BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hâlâ sağ-sol etiketi

Hâlâ sağ-sol etiketi

Yüksek bilincin gelişmeye başladığı, dünyanın küreselleşme sürecine girdiği, bireyselleşmenin ağırlık kazandığı, insanın bir bütün olarak algılanmaya çalışıldığı bu dönemde, insanları hâlâ o sağcı, bu solcu diye etiketlemek artık abesle iştigalden başka bir şey değil.



Yüksek bilincin gelişmeye başladığı, dünyanın küreselleşme sürecine girdiği, bireyselleşmenin ağırlık kazandığı, insanın bir bütün olarak algılanmaya çalışıldığı bu dönemde, insanları hâlâ o sağcı, bu solcu diye etiketlemek artık abesle iştigalden başka bir şey değil. Bence, bir köşe yazarının ortaya attığı şekilde “Sevgililer otele atılır mı?” tartışmaları başlatılacağına, bugün ısrarla telaffuz edilen sağ ve sol kavramlarından ne anlaşıldığının tartışması yapılsın. Hürriyet’te kendisiyle mülakat yapılan Kanal 7 Haber Dairesi Başkanı Ahmet Hakan Coşkun’a göre sağ anlayış: “Dünyada gelir adaletsizlikleri, yoksullar ve zenginler, tembeller ve çalışkanlar vardır. Ama Allah böyle yaratmış, değişmez. Politikalarımızı bunun üzerine oturtmalıyız”; sol ise “Bu, değişmelidir” demekmiş! Geçmiş zamanın hızlı solcularından Hasan Cemal ise, kitap halinde yayınladığı anılarında bu kavramlara şöyle bir açıklama getiriyor: “Bizler solcuyduk! Sağcılık ayıptı, faşistlik’ti. Amerikancılık’tı. Onlar içinse biz solcular, vatanı Rusya’ya satmaya hazır Moskova ajanı komünistler’dik. Bizim için baş düşman Amerikan emperyalizmi, onlar için Rus emperyalizmi idi.” Herkese göre boyut değiştiren bu kavramların fanatikleri geçmiş dönemde anlamsız kamplaşmalar ve düşmanlıklarla çok acılara ve ölümlere sebep oldular. Hasan Cemal, anılarında yüreklilikle bunların tahlilini yaparken şöyle diyor: “Aramızda aşılması güç bir duvar hızla yükseliyordu. Kavga kaçınılmazdı! Çatışmayı kural olarak bellemiştik. Hoşgörünün zerreciği yoktu. Birbirimizi değil anlamaya, yüz yüze gelmeye, karşı karşıya konuşmaya tahammülümüz yoktu... Sağ ve sol uçlar karanlıkta vuruştular! Demokrasi kültüründen nasibini alamamış siyasal kadrolar ise onları vuruşturmaktan medet umdular. Cehaletin bedeli, faili meçhul cinayetlerle, hapisler ve işkencelerle, darbeler ve idamlarla ödendi.” Onbir yıl önce Berlin duvarının yıkılışıyla komünizm çöktü. Dün çarpışan zihniyetler mantık, hoşgörü ve ileri bir demokrasi çizgisinde buluştu. Ama öyle görülüyor ki bizim insanlarımızın kafalarındaki ve vicdanlarındaki duvar bir türlü yıkılamıyor. Ayrımlara ve kamplaşmalara öylesine alışmışlar ki geçmişin hatalarından sıyrılıp bir türlü ortak çizgide buluşamıyorlar. Hızla gelişen bilgi ve iletişim ağında insanoğlu gerçek ifadesini “hem o, hem bu” mantığı çerçevesinde “bütünlük”te bulmağa çalışırken bazıları hâlâ modası geçmiş ideoloji söylemlerini tekrarlayıp dar açıların, güdük politikaların kıskacından sıyrılamıyorlar. Üniversitelerde hâlâ taşlı sopalı sağ-sol çatışmaları yapılıyor! Bir cehalet batağı ki bir türlü kurumuyor. İnsan, insanla buluşamıyor. İnsan, insanla bütünleşemiyor. İnsan, insanı dinlemiyor, anlamıyor, kabullenemiyor. Onca bilgi akışına, onca iletişim hızına rağmen “değişim” ve “yenilenme” zarureti anlaşılmıyor. Daha fazla demokrasiye, daha fazla hak ve özgürlüklere talebin arttığı küreselleşme ekseninde bugün için sağ nedir, sol nedir; anlaşılmıyor. Bir gazeteci çıkıyor, birisiyle mülakat yaparken takdimi hâl⠓sağcı”, “solcu” etiketlemesiyle oluyor. Ama kendisi bu bağlamda sağcı mı, solcu mu yoksa futbolcu mu?.. Bilinmiyor!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT