BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Bir fincan kahvenin, kırk yıl hâtırı vardır”

“Bir fincan kahvenin, kırk yıl hâtırı vardır”

Allahü teâlâya şükür, O’nun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, beğenmez...



İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalple inanmaları ve bedenle yapmaları lâzım olan şükür borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ ve O’nun sevgili Peygamberi tarafından bildirilmiştir. Allahü teâlâya şükür, O’nun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, beğenmez. Çünkü insanların iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyet bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. Demek ki, aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya şükretmek için, Muhammed aleyhisselâma uymaları lâzımdır. O’nun yoluna “İslâmiyet” denir. Muhammed aleyhisselâma uyan kimseye de “Müslümân” denir. Allahü teâlâya, O’nun emrettiği gibi şükretmeye, ya’nî Muhammed aleyhisselâma uymaya “ibâdet etmek” denir. Sâhip olduğumuz nâ-mütenâhî (sayılamıyacak kadar çok) ni’metten dolayı her ân, Allahü teâlâ’ya şükretmemiz gerekir. Bir fincân acı kahvenin bile, 40 yıllık hâtırı olursa, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere lutfettiği sonsuz ni’metlere ne kadar şükretmek lâzımdır? Bunlara kuşbakışı bir göz atalım: İBÂDET NEDİR? Allahü teâlâ’nın, bizleri insan olarak yaratması, akıl vermesi, vücut uzuvlarımızı lutfetmesi, ahsen-i takvîm üzere [en güzel sûrette] halketmesi, sıhhat ve âfiyet üzere yaşatması, muhtaç olduğumuz her ni’meti ihsân etmesi; dünyânın en güzel ülkelerinden biri olan Müslümân bir memlekette, Müslümân anne ve babalardan Müslümân olarak yaratması, Ehl-i Sünnet i’tikâdında kılması, eşler, çocuklar vermesi, ilim lutfetmesi, mal-mülk vermesi... Daha pek çok ni’met sayılabilir. Atalarımız: “Bir fincân acı kahvenin, kırk yıl hâtırı vardır” demişlerdir. Hakîkatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksad, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’inde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde meâlen: “İnsanları ve cinnîleri, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur. Sözlük ma’nâsı itibâriyle “kulluk etmek, tapmak, tapınmak” demek olan “ibâdet”, bir ıstılâh ya’nî İslâmî bir terim olarak, “bütün varlıkları yaratan Allahü teâlâya karşı saygı göstermek, O’nun emir ve yasaklarına uymak” ma’nâsına gelir. Bilindiği gibi, ibâdetler üç nevidir: a- Beden ile [namaz ve oruç gibi], b- Mal ile [zekât, sadaka-i fıtır ve kurbân gibi], c- Hem beden, hem de mâl ile olan [hac ve umre gibi] ibâdetlerdir. “İbâdet”, Allahü teâlânın râzî olduğu işleri yapmaktır. Allahü teâlânın rızâsı, yapılmasını kesin olarak emrettiği farzları yerine getirmekte ve yasak ettiği harâmlardan kaçınmaktadır. İbâdet görevini yerine getirebilmek de şüphesiz ki, Allahü teâlânın nelerden râzî olduğunu bilmeye bağlıdır. Bir Müslümân, Allahü teâlânın harâm, yasak ettiği şeylerden, O yasakladığı için kaçınca ve emrettiği şeyleri, O emrettiği için yapınca ibâdet yapmış, kulluk vazîfesini yerine getirmiş olur. İbâdet görevini yerine getirebilmek de şüphesiz ki, Allahü teâlânın nelerden râzî olduğunu bilmeye bağlıdır. İslâm dînindeki ibâdetlerin neler olduğu ve nasıl yapılacağı hakkında “Fıkıh” ve “İlmihâl” kitaplarında geniş bilgi vardır. DÜNYA İMTİHAN YERİDİR!.. İbâdetleri yapmayanlara, âhirette çok acı azâplar yapılacağı, Kur’ân-ı kerîmin pekçok yerinde tekrâr tekrâr bildirilmektedir. Bunun böylece bildirilmesi, aslında Cenâb-ı Hakk’ın bir ihsânı, O’nun şefkat ve merhametini ifâde eden bir durumdur. Kur’ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde ise: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur...” buyurulmuştur. Bu dünyâ bir imtihân yeridir. Bu imtihânda muvaffak olmak için, İslâmiyetin emrettiği ibâdetleri yapmak lâzım ve şarttır. İbâdetleri yapmayanlara, âhirette çok acı azaplar yapılacağı, Kur’ân-ı kerîmin pekçok yerinde tekrâr tekrâr bildirilmektedir. Bunun böylece bildirilmesi, aslında Cenâb-ı Hakk’ın bir ihsânı, O’nun şefkat ve merhametini ifâde eden bir durumdur. İçerisinde bulunduğumuz mübârek aylar, asliyetimize, kendimize dönüş için, günâhlardan, kusûr ve kabâhatlerden tevbe ve rücû’ için çok önemli fırsatlardır...
Reklamı Geç
KAPAT