BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeraltı yerüstü

Yeraltı yerüstü

Gün ışığına, bahar esintisine, yeşeren toprağa, çiçeklenen ağaçlara bakıyorum. Yeniden baharı görebilmenin şükürleriyle... Budanmış, tek gövde kalmış ağaçların yapraklarının gövdeden fışkırmasına bakıyorum. Bahçedeki söğüt bu halde.



Gün ışığına, bahar esintisine, yeşeren toprağa, çiçeklenen ağaçlara bakıyorum. Yeniden baharı görebilmenin şükürleriyle... Budanmış, tek gövde kalmış ağaçların yapraklarının gövdeden fışkırmasına bakıyorum. Bahçedeki söğüt bu halde. Bu coşkunluk bu sevinç değil de ne? Bu tepeden tırnağa donanış yeniden hayata kavuşma anlamında. Hele şükür geldi! Hem de birdenbire! Bir nisan başı hatırlıyorum; yirmi yıl, belki yirmi iki yıl kadar önce: Misafirlerim vardı; hayli kalabalıktılar. Öylesine durgun bir geceydi ki gündüz ısınan şehir gece soğumamıştı. Pencereler açıktı, perdeler kıpırdamıyordu: Bir de bülbül ötüyordu aşağıdaki derede, ama ne ötüş! Gece musikisi halinde. Mozart’ın Küçük Bir Gece Müziği desem uygun olur. O derenin üzerinden sonraları çevre yolu geçti: Tabii bülbül de alıp başını gitti. O sıcak gecede dostlarımızın çoğu bizde kalmışlardı “Bu saatten sonra nereye gideriz?” diyerek; böyle teklifsizdik onlarla. Erkekleri salona topladık, hanımlar öteki odalarda kaldılar o nisan başını, böyle bir dostluk gecesiyle, durgun sıcağı, bülbül ötüşüyle hatırlıyorum. İşte şimdi de nisan başlarındayız. İçimde nedense çok iyi şeyler olacakmış gibi bir duygu taşıyorum. Benim için olağanın dışında birşeyler. Üç beş gündür sanki tezi tezine güzel bir haber alacağım. Bu beklentiye bir anlam veremiyorum. İçime mi doğuyor, öyle olmasını istediğim için mi psikolojk olarak böyle bir beklemeğe geçiyorum: Size de olur mu? Bu kış bazı şansızlıklara uğradım. Şimdi ise Alaaddin’in sihirli lambası ve ciniyle kırşalaşacakmış gibiyim. Mutlaka bahar çarpıyor tıpkı güneş gibi. Haber beklemeğe ne hacet? Hayatımızın sürmesi, güneşin yeniden gülmesi en güzel haber değil mi? Bir de dostlarınız arıyorsa, insanları seviyorsanız, ağaçlar gülüyorsa daha ne isteyelim? Hem biraz ötemizde deprem korkuları durmuyor mu? Buzlu gecelerden, gri günlerden bahara çıktık; yeryüzündeyiz. Bir de yer altında yaşayanları düşünün! Onlar gün ışığını bizim kadar da görmüyorlar. Hele yeni bir hayvan keşfedilmiş. Yeraltında yaşıyormuş. Bir çeşit inziva hali... Kedi kaplan türü, uzunca kuyruklu, solgun benizli, kimsesizliği yüzünden okunan bir hayvan. Zaman zaman yer üstüne çıkıyor, ağaçlara tırmanıyormuş. Peki neden çoğu vakit yeraltında? Belki kendini daha güvende hissediyordur. Ama bütün canlı varlıklar yeraltına değil, yerüstüne yaraşıyor öyle değil mi? Şimdi baharın çisil çisil renkleri bizi çağırırken yer altında olmadığımız için şükretmemiz gerek diye düşünüyorum. “Yeraltında hayvancıklar vardır.” diyor. Hz. Mevlâna Yeraltında yaşarlar; karanlıktadır onlar. Yaşadıkları yerde göze kulağa muhtaç değillerdir. O yüzden de gözleri kulakları yoktur. Göze kulağa ihtiyacı olmayana ne diye göz kulak versin? Allah birşeyi ihtiyaca göre verir. İhtiyacı olmayana bir şey verecek olursa, o şey ona yük olur. Allah’ın hikmeti, lütfu, keremi yükü almaktır” Bize bahşedilmiş, fakat iyi kullanamadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Hem onun hem de bize verilmiş üstünlüklerin kıymetini bilelim.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT