BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa’nın Sünni-Şii soğuk savaşı ile imtihanı

Avrupa’nın Sünni-Şii soğuk savaşı ile imtihanı

Bu hafta sonu biraz fikir alışverişi yaparak farklı fikirleri tartışmak istiyorum. Sorularla biraz düşünelim... Orta Doğu’da son gelişmelere baktığımızda “Sünni” kesimler ile “Şii” kesimler arasındaki “mezhepsel kutuplaşma” yeni nesil bir “soğuk savaş” mı oluşturuyor?



Bu hafta sonu biraz fikir alışverişi yaparak farklı fikirleri tartışmak istiyorum. Sorularla biraz düşünelim... Orta Doğu’da son gelişmelere baktığımızda “Sünni” kesimler ile “Şii” kesimler arasındaki “mezhepsel kutuplaşma” yeni nesil bir “soğuk savaş” mı oluşturuyor? Avrupa ve ABD bu yapay mezhepsel soğuk savaşın neresinde bulunuyor? Sünni ve Şii kesimlerin arasındaki soğuk savaş Orta Doğu’daki ülkelerin sınırlarını değiştirecek boyutlara ulaşırsa güç dengeleri nasıl oluşacak? Orta Doğu‘da bilindiği gibi geçtiğimiz yüzyıl çizilen sınırların büyük bir bölümü elle çizildi ve “yapay sınırlar” olarak tespit edildi. Yani Avrupa’nın Orta Doğu siyasetine etkisinin ve yaptırımlarının tarihsel bir geçmişi de bulunuyor. Bu yeni nesil “soğuk savaş” sonrasında Şii kuşağın siyasi lideri konumundaki İran’da muhtemel bir rejim değişikliği, bölgedeki dengeleri şüphesiz çok değiştirir. Böyle bir strateji sonrasında Orta Doğu’daki kutuplaşma yeni çağda “farklı bir sömürgeciliğin” kapılarını aralayabilir mi?.. Avrupa’nın zenginliği ve kalkınma dinamiklerinin tarihi köklerinde sömürgecilik şüphesiz önemli bir yer tutuyor. Avrupa’nın tekrar “geleneksel” anlamda sömürgecilik veya “küresel şirketler” eli ile modern anlamda sömürgecilik yapamayacağına göre geriye iki seçenek kalmıyor mu? Bu seçeneklerden birisi ABD ile Avrupa’nın bazı kesimlerinin Orta Doğu’daki kutuplaşmadan “yeni nesil bir sömürgecilik aracı” çıkartabilmeleri midir? Avrupa’nın bazı karanlık liderleri Sünni-Şii soğuk savaşı çıkartarak, İran’da rejim değişikliğini hızlandırıp, İngiltere’nin de desteği ile Şii kuşak üzerinde yeni nesil bir sömürgecilik peşine mi düşüyor? Eğer böyle bir strateji düşünen tek bir lider varsa Allah akıl fikir versin demekten başka seçeneğimiz kalmıyor... İkinci seçenek “genişleme” politikasının Avrupa’nın temel ilkeleri çerçevesinde, çifte standartlardan sıyrılarak, doğru biçimde uygulanmasıdır. Bu durumda geriye üç senaryo kalıyor: Çin ile iş birliği yapmak, Rusya ile üyelik dışı farklı bir entegrasyon sağlamak veya bölgesinde her geçen gün etkisini arttıran ‘Güçlü Türkiye’nin tam üyeliğinin önündeki engelleri kaldırmak... Elbette dış politika dinamikleri çerçevesinde “fantezi” olarak değerlendirilebilecek tüm seçenekleri bir kenara bıraktığımızda en isabetli karar ‘Güçlü Türkiye’nin önündeki manasız engelleri kaldırmak, hatta Türkiye’nin tam üyeliği konusunda Türkiye’yi teşvik etmek değil midir? Dünyanın her yerinde “ihtiyar” siyasetçiler “doğruya” karşı tavır aldıkları zaman “siyasi enkaz” olurlar. Avrupalı siyasetçiler işte bu imtihanı yaşıyorlar. Halkları onları ya “enkaz” mertebesine indirerek vizyon değişikliği yapacak ya da siyasi enkazların “fantezi” stratejileri ile tüm dünyaya saç baş yoldurtmaya devam edecekler...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT