı artık. “Babacığım” diyerek yanına diz çöktüm. Gözüm etrafta kimseyi görmüyordu. Acının ıstırabın böylesi zor görülürdü. Bu acıya rağmen yüreğim acaba nasıl atabiliyordu. Sanki bir mengeneye sıkışmış gibiydi. Istırabımla nefesim arasında büyük bir savaş var gibi alnımdan aşağı doğru terler inmeye başlamıştı. Her taraf bulanık ve sisliydi. Ağlıyordum. Gözlerimden sicim gibi yaşlar akıyordu. Yüreğimden gözüme vuran ıstırabın harareti arttıkça gözyaşlarım dinmek bilmiyordu. Boğazımda hıçkırıklar düğümleniyor, yutkunmakta zorluk çekiyordum. Üşüdüğümü bile farketmemiştim. Sırtıma bir şeyler atmışlardı. Kaç defa söylediler: “-Yoldan geldin, yorgunsun, gel şöyle bir tarafa otur dinlen” Kabul etmedim. Edemezdim. Bu böyle kaç saat sürdü bilmiyorum. Yol yorgunluğuna, uykusuzluğa, acıya, ıstıraba dayanamayan vücudum sonunda iflas etmiş ve kendimden geçmiştim. Birkaç saat uykudan sonra kendime gelebildim. Gün ışıyınca bir koşuşturma başladı. Önce salâ verildi. Yine gözyaşlarına boğuldum. Sonra dışarda kazanlar kuruldu, sıcak sularla yıkadılar babamı. Sonra damat gibi beyaz bezlerle sardılar nazik bedenini. Sakallı nurlu yüzünü görmemiz için son kez çağırdılar. Yüzüne son kez baktım. Güzelleşmiş sanki nurları daha da çoğalmıştı. Sonra tabuta koyup evden çıkardılar. Yıllarca gelip gittiği yoldan son kez, omuzlarda götürdüler. İki kişi koluma girmişlerdi.Yürüyemiyor adeta sürükleniyordum. Mezarlık kalabalıktı. Akrabalarım hepsi burda yatıyorlardı. Babamı musalla taşına koydular. Cenaze namazından sonra seslendiler: -Hakkınızı helal edin. -Binlerce defa helal ettim. Mezarlık karla kaplıydı, ama toprak yumuşak ve sıcaktı. Mezar, yanıbaşında duran tabuta yutacakmış gibi duruyordu. Sanki bıraksalar dünyayı yutacak gibiydi. Titreyen ellerle dualarla tabutu açtılar. Mezar başında canlı cenaze gibiydim. “Aman yavaş incitmeyin” diyecektim ama dilim tutulmuştu. Yeşilli ve kırmızı örtüleri kaldırdılar. Bembeyaz bir kefenle bırakılacaktı kara toprağa. İçimdeki ıstırap büyüdükçe büyüyordu. Okunan duaları şaşırmamak için büyük gayret sarfediyordum. Tanıdık eller yavaşça koydular tanıdık bedeni kara toprağa. Sonra tahtaları dizdiler. Sıra mezarı doldurmaya gelmişti. Ben de bir kürek toprak atmak için çırpındım ama gücüm yetmedi. Başım dönüyor kulaklarım uğulduyordu. Şu mezarı kendim kazmış babamı oraya ben koymuşum gibi suçlu hissediyordum kendimi. Sonra yere çömeldim. Dalından kopmuş bir yaprak takıldı gözüme. Bir dert ortağım oldu sanki. Ben de kopmuştum dalımdan, o da. Benim gibi o da sararıp solmaya yüz tutmuştu. Mezar toprakla dolmuş tümsek halini almıştı. Biraz evvel iştahla tabutu gözleyen gözü kapanmıştı işte. Ama şimdilik. Daha kaç mezar kaç ölüyü bekleyecekti kimbilir. Orda olanlar “Başınız sağolsun, Allah sabırlar versin” diyerek dağılmaya başlamışlardı. Ya burda devamlı kalanlar, ne yapacaklardı? Daha kaç yaz kaç kış kalacaklardı burda? Kaç gece olacak, kaç güneş doğacaktı? Bir zaman sonra burda bizde onlar gibi kimbilir kaç yaz kaç kış bekleyeceğiz acaba?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT