BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kara çalınan pazar!..

Kara çalınan pazar!..

Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun “tarihi”(!) kararından “aynen” alınmıştır:



Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun “tarihi”(!) kararından “aynen” alınmıştır: > “İBRAHİM AKIN’ın 01.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe- Büyükşehir Belediyespor MÜSABAKA SONUCUNU ETKİLEMEKTEN eski FDT’nin 58/1. maddesi uyarınca 3 YIL MÜSABAKALARDAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına.” > “AHMET ÇELEBİ’nin 01.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe- Büyükşehir Belediyespor müsabakasında, MÜSABAKA SONUCUNU ETKİLEMEKTEN dolayı eski FDT’nin 58/1. maddesi uyarınca 2 YIL HAK MAHRUMİYETİ CEZASI ile cezalandırılmasına.” İki gündür bir Allah’ın kulu da çıkıp sormuyor (Soranlar varsa ve ben gazetelerde görmemişsem, onlardan özür dilerim), şimdi ben soruyorum: “Şike ve teşvik sahaya intikal etmemiştir” diyen Federasyon Başkan ve üyeleriyle, Federasyon’un Tahkim - Disiplin ve Etik Kurulları üyeleri, “müsabaka sonucunu etkilemek” sözünün “ne anlama geldiğini” açıklamak zorunda değiller midir?.. Yoksa hepimizi “aptal yerine koymaya” devam mı edeceklerdir?.. *** Pazar sabahı kahvaltıdan sonra TV başına oturdum, zira bugün “tam bir spor günüydü” TV ekranı!.. Önce Belgrad’ta “Dünya Kürek Kupası” yarışmalarını seyrettim; müthiş güzel bir mekanda nefes kesen yarışmalar; İngilizler, Almanlar, Yunanlılar, Hollandalılar, Amerikalılar, Çekler; “biz” neden yokuz, acaba?.. Sonra, Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basket Takımı’nın “inanılmaz kötü bir oyun” ile Alman rakibine, hem de “evinde yenilerek” kaybettiği “Avrupa Şampiyonluğu” maçını izledim; üzüldüm!.. Derken, Beşiktaş - Fenerbahçe Plaf Off basaketbol maçı sıraya girdi ki, tam “of of!..” Fenerbahçe “Hem de rakibimin evinde kazandım” derken, maçı nasıl verdi; anlamayanlara anlatayım; zira Beşiktaş’ın başında “basketbol şeytanı” bir koç var ve “yenilmeyi son saniyelere kadar kabul etmiyor!..” “Ergin Ataman - Oktay Mahmuti karşılaştırmasını” yaptığım yazıya “öfke savan” maillerle tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlara, Beşiktaş - Fenerbahçe maçını defalarca seyretmelerini öneririm. “Son dakikalarda zaten 7 kişilik kadrosundan Ersin Dağlı’yı kaybetmenin şoku ile çıkan” Ataman’ın, “17 yaşındaki gençlerle” Fenerbahçe’yi devirişini iyi analiz etsinler bakalım; “Ersin’in de yokluğunda tamamen alt üst olan Türk oyuncu rotasyonunun da iyice sınırlanmasına rağmen” Ataman, tam bir “sihirbaz gibi” değil miydi, “gitmiş” maçı Fenerbahçe’nin koçunun elinden alırken!.. Sonrasında sıraya İtalya Bisiklet Turu (Giro) girdi; henüz ikinci etap ve heyecan başlamadı ama İngiliz Mark Cavendish, Üç Büyük Tur (İtalya - İspanya - Fransa)’da “kazandığı” finiş etaplarına bir yenisini ekledi; “bunca” finişçi onca zamandır iş, “son 100 metreye kalınca” Cavendish’i geçemeyeceklerini hâlâ öğrenemediler; her finiş etabı aynı görüntü!.. (Ne var ki, üçüncü etabın sonunda İtalyan Roberto Ferrari’nin son metrelerde aniden sağlaması ve önünü kestiği Cavendish’in ona çarpmasıyla meydana gelen büyük kaza, Pembe mayonun sahibi Phinney ve Cavendish başta birçok bisikletçinin düşmesine ve yaralanmasına sebep oldu; etabı, Türkiye Turu’na da katılan Avusturalyalı Matthew Goss kazandı.) Sonra sıra geldi bilardoya; Snooker Dünya Şampiyonluğu Finali’nde O’ Sullivan ile Ali Carter arasında başlayan “enfes” mücadele ile voleybolda “Olimpiyad’a gitme maçı” olan Türkiye - Polonya karşılaşması aynı dakikalara rastladı!.. Elbette ekranımda “bizimkiler” vardı, ancak mola ve set aralarında Snooker’a geçebiliyordum; Almanya’dan, Rusya’dan sonra “çoğunlukla şansımızın tutmadığı” Polonyalılar’ı da yenme ve “Londra biletini alma” maçını “rahat rahat” ve 3-0 kazanmamız göğsümüzü kabarttı!.. Voleybol Federasyonumuzun La Fontaine’in ünlü “Karınca - Ağustos Böceği” fablını hatırlatan “sessiz ve derinden” çalışmalarıyla “nereden nereye geldiğimizi” gösteren bu “müthiş” finiş için hem voleybolcularımızı, hem idari ve teknik yöneticilerini bin defa kutlar, alınlarından öperim!.. Sonunda geldik, “Düğüm mü, düğün mü” başlıkları attığımız Süper Final’ın final öncesi maçlarına!.. “Şike soruşturması” başladıktan sonra “düşmanlık tohumlarının ekilmesini” durduramayan ve “gidişin sonunu hesaplayamayan”, dahası “kriz sürecine hakim olamayarak” spordan başka türlü - çeşitli merkezlerin yönlendirdiği “ara ve nihai kararlar” ile ve de “düşmanlığı körüklemek için elinden geleni ardına koymayan” yöneticiler - teknik adamlar - futbolcular - yazar - çizer ve yorumcuların da katkısı ve el birliği ile sporumuzu ve futbolumuzu ne hâle ve nereye getirdiğimiz bütün dehşeti ile karşıma çıktı, TV ekranında!.. “Sporun en büyük ve yüz kızartıcı suçlarına boğazına kadar batmış” bir ülkede “talimatlar” ve “talimat değişiklikleri” ile tıpkı “devekuşu misali” kafalarımızı kuma gömüp “Bizi kimse görmüyor, nasıl olsa yutarlar” diyerek yaptığımız “temizlik” (!) hamlesi içinde, “TV ekranlarındaki bu dehşet görüntüleri” de “aslında gerçek değildir”, dahası “Elbette ki sahaya intikal etmemiştir, çünkü sanaldır”; bitmedi; “Böyle temizlenmiş futbola, elbette böyle tertemiz görüntüler yaraşır!..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT