BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > MÜSiAD’ın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur

MÜSiAD’ın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur

Kısa süre önce genel başkanlığı devreden Vardan MÜSİAD’ın kendisi için taşıdığı anlamı böyle anlattı.



SUNUŞ MÜSİAD’ın 4. dönem Genel Başkanı ve ‘Cihad ve MÜSİAD’ adlı kitabın yazarı Ömer Cihad Vardan’la MÜSİAD’ı, hayatı, babalığı, eş olmayı ve en önemlisi, insan olmayı konuştuk dilimiz döndüğünce. Satır başlarına dokunduk, hepimizin hayatında olan mücadelelere, başarılara, aile olmaya bir de Ömer Bey’in penceresinden baktık, derledik, topladık. Ortaya çıkan paylaşımlar huzurlarınızda... İyi pazarlar “Babama bir gün sormuşlar, müteahhittir kendisi. ‘Muhterem Amca, sen ne zaman müteahhitliği bırakacaksın?’ diye. Babam da, ‘Müteahhidin emeklisi olmaz, rahmetlisi olur’ demiş. Ben aynı düşünceyi MÜSİAD’a uyarladım” “Nail Bey’e (Olpak) yardımcı olmaya çalışıyorum. Belki vitrinin en üst tarafında değiliz ama bir tarafında oluyoruz. Bu da MÜSİAD’ın emeklisi olmayacağını gösteriyor. Ömer Bey de (Bolat) bana yardımcı olmuştu” 4 yıl sürdürdüğü Genel Başkanlık görevini 28 Nisan’da yeni Genel Başkan Nail Olpak’a devreden Ömer Cihad Vardan içini gazetemize döktü. Vardan, ailesinden işine birçok konuda sorumuzu içtenlikle cevapladı. Vardan’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle: > MÜSİAD Başkanlığı görevini görkemli bir törenle devrettiniz ve akabinde, sizi ve MÜSİAD’ı anlatan ‘Cihad ve MÜSİAD’ kitabınız çıktı. Nasıl yazmaya başladınız? MÜSİAD’ın 4. Dönem Genel Başkanlığı’nı yaptım. Benden önceki Genel Başkan Ömer Bolat’ın bir sözü vardı: ‘Her MÜSİAD Başkanı entelektüel birikimlerini paylaşmalı.’ Ben mühendisim ve çok fazla yazar çizerliğim yok. 2011’de İngiltere yolunda, Genel Kurul’a hazırlanırken, aldık elimize bilgisayarı ve başladık yazmaya. Yazmayı düşünürken, neleri yazabiliriz, bazı tecrübeleri aktarabilirmiyiz, neleri öne çıkarmalıyız ile başladık ve sonuçta yüzde 99 bizim elimizden çıkan bir kitap oldu. Derneğin çalışmalarını en iyi bilenlerden biri olarak, o tecrübeyi aktarmaya çalıştık. > İTÜ İşletme’yi birincilikle bitirip, bugün THY Genel Müdürü olan Temel Kotil ile birlikte burslu Amerika’ya gidiyorsunuz. Sanayi mühendisliğine girip, ihtilal olması ve YÖK’ün kurulması sonucunda, yeni bölümlerin açılmasıyla Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldum. Ben bulunduğum her ortamda üzerime düşen vazifeleri hangi kurum, okul vs. olursa olsun en iyi şekilde yapmaya çalıştım. İlk, orta ve liseyi de başarıyla bitirip, bize de salık verilenler üzerine en iyi yer olan Amerika’ya gitme düşüncesiyle mastır yapmak üzere, devlet sınavına girdik. Temel Bey uçak mühendisliğindeydi. Oraya kadar hep aynı sınıftaydık. Amerika’da farklı bölgede olmamıza rağmen hep bir aradaydık. > 1987 yılı size uğurlu gelmiş çünkü hem eş hem de iş bir arada gelmiş. Amerika’da 3,5 sene kalınca o arada evliliği de düşünüyorsunuz. 1986’da eşimle tanıştım. Sözlendik, 87’de evlendik. Türkiye’ye tamamen dönünce iş bulmanız da gerekiyor. Kale Kalıp İngilizce ilanla imalat müdürü arıyor. İlana baktım, sadece adımı yazmamışlardı. Evlendim, akabinde işe de girince iş ve eş bir arada gelmiş oldu. > Dostunuz Vehbi Cebeci’nin evinde MÜSİAD konusu oluyor ve siz 179. Üye olarak MÜSİAD’a başlıyorsunuz. Yurt dışından gelmişiz. Evimiz Göztepe’de, işyerimiz Sefaköy’de. 1987’de yoğun kar yağışıyla 6 saatte eve varınca, başka işler baktım ve başka yerlerde çalışmaya devam ettim.1990’da kendi işimizi kurduk. Son yıllar yurtdışında olduğum için burada kimseyi tanımıyordum. Böyle bir oluşumun konusu geçince hemen nasıl üye olabilirim dedim. O gün başladı. O komite, komisyonda çalışmaya başladık. Arkadaşlarımız bizi tanımaya başladı, hiç kimseyi tanımadığım bir organizasyonda, zaman içinde o organizasyon, bizi başkan olarak seçti. > Siz MÜSİAD’ı değil başkanlığı bırakıyorsunuz. ‘MÜSİAD’ın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur’ bu cümle size mi ait? Babama bir gün sormuşlar, müteahhit kendisi. ‘Muhterem Amca, sen ne zaman müteahhitliği bırakacaksın?’ diye. Babam da, ‘Müteahhidin emeklisi olmaz, rahmetlisi olur demiş’ Ben aynı düşünceyi MÜSİAD’a uyarladım. Bakın bugün itibariyle, başkanlık biteli 20 küsur gün olmuş, işime daha tam gün gidebilmiş değilim. Bu düşüncenin içinde olunca, bilgi birikimine sahip olunca arkadaşlara yardımcı olmak lazım, birden boşalmıyor. Tahmin ediyorum birkaç ay içinde bu yükleri azaltmış oluruz. Tabii ki dernek faaliyetleri devam eder. Ömer Başkan sağ olsun bana çok yardımcı oldu keza Erol Başkan öyle, ben Nail Bey’e (Olpak) yardımcı olmaya çalışıyorum, kurumun alt birimlerinde beraber çalışıyoruz. Belki vitrinin en üst tarafında değiliz ama bir tarafında oluyoruz. Bu da MÜSİAD’ın emeklisi olmayacağını gösteriyor. 2 ÇOCUKLA KALDIK ÇÜNKÜ... > Başbakan size bir toplantıda ‘Neden 2’de kaldın’ diye sormuş. Başbakanımız en az 3 çocuk önerisini her nikâh töreninde yapıyor. Başbakan, Genel Kurul’da annemin de olduğu resim sergisini gezerken, annem 3 kardeş olduğumuzu söyledi. Bana sordu, sende kaç çocuk var diye. Ben, 2 deyince Başbakan ‘Ömer, sen niye 2’de kaldın?’ dedi. Ben de, ‘Daha önceki 4 hamilelikten canlı bebek elde edemedik. Düşük oldu, dış gebelik oldu derken ancak 5. hamilelikte kızım, 6. hamilelikte oğlum dünyaya geldi.’ dedim. Ee kolay değil tabii, siz hanımlar daha iyi bilirsiniz, canlı doğum yaptığınızda, her şey problemsiz ise devam ediyorsunuz. İmkânlar müsaitse 3- 4 çocuk olabiliyor. Canlı doğum olmayınca, bunun hem fiziki boyutu hem de psikolojik boyutu oluyor. Erkek açısından daha kolay görünebilir ama hanımlar cephesinde canlı doğumla mukayese ettiğinizde çok farklı olsa gerek. Biz yaşadığımız için biliyorum, bozulan moralin toparlanması gerekiyor. > Kızınızın dünyaya gelme hikâyesi de enteresan.. 1992 yılında eşimle Hacca gideceğiz. Eşimin hamile olduğunu öğreniyoruz. Düşünebiliyor musunuz 4 tane çocuğu daha önce kaybetmişsiniz, eşiniz beşinciye hamile ve Temmuz sıcağında hacca gideceksiniz. Doktora gittik. Olan olmuş, artık şu iğneleri yaptırın, gidecekse gider, kalacaksa kalır dedi ve o bebek kaldı, kızım... > Kızınız demişken, küçükken kâşif olmak istiyormuş. Hâlâ aynı düşüncede mi? Tûba 19 yaşında ve meraklı bir yapısı var. Hep birşeyler bulmak, kâşif olmak istedi. ‘Kızım bu söylemekle olmaz, bir şeyler üretmen lazım’ derdim. Fakat şu an eğitim sistemimiz bir yarış sistemine dönmüş durumda, tek dertleri fazla soru çözmek, hızlı olabilmek. Oğlum da lise ikiye gidiyor. Sadece benim sorunum değil, çocuğu okulda olan herkesin sorunu. Bu sistemde kreatif, buluşçu düşünen hangi fikirden söz edebilirsiniz? Yeni 4 +4+4’ler bu sistemi düzeltecek diye ümit ediyoruz. Hayat sadece en iyi okulda okumak, en zengin olmak demek değil, iyi okulda okumayan ya da zengin olmayan insan, insan değil mi? Ülkeye katkısı yok mu? Hayır, öyle düşünmemek lazım. Çalışmalı ve gayret etmeli. Kendi hayatımdan örnek verecek olursak, şükür güzel bir yaşamımız oldu. Burası bir durak, bu süreçte her yerde iyi insan olmak ve iyi anılmak, hepsi bu. Cihad ve MÜSİAD rastlantı değil “Herkesin hayatında bir mücadele vardır. Bir şeyleri yapmak isterken engellerle karşılaşıyorsunuz. Oraları geçmek için mücadele ediyorsunuz” > Kitabınızın adı da enteresan, size mi ait? Evet. Cihad, benim ikinci ve ailede kullanılan adım. Herkesin hayatında bir mücadele vardır. Bizim hayatımızda da belirgin bir mücadele oldu. Bir şeyleri yapmak isterken engellerle karşılaşıyorsunuz. Oraları geçmek için mücadele ediyorsunuz. Aslında MÜSİAD’ın kendisi bir mücadele, hiç olmamışı Türkiye’de oluşturmaya başlamak ve yaptıklarınızda örnek olmak, hoş bir kafiye de olunca ‘Cihad ve MÜSİAD’ ortaya çıktı. 28 ŞUBAT EŞİMİN DOĞUM GÜNÜ > Kitabınızın, elinizdeki son detayların bitiş tarihi, eşinizin de doğum günü olan 28 Şubat’a denk geliyor. Kitap, bir nevi eşinize doğum günü hediyesi mi oldu? Denk düştü. Bütün düzeltmelerin bitiş tarihini, eşimin doğum gününe yetiştirmiştim. Böylece kitabımı, o güzel günün anısına hem eşime hem annem babama hediye etmiş oldum. Güzel bir tevafuk oldu. 28 Şubat’ın tabi birçok anısı var ama bizim açımızdan en önemli anısı, eşimin doğum günü olması. (Gülerek) > ‘Adınız Ömer ise ve Fenerbahçeli iseniz MÜSİAD’a başkan olabilirsiniz’ bu atasözü gibi olmuş. Nasıl ortaya çıktı? Bu söz ben Başkan olduktan sonra önceki başkanımızın adının Ömer (Bolat) olması ve Fenerbahçeli olması üzerine çıktı. Tabii bu bir anekdot, esprili bir yaklaşım oldu, sonuçta bugünkü başkanımızın adı Ömer değil, takımı da FB değil. Nail Bey Galatasaray’lı. “Annemin yeteneği bana geçti mi bilmiyorum” > Anneniz resim yapıyor ve bir resmini Başbakan’a hediye ediyor. Genetik olarak size de geçti mi bu yetenek? Annem el becerisi olan, şiir yazan hatta kitabı olan bir anne. Yaklaşık on yıldır resim (karakalem, yağlı boya) çalışmaları var. Güzel de yapıyor. 2010 yılında Genel Kurul’da, üyelerimizin ve yakınlarının resimleri sergileniyordu. Annemin de vardı. Yaptığı her resmin arkasına, kime veriyorsa bir dörtlük yazar. Başbakanımıza da birini hediye ettik, annem resmin arkasına şiirini yazdı. Amasyalıyız, köklerimiz Şirvan’dan gelmiş. Oradan gelenlerin yaptığı camiler var. Onu resmetmiş. Başkanlık bittikten sonra 10 gün kadar önce, şiiriyle bana hediye etti. Tabii çok mutlu oldum. Örneğin bizlere gömlek, pijama vs. hediye aldığında, ‘canım oğlum, sevgili kızım, torunum, bir tanem, nur tanem’ yazar. Annemin ruhu geniş, sanat yönü vardır. Bana geçti mi, bilmiyorum ama kitapla başladık biz de. (Gülerek) KOLTUKTAN GÜÇ ALMIYORUZ KOLTUĞA GÜÇ VERİYORUZ “MÜSİAD’ın diğerlerinden farkı, Allah rızası için çalışıyorsunuz. Kime ne görev verilirse, bencillik, kavga yok” diyen Ömer Cihad Vardan, MÜSİAD’ın yönetim anlayışını şöyle anlatıyor: “Başkanlık bitince, kendi yeteneklerimizden bir şey kaybettik anlamına gelmiyor. Örneğin Erol Başkan (Yarar) geri gelse yine en iyi şekilde MÜSİAD’ı yönetir. Hepsi için geçerli bu. Daha yeni fikirlerin gelmesi, dinamizmin oluşması, koltuktan güç alan değil, koltuğa güç veren insan olarak kalması düşüncesiyle 4 senede bir başkanı değiştiriyoruz. Gelen insan en fazla 4 sene kalacağını biliyor, beklenti içinde olmuyor. Sonuçta hepimiz insanız ve insanoğlu nefis sahibi. Kısacası bu zaman içinde, en iyisini yapmaya çalışıyor. Kırılma, gücenme de yok. Amaç, kurumun vizyonu doğrultusunda ülkeye hizmet verebilmek, MÜSİAD bu işte.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT