BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Takıyı doğru seç bir adım öne geç

Takıyı doğru seç bir adım öne geç

Arkeoloji ve işletme eğitiminin ardından takı dünyasına 5 koleksiyonuyla giren Elif Doğan, “Doğru seçilmiş takı en sade giysiyi bile zenginleştirir, güzelleştirir. Bana göre doğru takı takmak ayrıcalıktır. Doğru seçilmiş bir takı ile bir anda öne geçebilirsiniz” diyor.



SUNUŞ Doktorlar, “Sağlığın için yoğun tempodan uzaklaşmalısın” demişler... Gece gündüz devam eden iş hayatı içerisinde durması istenmiş. Peki dediği noktada ise çok da naif, ince emek isteyen başka bir işin büyüsüne kaptırmış kendini. Belki de çok sevdiği için olsa gerek bir dantel gibi işlenmeyi gerektiren takı tasarımı içinde ülkesi ona yetmemiş... İtalya’nın en meşhur hocalarının yanına gitmiş, Kapalıçarşı’nın duayenlerinden el almış. Tasarımları pek çok ünlü markanın koleksiyonlarını tamamlamış. Kendini hazır hissettiği noktada ise kendi tasarımlarıyla ismiyle müsemma ilk koleksiyonuyla dikkatleri çekmiş; “Artık Hazırım.” Takıların büyülü dünyasını seven her hanım gibi o andan itibaren benim de hayatıma girdi Elif Doğan. Parçaların her biri birbirinden zarif. Tasarımları son zamanlarda çok konuşuluyor, kendisi de tasarımları kadar zarif ve kibar. Her şey tam otursun diye yıllarca beklemiş, “oldum” dediği noktada 5 koleksiyonla hızlıca girdi takı dünyasına. Artık kendi adıyla beğeniye sunduğu tasarımlarını taşıyan insanların sayısı her gün artıyor, en güzel dergilerin, tasarım dünyasının ilgisini çeken bir isim olma yolunda zarif adımlarla ilerliyor. Anladığınız üzere bu haftaki konuğumuz mücevher tasarımcısı Elif Doğan, kendisiyle hanımları çok yakından ilgilendiren takı tasarımını, takının gizli dünyasını ve kendisini konuştuk, buyurun efendim çok keyifli röportajımıza... İşletmecilikten takı tasarımcılığına uzanan bir hikâyeniz var. Evet. Ben arkeoloji ve işletme okudum. Takı tasarımcılığı başlangıçta iş olarak düşündüğüm bir şey değildi. 38 yaşında bu işin içerisine girdim. 15 yıl boyunca pazarlama, satın alma dış ticaret alanında kariyer yaptım. Buna bir de yöneticilik eklenince çok yüksek bir tempoda çalışıyordum. Aslında bu durum biraz da işkolik yapımdan kaynaklanıyordu. Neye el atarsam çok didiklerdim. Gece demez, gündüz demez çalışırdım. Sonra çok ciddi bir rahatsızlık geçirdim, ameliyatlar olmam gerekti. Doktorlar dedi ki ya sağlığın, ya işin. Sağlığımı kontrol altına almam gerekiyordu. İş dünyasından mecburen kopmak zorundaydım. Artık stres ve yoğun tempo yasaktı. Daha sakin, huzurlu bir işe yönelmem gerekiyordu. Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Takı yapmaya karar verdim. Çalışırken de bir şeyler yapardım ama takı tasarımını iş olarak düşünmemiştim hiç. Sağlığım biraz yoluna girince bu işi de abartmaya başladım. Kullandığım boncuk, mine ve benzeri malzemeleri kendim yapmak istiyordum. Ne yaptınız peki, bu da ayrı bir uzmanlık olsa gerek? Evet, önce Beykoz’daki Cam Ocağı bu noktada ilgimi çekti. Orada cam boncuk eğitimi aldım. Bu konuda ülkemizdeki en uygun yer diyebilirim. Hocaları çok vizyon sahibidir. İşinin ehli ustalar vardır ve dünyadan da alanında çok başarılı hocalar gelir Cam Ocağına. Orada cam üzerine çalışmaya başladıktan sonra camın büyüsüne kapıldım ve daha ilerisini görmek istedim. Hobilikten çıkmıştı iş artık. Hem sevdiğiniz şeyle uğraşınca sağlığınızda daha iyi gidiyor. Cam denince dünyada biliyorsunuz akla Venedik’in Murano Adası gelir. Venedik’te, cam atölyelerinin bir yangına karşı tehdit olarak görülmesiyle atölyeler bu bölgeye taşınmış ve 1200’lerden sonra dünyanın cam işçiliği konusunda en meşhur adası olmuştur. Abate Zanetti cam okuluna gittim. Dünyanın en iyi hocaları, sanatçıları oradadır. İleri seviyede eğitimler aldım. Artık çok özel cam boncuklar yapıyordum. Dönüşte kendime bir atölye kurdum. Çok özel parçalar yaptım. Boncuk yapmaktan çok sanat eseri niteliğindeydi benim için çalışmalarımız. Böyle olunca da bu kadar özel camların arasına, dışarıdan hazır malzeme kullanmak bana üzüntü vermeye başladı. Böylece aralarda kullandığım malzemeleri de kendim yapmak istedim. TÜRK MOTİFİ TASARIMLAR İnanılır gibi değil, ara parçaları da yapmaya başladınız? Önce bunun için de eğitim aldım. Bu sefer Floransa’da mücevher yapımı ve tasarımı eğitimi almaya karar verdim. Bu süreçte eşiminde çok ciddi desteği oldu. Ancak bir yıllık bir eğitimdi ve o kadar durmam çok zordu. İtalya ile yazışmalar, görüşmeler derken tasarım, çizim ve yapımı konusunda akademik düzeyde çok yoğun bir eğitim aldım. Tasarım yapabilme yeteneğim çok gelişti. İtalya’yı bence dünyada farklı kılan da bu. Eğitimlerinde insanların, kreatif yönlerini çok geliştiriyorlar. Bir ürünü tasarlarken tıkanabilirsiniz ama hayal gücünüzü nasıl kullanacağınızı, etrafı nasıl göreceğinizin eğitimini çok ciddi veriyorlar. Maalesef biz çok daha ezberci yetişiyoruz değil mi? Evet, çok üzülüyorum. Biz de maalesef taklitçilik var. Kapalıçarşı’ya gittiğiniz zaman hep birbirine benzer ürünler görürsünüz. Oysa bizim kültürümüz ne kadar uçsuz bucaksız... Vaktiyle ne işçilikler yapmış ustalarımız, bugünse taklit seviyesindeler. Üstelik dünyada bir yere gelmiş Türk tasarımcılarımıza baktığımızda tek bir ortak noktaları var; o da Türk motifleriyle özgün tasarımlar yapmaları . Aslında tasarım hiç olmayan bir şeyi yapmak değildir. Hani, “kuş mu kondurdu” deriz ya, “kuş kondurmak değildir tasarım yapmak”. Kız kulesini herkes model alabilir ama onu yorumlamak, ondan bir düşünce geliştirebilmektir, tasarlamak. Ne tutuyorsa onun aynısını yapmak değildir. Benim yolum da biraz zor bu açıdan. Genel zevke uygun tasarımlar yapabilirdim; ama ben tasarımlarım beni yansıtsın, taşıyan kişiye de farklılık katsın istiyorum. . 6 YILLIK AKADEMİK EĞİTİM Bu kadar eğitimden sonra kendi tasarımlarınızı hazırlamanız ne kadar sürdü? Kendimi hazır hissetmem 6 yılımı aldı. Daha sonra Kapalıçarşı’daki eski ve yeni nesil en iyi ustaların atölyelerinin içine girdim. Çırak oldum. Eğitimim bu atölyelerde devam etti. Mine yapımı, pırlanta, mücevher yapımının içine girdim. Ancak maalesef Kapalıçarşı’da da ustalar çok azaldı. Elde tığ işi motiflerini platine işleyip üstünü pırlanta ve değerli taşlarla süslüyorlar. Ancak el işçiliğinin artık karşılığını tam alamıyorlar. İki ayda bir parça tamamlanıyor. Maalesef bu sektörde çok etkilendi makinalaşmadan. İşini bilmek önemli. Teknik kuvvetliyse tasarımınız da istediğiniz gibi çıkıyor sanırım. Elbette... Ben bir mücevheri baştan sona kendim yapabilirim. Kalıbı yapan kişilere sadekar denir. Ürünün kalıbı da sadedir. Sadeden ürün, döküme gider, temizlenir, işlenir. Taşları mıhlanır, cilalanır. Bu sıra değişebilir de. Tüm bunları ince ayrıntılarına kadar öğrenmeye çalıştım. Bugün genel olarak sadece çizimi yapıyorum ben. Ama bunları öğrenmemdeki amaç şuydu; tasarlayıp çizdiğim bir ürün 4 ayrı ustanın dokunuşu ile 4 ayrı ürün olarak ortaya çıkabilir. Tekniği bilmezseniz tasarladığınız ürünü ustanın yorumuna bırakırsınız. Siz ürünün nasıl yapıldığını bilmezseniz bazı yerlerde ustaya teslim olursunuz. Ama siz işinizi en ince ayrıntılarına kadar bilirseniz “size bu böyle olmaz” demek o kadar kolay olmaz. Ben teknik olarak bir ustaya nasıl bir ürün istediğimi anlatırım, düşlediğim ürün istediğim gibi çıkar. Aynı dili konuşabilmelisiniz. “Olmaz” diye dirençle karşılaştığımda tezgaha geçerim olabileceğini gösteririm. O zaman saygınlığınız da artırıyor. İşinizi detaylarıyla bilmezseniz kontrol karşı tarafa geçer. MÜCEVHERLERİN BAKIMI Osmanlı mücevherleri için ne düşünüyorsunuz? Dönemin gereği ihtişama sahipler. Dönemin gücünü ve kuvvetini tam manasıyla temsil ediyorlar. Zamanın özelliklerini, kültürünü çok iyi yansıtıyorlar, sadece takı diye bakamazsınız o dönem mücevherlerine. İnsanoğlu çok eskiden beri bir şeyler takıp takıştırmış, bunun bir anlamı var mı? Takı takma geleneği, insanlığın kültür tarihi kadar eskidir. İlk süs ürünleri 35.000 yıl önce karşımıza çıkıyor. İlk takılar “dinsel” ve “büyüsel” anlamlar taşıyordu. Ya da hangi kabileye ait olduğunun simgesi olarak kullanılıyordu, tıpkı şimdi bazı meslek gruplarına ait rozetlerin takılma geleneği olması gibi... Deniz kabuğu, hayvan dişleri gibi malzemelerden yapılıyordu. 7000 yıl önce ilk maden takılar kullanılmaya başlandığını, M.Ö 4000’de de altın ve gümüş madenlerin bulunmasıyla değerli malzemelerle üretilen ilk takıların kullanılmaya başlandığını biliyoruz. Mücevher bakımının ve muhafazasının kuralları var mı? Çamaşır suyu, klorlu su gibi kimyasallardan, cilanın aşınmaması için mücevherleri korumak gerekiyor. Çizilmemesi için de, birbirine temas etmeyecek şekilde ve yumuşak kumaşların içinde veya orjinal kutusunda saklamak gerekiyor. Elmaslı takıların su ile temas etmemesi gerekir. Renkli taşlar, parfüm, krem, saç spreyi gibi kimyasallardan çabuk etkilenir. Nemli ortamlarda bulunmamalıdır. Kıyafet mi takı mı gösterişli olmalıdır? Doğru seçilmiş bir takı en sade giysiyi zenginleştirir, güzelleştirir. Bana göre doğru takı takmak ayrıcalıktır. Doğru seçilmiş bir takı ile bir anda öne geçebilirsiniz. Ben tarz olarak doğru takı ile zenginleştirilmiş sade kıyafetleri severim ama elbiseniz gösterişliyse de takıda sadeliği seçmelisiniz. Önemli olan çok takmak değil de az ve özel şeyler takmak diye düşünüyorum. ‘Tek taş’ın evlilikteki anlamı > Alyans geleneği nasıl gelişmiş, tek taş nasıl evliliğin anlamı olmuş? Alyans Mısır inançlarına dayanan bir gelenektir. M.Ö 2800’de Mısırlılar dairenin ve halkanın başlangıç ve bitiş noktası olmamasından dolayı sonsuzluğu temsil ettiğine inanırlardı. Yani yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu gelenek Roma’da kabul ediliyor ve arkasından dünyaya yayılıyor. Tek taşın evliliğin ve aşkın simgesi olması 1477 yılına dayanıyor. Avusturya Arşidükü Maximilian’ın Mary’e aşkının sembolü olarak pırlanta yüzük hediye etmesi, dünya çapında bu geleneğin başlamasına sebep oluyor ve yine bu şekilde dünyaya yayılıyor. > Sürekli düşünüyor musunuz, nereye kadar hayal edebilir insan? Elbette ama inanın hiç bitmiyor, insanı en çok malzemeler, taşlar etkiliyor. Sürekli düşünme halinde oluyorsunuz. Mesela eski tarihi bir binada sizin menteşe diye gördüğünüzü ben falanca takının şurasına uyarlayabilirim diye düşünüyorum. Benim en büyük ilham kaynağım vapurdan İstanbul’u izlemektir. Birçok tasarımımı bu esnada düşünmüşümdür. Hatta “yakın çevrem, çalıştığım ustalar bile bana takılırlar ‘Bugün vapurdan ne geliyor’ diye. Kâğıt kalem elimde her zaman hazırdır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT